Hadid Suresi 26-27. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَاٰتَيْنَا الَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

27.

Andolsun, biz Nuh'u ve İbrahim'i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.

Diyanet İşleri

27.

Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

26- And olsun ki, Nûh’u ve İbrahimʹi (peygamber olarak) gönderdik; soylarına peygamberlik ve kitap verdik. Onlardan kimi doğru yol üzeredir; çoğu ise, İlâhî sınırları aşan sapık yozmuşlardır.

27- Sonra onların izleri üzerine peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. Ve Meryem oğlu İsâ’yı da onların ardından gönderdik ve ona İncil’i verdik; ona uyanların kalplerinde bir şefkat ve rahmet meydana ge­tirdik. Üzerlerine gerekli kılmadığımız halde Allah’ın rızâsına erişmek için, rehbaniyyeti din adına icâd edip ortaya çıkardılar; buna rağmen ona da hakkıyla riâyet etmediler. Onlardan imân edenlerin mükâfatını verdik. Ço­ğu ise ilâhi yoldan çıkan yozmuşlardır.

İLGİLİ HADÎSLER

«Her peygamberin kendine has bir rehbaniyeti vardır. Bu ümmetin rehbaniyeti ise, Azîz ve Celîl olan Allah yolunda cihâddır. » (Müsned-i Ahmed: 3/266)

«Bir adam, ashab-ı kirâmdan Ebû Saîd el-Hudrîʹye (R. A. ) gelip dedi ki:

- Bana tavsiyede bulun.

O da şöyle dedi:

- Benim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den istediğimi sen de benden istiyorsun! Sana: Allah’tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü bu, her şe­yin başıdır. Bir de (Allah yolunda) cihâda gerekli ol. Çünkü cihâd, İslâmʹın rehbaniyetidir. Allahʹı anmaya, Kurʹân okumaya da gerekli ol. Çünkü bu, gökte senin için asanlık ve rahmettir, yerde ise zikrindir. » (Müsned-i Ahmed: 3/82, 266)

HER ÇAĞDA İNSANLARIN AZI İNANMIŞ, ÇOĞU İNKÂR ETMİŞTİR

«And olsun ki, Nûhʹu ve İbrahimʹi (peygam­ber olarak) gönderdik; soylarına peygamberlik ve kitap verdik. Onlardan kimi doğru yol üzeredir; çoğu ise, İlâhî sınırları aşan sapık yozmuşlardır. »

Dinler tarihi incelendiğinde, hemen her çağda hak dine uyanlar azın­lıkta kalmış, bâtılı seçenler ise çoğunluğu oluşturmuştur. Nitekim yukarı­daki âyette bu hususa işâret edilmekte ve aydınlatıcı bilgi verilmektedir. Şöyle ki:

Önce Nûh (A. S. ) ve İbrahim (A. S. ) misâl veriliyor. Bu iki peygamberin soyundan bazı peygamberler ve sâlih kişiler gelmekle beraber, soylarının çoğu İlâhî sınırları aşıp sapıtmış kimselerdir. Hz. Muhammed’in (A. S. ) bağlı bulunduğu kabile ve ailenin de çoğu Ona inanmayıp sapıklığı seçmişlerdir.

Böylece peygamberler birbirini izleyerek İsrâil oğulları’na son olarak İsa (A. S. ) İncil ile gönderildi. Ona imân eden Havariler az bir grubu oluş­turuyordu. Bununla beraber bu bir avuç mü’minin kalbinde insanlara karşı şefkat ve merhamet duygusu hâkim idi. O bakımdan İsa Peygamberʹin insanlığın bağrına attığı İlâhî kıvılcım, Onun göğe yükseltilmesinden sonra birçok gönülleri tutuşturdu ve Ona inanan rahipler ve diğer din adamları ile rahibeler, Allah tarafından kendilerine farz kılınmadığı halde, dinde bir bidʹat meydana getirerek ilâhî hoşnutluğa erişmek için dağ eteklerinde, mağaralarda, sarp yerlerde, tenha semtlerde fitneden uzak kalıp sabırla Hakk’a ibâdeti kendilerine gerekli gördüler ve bunu bir ibâdet yolu ve çe­şidi olarak ortaya koydular. Bununla beraber çoğu sözü edilen rehbaniyete riâyet etmedi de İlâhî ölçüleri aştılar: Allah adına günahları affedebilecek­lerini ilân ettiler; üç ilâh inancını uydurdular. İncilʹde geleceği haber veri­len Son Peygamber Hz. Muhammedʹe inanmadılar ve İncilʹin o belgele­rini kısmen değiştirip kendilerine göre farklı bir yorum ortaya koydular. İsa Peygamberin ibâdet şeklini değiştirdiler. Namaz ve zekât ile emrolunduk­ları halde bu iki ibâdeti terkettiler; çok değişik bir ibâdet şekli ihdas edip ölçüyü kaçırdılar. İçlerinden pek azı İsa Peygamber’in (A. S. ) tavsiyelerine uyup son peygamberi tasdîk etti. Çoğu ise, yanlış bir akide tutturarak din ve ahlâk sınırlarını aştılar. Dinî âyinlerde şarap içmeye yöneldiler; kadın- erkek karışık bir halde ibâdet etmeyi tercih ettiler.

