MEÂLİ:
27- Ey imân edenler! kendi evlerinizden başka evlere, sahipleriyle alışkanlık sağlayıp (onlardan) izin almadıkça ve onlara selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için hayırlıdır. Umulur ki iyice düşünürsünüz.
28- İçinde bir kimse bulamazsanız, size izin verilmedikçe yine de girmeyin. Size, «geri dönün» denilirse, geri dönün. Bu sizin için daha nezih ve daha uygundur. Allah yapageldiklerinizi bilir.
29- İçinde sizinle ilgili bir yarar bulunup oturulmayan evlere girmenizde bir günah ve vebâl yoktur. Allah açıkladığınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.
İNİŞ SEBEBİ
Taberânî’nin Adiy b. Sâbitʹten yaptığı rivâyete göre: Ansar’dan bir kadın, Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe gelerek şöyle dedi: «Ya Resûlellah! doğrusu ben kendi evimde öyle vaziyetlerde bulunuyorum ki başkasının beni o vaziyette görmesini arzu etmiyorum. Hattâ babam ve oğlumun bile görmesini istemiyorum. Ama (zaman zaman) babam gelip içeri girmekte, ailemizden biri gelip girmektedir. Bu durumda ne yapmalıyım? »
Bu sebeple ilgili âyetin indiği tesbit edilmiştir.
Diğer bir rivâyet de şöyledir: Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ) da, Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe şöyle demiştir: «Ya Resûlellah! Şam yolu üzerinde birtakım haneler ve meskenler vardır ki içlerinde kimseler oturmamaktadır. Onlar hakkında ne buyurursunuz? Bu soru üzerine 29. âyet inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/213)
İLGİLİ HADİSLER
Kind b. Hanbel anlatıyor: «Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin (evinde bulunduğu bir sırada) izin almadan yanına girdim. Bunun üzerine bana şöyle buyurdu: «Geri dön ve es-selâmü aleyküm, içeri girebilir miyim? de de izin iste. » (Ebû Dâvud - Tirmizî)
Rebi’î b. Harraş (R. A. ) anlatıyor:
- Beni Âmir kabilesinden bir adam gelip evinde oturmakta olan Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in yanına girmek için izin isteyerek «içeri girebilir miyim? » dedi. Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) kendisine hizmet eden adama şöyle emretti: «Dışarı çık da o adama eve girme adabını öğret; ona: es-selâmü aleyküm. İçeri girebilir miyim? şeklinde söylemesini bellet. » Adam bu uyarıyı duydu ve «es-selâmü aleyküm. Girebilir miyim? » diyerek izin istedi. Peygamber (A. S. ) izin verdi. (Ebû Dâvud/edeb: 127- Ahmed: 5/269)
Ebû Saîd (R. A. ) anlatıyor:
- Bir toplantıda bulunuyordum. O sırada Ebû Musa (R. A. ) üzgün bir halde geldi ve şöyle dedi: «Hz. Ömer’den içeri girmek için üç defa izin istedim, cevap alamadım. Geri döndüm. Sonra beni tekrar çağırttı ve şöyle dedi: «Seni daha önce çağırdığım halde neden gelmedin? » «Ben de: «Geldim, üç defa izin istedim, cevap alamadım ve geri döndüm. Nitekim Peygamber (A. S. ) da «bir eve girmek istediğin zaman üç defa izin iste. Cevap verilmeyince geri dön» buyurmuştu, diye ilâve ettim. Bunun üzerine Hz. Ömer (R. A. ): «Vallahi bunu Peygamberʹin (A. S. ) dediğine dair şahit getirmelisin; aksi halde elimden kurtulamazsın! » dedi. Ebû Musa (R. A. ) olayı anlattıktan sonra hazır olanlara: «Sizden bu hadîsi duyan yok mudur? » diye sordu. Ubay b. Kâb (R. A. ): «Ben duydum» dedi ve kalkıp Hz. Ömerʹe (R. A. ) gittiler. (Buharî/isti’zan: 13- Müslim/edeb: 32, 34, 36- İbn Mâce/edeb: 17)
MESKEN DOKUNULMAZLIĞI
İslâm Dini her vatandaşın canını, malını, namus ve şerefini korumuş ve bunlara tecavüzü kesinlikle yasaklayıp haram kılmıştır. O kadar ki izin istemeden, selâm vermeden başkasının evine girmeye cevaz vermemiş; başkasının kapı ve penceresinden içeri bakmayı büyük günahlardan saymıştır.
