En'am Suresi 27-32. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَالَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ وَقَالُوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللّٰهِ حَتّٰٓى اِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَاحَسْرَتَنَا عَلٰى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ اَوْزَارَهُمْ عَلٰى ظُهُورِهِمْ اَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

27.

Ateşin karşısında durdurulup da, "Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve mü'minlerden olsak" dedikleri vakit (hallerini) bir görsen!

Diyanet İşleri

28.

Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.

29.

Derler ki: "Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz."

30.

Rab'lerinin huzurunda durduruldukları vakit (hallerini) bir görsen! (Allah) diyecek ki: "Nasıl, şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?" Onlar, "Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş" diyecekler. (Allah), "Öyleyse inkar etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!" diyecek.

31.

Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, "Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!" diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!

32.

Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

27- Onları ateş üzerinde durdurulacakları zaman bir görsen, «Ah keşke biz geri çevrilsek de Rabbimizin âyetlerini bir daha yalanlamasak ve müʹminlerden olsak» derler.

28- Hayır, daha önce gizleyegeldikleri şeyler onlara açıkça görün­dü. Eğer (dünyaya) geri çevrilselerdi, yine de menʹedildikleri şeylere dö­neceklerdi; doğrusu onlar yalancıdırlar.

29- Dediler ki: Hayat, sırf dünya hayatımızdır, başka bir hayat yok­tur ve biz bir daha diriltilip kaldırılacak da değiliz.

30- Onları, Rabbine karşı çıkarılıp (hesap alanında) durdurulacak­ları zaman bir görsen, «şu (gördüğünüz dirilme) hak değil mi? » diyecek. «Evet Rabbimize and olsun ki haktır», diyecekler. «O halde inkâr ettiğinize karşılık azâbı tadın» buyuracak..

31- Allah’a kavuşmayı yalanlıyanlar gerçekten ziyanda kaldılar; tâ­ki kıyâmetin kopuşu ansızın kendilerine gelince, günah ve veballerinin ağırlıklarını sırtlarına yüklendikleri halde, dünyadaki noksanlık ve kusur­larımızdan dolayı ah, yazıklar olsun bize! » diyecekler, ne kötüdür o yük­lendikleri şey!

32- Dünya hayatı bir oyuncak ve eğlenceden başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise, Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınanlar için elbette daha hayırlıdır; artık akletmiyecek misiniz?

ÂHİRET’LE İLGİLİ UYARICI BİRKAÇ SAFHA

Peygambere uymayanların, ondan uzak kalanların kendilerine nasıl yazık ettikleri belirtildikten sonra, konunun önemi dikkate alınarak açık­lanmasına geçildi. İnkâr ve inatları üzerinde son nefeslerini verenlerin, ateş üzerindeki SIRAT = Köprü üzerinde durdurulacakları ve bu gerçek kar­şısında sarsılıp büyük bir şaşkınlık içinde dünyaya döndürülmelerini te­menni edecekleri haber veriliyor.

Çünkü Allahʹın sonsuz ilim ve kudretine göre, geçmiş ve gelecek diye bir zaman kavramı söz konusu değildir. Olacak şeyler önceden tesbit edi­lip bilinmiş ve misalleri bir film şeridi gibi hazırlanmıştır. Bu sebeple kı­yâmet günü sergilenecek olaylar, ameller ve düşünceler tablosu aynen açıklanıyor.

Cenâb-ı Hak, onların bu temennilerinin bir şaşkınlık eseri olduğunu, dünyaya çevrilmiş olsalar yine menʹedildikleri inkâr ve tuğyana dönecek­lerini haber veriyor. Yıkanmış bir beyne, şartlanmış bir kafaya, katılaşmış bir kalbe, silinmiş bir vicdana, küflenmiş bir ruha sahip olan kişilerin dün­yada da uzun yıllar tutuklu kaldıktan sonra yine eski yollarına dönüp amel­lerinin özentisini çektikleri her gün görülen ve duyulan olaylardandır. Öm­rünün üçte ikisini zindanda geçirenlerin bile ıslah-ı nefs ettikleri pek az görülmüştür. Hele ideolojik bir saplantısı olur da o potada şekillenirse... İnsan karakteri işte bul. Ancak Allah’ın kendilerine hidâyet lütfettiği kişi­ler müstesnâ.