Cenâb-ı Hak, Muhammed (A. S. ) ümmetinin böylesine sakıncalı ve so­nu hüsrân ile noktalanacak bir inanç ve aşırılıktan sakınmalarını tenbîh buyurarak, Hıristiyanların sergiledikleri ölçüsüzlüklerden uzak kalmalarına kapalı şekilde atıfta bulunmakta ve 26. 27. âyetlerle o ölçüsüzlüklerin bir özetini vermektedir. Öyle ki: «Onlardan imân edenlerin mükâfatını verdik. Çoğu ise İlâhî yoldan çıkan yozmuşlardır. »

MERYEM OĞLU İSA (A. S. )

«Sonra onların izleri üze­rine peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. Ve Meryem oğlu İsa’yı da onların ardından gönderdik ve Ona İncil’i verdik.. »

Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif yerlerinde İsa (A. S. )dan söz edilmektedir. Ancak 16 yerinde «Meryem oğlu İsa» sözü kullanılarak, İsa’ya (A. S. ) ulu­hiyet izafe edenlerin bu husustaki inançlarının sakatlığı belirtilir. Aynı za­manda Melek Cebrâil’in Meryem’e nefhasıyla vücut bulup babasız dünya­ya geldiği, hâşâ Allahʹın oğlu olmadığı teʹkiden vurgulanır.

Her ne kadar mevcut dört İncilʹde ve son yıllarda bir nüshası İtalya’da bulunup neşredilen Bernaba İncil’inde; aynı zamanda Kurʹân-ı Kerîm’de İsa’nın (A. S. ) babasız dünyaya geldiği ve Melek Cebrâil’in nefhasıyla Mer­yem’in hâmile kaldığı açıklanırsa da, Hıristiyan din adamları böylesine muʹcizevî bir doğum olayını yanlış bir yoruma tabi tutarlar ve İsa’nın -hâşâ- Allah’ın biricik oğlu olduğunu iddia ederler.

Nitekim Matta İncil’inde İsa (A. S. )ın doğması şöyle anlatılmaktadır:

«İsa Mesih’in doğması da şöyle oldu: Anası Meryem Yusuf’a nişan­lanmış olduğu halde, buluşmalarından önce Ruhuʹl-kudüs’den gebe olduğu anlaşıldı. Nişanlısı Yusuf, salih bir adam olup onu âleme rüsvay etmek is­temiyerek gizlice boşamak niyetinde idi. Fakat bunları düşünürken, işte Rabbin meleği rüyada ona görünüp dedi: Sen, Dâvud oğlu Yusuf, Mer­yem’i kendine karı olarak almaktan korkma; çünkü kendisinde doğmuş olan Ruhu’l-kudüsʹtendir. Ve bir oğul doğuracaktır ve onun adını İsa koyacak­sın. Çünkü kavmini günahlardan kurtaracak olan odur. » (Matta İncil’i: 1/18- 21)

Luka İncil’i 1/26-38. belgelerde buna yakın bir bilgi vermektedir. Ber­naba İncil’inin birinci ve ikinci faslında Kurʹân’daki beyâna uygun bilgi verilmekte ve İsa (A. S. )ın nasıl dünyaya geldiği açıklanmaktadır.

Bunca açık delil ve belge karşısında ismi ve soyu belli bir anadan doğan İsaʹya «Allah’ın oğlu» diyerek uluhiyet izafe etmek küfürdür ve bü­yük bir haksızlıktır.

REHBANİYET (RUHBANİYET)

27. Âyette sözü edilen «rehbaniyet», «rehb» kökünden türetilmiştir. Bu isim, «ruhbaniyet» olarak da zikredilir. Kök mâna olarak, fazla korku ve endişe ifade eder. Terim olarak, günün fitnelerinden uzak kalmak; kalbi bu gibi endişelerden temizleyip inzivaya çekilerek Cenâb-ı Hak ile huzur duymaktır.

Hıristiyan din adamları aynı duygu ve düşünceyle günün dağdağasın­dan uzak bir atmosfer içinde kendilerini Allah’a verip, evlenmek ve benzeri zevklerden kurtularak Cenâb-ı Hakk’a ibâdet etmek üzere dağ eteklerin­de, mağaralarda, sarp yerlerde manastır yaptırarak rehbaniyeti icad et­mişlerdir. Bu manayla onlara «rehban» ve «ruhban», tekiline «râhip» de­nilmiştir.

İsrâil oğulları âhiret kavramını bir fantezi olarak kabul edip yüzlerini tamamıyla dünyaya çevirmişlerdi. Onların dünya ile âhiret arasında boz­dukları dengeyi yeniden kurabilmeleri için, yüzü bütünüyle âhirete yöne­lik olan İsa (A. S. ) peygamber olarak gönderildi. Ne var ki İsaʹdan son­ra Hıristiyan din adamları İsa (A. S. )ın bu özelliğini, dengeyi sağlamaya değil, rehbaniyeti ihdasa yönelik olarak yorumladılar ve böylece mâbedlere çekilerek uhrevî saadeti elde etmeyi umdular. Oysa gönderilen her peygamber her iki hayatı düzen ve dengede tutmak için teblîğ ve irşatta bulunmuş; dünyanın âhireti, âhiretin de dünyayı tamamladığını; birinin hik­metinin ancak diğerinin mevcudiyetiyle anlaşılabileceğini açıklamıştır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Nûh ve İbrahim (A. S. )dan sonra da ardarda pey­gamberlerin gönderildiğine değinildi. Gönderilen peygamberlerin soylarının çoğunun sapıklığı seçtiklerine dikkat çekilerek, Hz. Muhammed (A. S. ) ve arkadaşları teselli edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, daha çok kitap ehline seslenilerek son peygam­bere imân etmeleri telkîn ediliyor ve bundan dolayı kendilerine İlâhî rah­mette iki pay verileceği müjdeleniyor. Sonra da gönderilen peygamberlerin insanların istek ve arzusuna göre seçilmediği konu ediliyor ve bu seçim ve tercihin bütünüyle Allah’a ait olduğu bildiriliyor.