İslâm bütün bu yasakları, biri dünyevî, diğeri uhrevî olmak üzere iki ayrı cezaî müeyyide koymakla asıl amacına ulaştırmayı plânlamıştır. Dünyevî ceza için devletin ilgili kurumlarını yetkili kılmış ve böylece başkasının meskenine izinsiz girmeyi hukukî ve kazaî açıdan yasaklamıştır.
Kitap ve sünnetten anlaşıldığı üzere, aynı evde oturan karı-koca dışındaki diğer yakınların da birbirlerinin, özellikle ana-babalarının odalarına izin isteyerek girmeleri tavsiye edilmiş; daha çok üç vakit üzerinde durularak gereken açıklama yapılmıştır. (Bilgi için bak: Nur Sûresi: 58. âyetin tefsiri)
Böylece İslâm insanların birbirlerine karşı saygılı olmalarını ve bunu günlük hayatlarında sergilemelerini sağlamış; namus ve iffeti, şeref ve haysiyeti korumayı her zaman ön plânda tutmuştur.
Ziyaret veya herhangi bir iş için gidilen eve girmeye üç defa izin istenildiği halde izin verilmezse, üzülmeden, öfkelenmeden, kırılmadan dönmenin çok daha hayırlı olduğu belirtiliyor. Bununla ev sahibinin kendine göre mazereti, başkasının görmesi uygun olmayan bazı durumları bulunabileceğine işâret ediliyor.
İslâmʹın gerçek medeniyetin en sağlam esasını oluşturduğunu, beşerî münasebetlerin bu bölümünden de rahatlıkla anlamak mümkün..
BAŞKASININ EVİNE GİRMEK İÇİN PRENSİP
Kur’ân-ı Kerîmʹde başkasının evine girmek istenildiğinde riâyet edilmesi gereken iki prensip konulmuştur:
1- İstiʹnas
2- Teslîm
İsti’nas: Hafif öksürmek, «Sübhanellah» veya «Allahu Ekber» ya da «el-Hamdu lillah» demek suretiyle dışarda beklemekte olduğunu ev halkına duyurmaktır. Böylece ziyaretçi daha güven verici bir hava oluşturur ve ev sahibinin toparlanmasını sağlar.
Aynı zamanda «isti’nas» izin isteme manasını içerir. Nitekim yedi kıraatten birinde «isti’nas» yerine «isti’zan» okunmuştur. Bir kısmı İbn Abbas’ın, bir kısmı ise Tabiîn’den Saîd b. Cübeyr’in şöyle dediğini rivâyet etmişlerdir: «Testeʹnisû hatadır ve kâtipten sadır olan bir vehimdir. Onun aslı testeʹzinûʹdur. » Ancak yapılan ciddi araştırmalara göre bu rivayetin sahih olmadığı ve bütün İslâm mushaflarında «teste’nisû» olduğu anlaşılmış ve Hz. Osman (R. A. ) döneminde de böyle yazıldığı görülmüştür. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/214)
Nitekim İbn Mâce’nin Ebû Eyyub el-Ansarî (R. A. ) den yaptığı rivâyete göre, adı geçen sahabî, Peygamber (A. S. ) Efendimiz’den soruyor: «Ya Resûlellah! birinin evinin kapısına gelinince selâm vermeyi anlıyoruz, ama isti’nas nedir bilmiyoruz. » Bunun üzerine Cenâb-ı Peygamber (A. S. ) ona şöyle cevap veriyor: «Sübhanellah veya Allahu Ekber veya el-Hamdu lillah demek, ya da hafif öksürmek ve ev halkından izin istemektir. »
Cahiliye devrinin kötü âdetlerinin izlerini kendi üzerlerinde taşıyan bazı Araplar, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in odasının arka kısmına gelip görüşmek istediklerini yüksek sesle duyurmaya çalışırlardı. Cenâb-ı Hak onların bu davranışının ev sahibine hem saygısızlık olduğunu, hem de edep ve terbiye kuralları dışına taştığını Hücurat Sûresi dördüncü âyetle şöyle açıklayarak mü’minleri aydınlatmıştır: «Şüphesiz onlar ki (sana ait) odaların arkasından sana seslenirler, çoğunun aklı ermez. »
Teslîme gelince: O, «es-Selâmu aleyküm» demektir. Bu, henüz içeri girmeden gelen ziyaretçinin müslüman olduğunu hatırlatmak, aynı zamanda güven telkîn etmek ve ev sahibine dünya ve âhiret selâmeti dilemek içindir.