İlgili âyetle, dünyada Hakkʹın dâvetine kulak vermeyenlerin kıyâmet günü gizleyegeldikleri inkâr ve düşüncelerinin olduğu gibi ortaya dö­küleceği haber veriliyor ve böylece, dönüş yapmalarına bir defa daha çağ­rıda bulunuluyor, ayrıca müʹminlerin nasıl bîr saadet düzeyinde bulunduk­larına işâret ediliyor.

MADDECİLER KIYÂMETE DE İNANMAZLAR

«Dediler ki: Hayat sırf dünya hayatımızdır, başka bir hayat yoktur ve biz bir daha diriltilip kaldırılacak da değiliz. »

Maddecilerin kıyâmete, tekrar dirilip kalkmaya da inanmadıkları mu­hakkak. Çünkü onlara göre, ölü bir. bünyenin elemanları değişerek meselâ gübre olmakta, toprağı verimli kılmakta ve başka başka canlıları meyda­na getirmektedir. Bu bir bakıma doğruysa da maddeyi kabul edip ruhu red­detmektir. Ampulü kabul edip elektriği inkâr etmek gibi. Evet, onlara göre, herhangi bir canlıdaki hayatın devamı bile ancak ölü hücrelerin yerine can­lı hücrelerin geçmesiyle mümkün olabilmektedir. Şu halde yine onlara gö­re, hayatla ölüm durmadan birbirine dönüşmektedir.

Böylece maddeciler bu konuyu veya iddialarını, kendilerine göre şu temel kaideye dayıyorlar: «Her şey daima kendi zıddına dönüşür. » Aslın­da bu hiçbir zaman temel bir kural sayılamaz. Çünkü zıddına dönüşmeyen çok şeyler var.

Tabii insanı yalnız et, kan, kemik ve sinirden ibaret sayıp sadece mad­desel bir varlık olduğunu kabul etmek, bu sonuca ister istemez götürür. Maddecilerin yanıldığı noktalardan biri de işte budur.. Kurʹân onların iddia ve inkârlarını şu âyetle özetliyor: «Hayat, sırf dünya hayatımızdır. » Ondan sonra gübreleşme ve zıdda dönüşme başlar.

Ne garip iddia! Şuursuz maddenin bu kadar şuurlu ve mükemmel bir varlığı (canlı) meydana getirmesi mümkün müdür?

Bu garip iddianın dayanağı, materyalizmdir; onun da temeli, varlığı yani maddeyi düşüncenin yaratıcısı olarak kabul etmesidir. Görülüyor ki, maddeyi esas kabul eden bu görüş, düşünceyi diğer bir deyimle insanda­ki bütün yetenekleri maddenin eseri sayıyor ve maddeyi tek yaratıcı ola­rak sunuyor ve savunuyor. Onlara, kendisinde sözü edilen yetenekleri ta­şımıyan madde nasıl olur da bunca yetenekleri meydana getirebiliyor, ya da yaratabiliyor? diye sorulunca, kaçamaklı cevap verip geçiştirmeye ça­lışırlar ve şöyle derler: «Genel anlamdaki varlık, mevcut değildir. Mevcut olan özel vasıflara sahip özel varlıklardır. Düşünce için de durum budur. » Ve sonra çapraşık bir ifadeyle şunu eklerler: «Dolayısıyla genel olarak varlık’ın soyut bir şey, özel olarak varlıkʹın somut birşey olduğunu söyle­riz. »

KIYÂMETİN ANSIZIN KOPACAĞI

»Tâ ki kıyametin kopuşu ansızın kendilerine gelince »

Kur’ân, haktan ve gerçeklerden bu kadar uzaklaşıp inkâr çukurunda bir ömür tüketenleri uyararak bir gün, kâinatı örneksiz ve benzersiz bir plâna göre yaratıp insanın hizmetine veren ve insanı da kendi kudret ve varlığının müstesnâ belgesi olarak yaratan Allah’ın hesap soracağını ha­tırlatıyor. Mevcut düzeni en ince hesaplarla var kılan kudretin bir gün ay­rı bir düzen meydana getirmek için onu bozup değiştireceğini, yani ansı­zın kıyâmetin kopacağını haber veriyor.

Çünkü İlâhî emirden olan RUH, bedene girip onun şeklini aldıktan son­ra beden bir bakıma onun kullandığı elbise anlamına geliyor. Bu elbise, her şey eskiyip değiştiği gibi, bir gün eskiyecek ve eskiyen elbiseler atıl­dığı gibi, o da atılacak, yani toprağa verilecek, bu defa ikinci kurulacak düzenin şartlarına uygun ikinci bir elbise hazırlanacaktır. Materyalistler ruhu inkâr edip ikinci elbisenin anlam ve niteliğini kavrayamadıkları için atılan beden elbisesinin zıddına dönüşeceğiyle yetinip ilerisini düşüneme­mişlerdir. Toprağa atılan buğday danesi zıddına değil, benzerine dönüştü­ğü gibi, beden de bir süre sonra daha mükemmel bir benzerine dönüşe­cek ve ikinci hayat başlayacaktır.

Ruha, ampul hizmeti gören bedenin kendisinde ne akıl, ne zekâ, ne hafıza, ne düşünce, ne de idrâk gibi üstün yetenekler vardır. Bütün bun­lar ruha aittir. Beden bütün organlarıyla bu yeteneklerin ortaya çıkmasına bir vasıtadan ibârettir. Tıpkı elektrik akımıyla çeşitli elektronik cihazlar arasındaki ilgi ve bağ gibi. Akımı kestiğimizde ne ışık kalır, ne de ses ve renk.

O halde kıyâmetin kopması ve yeniden dirilme, ruh denilen güç ve kudret için yeni bir bedenin hazırlanıp verilmesi, demektir. O gün gerçek­leşince inkârcılar şaşkına dönecek, inanmadıkları o muhteşem günün deh­şeti içinde kendilerini bulacaklar. İşin sonunun nereye vardığını anlamak­ta gecikmiyecekler, ama neden sonra. «Ah, yazıklar olsun bize! » diyecek­ler. Çünkü sınav günü çok geride kalmış, sonuçların okunmasına başlan­mıştır.

DÜNYA HAYATI BİR OYUNCAK VE EĞLENCEDEN İBARETTİR

«Dünya hayatı bir oyuncak ve eğlenceden başka bir şey değildir. »

Bu, daha çok çocukların sabah olunca sokaklara, boş arsalara koşu­şup çelik-çomak oynaması, taştan çamurdan bir takım kümes ve benzeri şeyler yapması ve bütün gün her şeyi unutup zevk aldıkları oyun ve eğ­lenceleriyle haşır-neşir olmasına benzer. Akşam olup ortalık kararınca, evlerini hatırlıyarak dönmeye başlarlar ve çoğu akşama kadar yaptıkları­nın bir şey ifade etmediğini anlarlar, gerekirse ayaklarını dokundurup yap­tıklarını yerle bir edip öylece ayrılırlar.

Önünü gören, dünü anlayan, yarını kavrayan, dünyaya geliş hikmeti­ni bilen müʹminlere göre, dünya hayatı da bir bakıma böyledir. Aradaki fark, bu hayatın ikinci hayata hazırlık devresi olduğudur. İkinci hayat baş­layınca, inkârcılar, maddeciler dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu ancak anlayabilecekler. Bütün bu hususları Kur’ân yük­sek anlatım ölçüleri içinde kalblere enjekte etmekte ve inkârcıları hakka çağırmaktadır. Ne var ki onlarda gören bir göz, anlayabilen bir kalb, işitebilen bir kulak kalmamış, hepsi de küfür ve maddenin tokmağıyla du­mura uğramıştır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle inkârcıların inat ve tuğyanlarına uygun bir cezâ göreceklerine temas edilerek ateş üzerinde durdurulacakları zaman nasıl bir pişmanlık duyacakları haber verildi. Maddeyi esas kabul edip âhi­reti inkâr ettiklerine karşılık, önce ebedî hayatın nasıl bir saadet olduğu kendilerine gösterileceği ve sonra hak ettikleri cezâya itilecekleri bildirildi.

Aşağıdaki âyetlerle, beyni yıkanmış maddecilerin Hakka karşı sistem­li biçimde başkaldırmalarının her devirde görülegelen aşırılıklardan biri ol­duğu hatırlatılıyor. Bunun, hakla bâtıl mücadelesinin bitip tükenmiyen dra­mı olduğuna işâret ediliyor. Hakkʹın hak olarak bilinip tanınması, kafa ve gönüllerde yer etmesi için herhalde karşıt fikirle mücadele düzeyinde bu­lunması gerektiğine parmak basılıyor. Müʹminler bu mücadelede sabredip sistemli şekilde dâvalarını hem savunur, hem kalblere ışık tutma gayreti içinde olurlarsa, Allah’ın yardımına erişecekleri müjdeleniyor.