İzin istemeyi gerekirse üç defa tekrarlamak sünnettir. Üçüncü defa da izin verilmezse veya cevapsız bırakılırsa, artık dördüncü defa izin istemeye gerek kalmayıp geri dönmek sünnettir.
İzin istemenin şekli şöyledir: «es-Selâmü aleyküm, içeri girebilir miyim? » Bu durumda izin verilirse girilir, «kabul edemiyeceğiz» denilirse, geri dönülür. Cevap verilmezse, aynı söz iki defa daha söylenir. Ayrıca ziyaretçinin kendini tanıtması da sünnettir. Nitekim sahih rivâyete göre: Câbir b. Abdullah, Peygamber (A. S. )ın kapısına gelip izin istedi. Peygamber (A. S. ) Efendimiz: «Kim o? » diye sorunca, Câbir (R. A. ) «Benim» diye cevap verdi. Peygamber (A. S. ) bu cevabı beğenmeyip «ben, ben (ne demekmiş? ) buyurdu. (Buharî: 12/324)
MESKÛN OLMAYAN EVLER
«İçinde sizinle ilgili bir yarar bulunup oturulmayan evlere girmenizde bir günah ve vebal yoktur.. »
Meskûn olmayan evler hangisidir? Bu konuda müfessirlerin az farklı yorumları olmuştur. Şöyle ki:
a) Yol üstündeki hanlar ve kervansaraylardır. Zira bunlar ya devlet, ya da hayır sahipleri tarafından sırf yolcuların yararlanması için yapılmış tesislerdir.
b) Zamanında meskûn olarak yapılmış, sonraları sahipleri bütünüyle terkedip başka yere göçmüş olan evlerdir. Ancak bunların kapılarına kilit vurulmuşsa, bu, başkalarının girmesine müsaade edilmediğine alâmet sayılır ve o takdirde sahiplerinden izin almak gerekir.
c) Medine yolu üzerinde yolcuların konaklaması için hazırlanıp içine öteberi yerleştirilen evlerdir. (Fazla bilgi için bak: Câmiu’l-beyân Tefsîri/İbn Cerîr et-Taberî: 8/89, 90)
d) Muhammed b. Hanîfe, Katade ve Mücahidʹe göre: Yolcuların gelip geçtiği yol üzerine yapılan han ve benzeri teʹsislerdir. Bunlar sırf yolcular yararlansın diye vakfedilmişlerdir. İçlerine, yolcuların istifade edebileceği bazı eşyalar da konulmuştur.
e) Yine Muhammed b. Hanîfeʹye göre: Mekkeʹdeki mevcut evlerdir. Mekke silah zoruyla fethedildiği için oradaki evler bütün müslümanlara aittir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/221)
f) Ataʹa göre: Yol üzerlerindeki yıkık binalardır. Bunlarda küçük ve büyük abdest bozacak ve geceyi geçirecek yerler mevcuttur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, başkalarına ait evlere izin istemeden ve selâm vermeden girmenin câiz olmadığı belirtildi. Ancak yol üzerlerinde yolcular yararlansın diye yapılan han ve benzeri tesislere izin istemeden girmekte bir sakınca olmadığına dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, erkek ve kadınların kendilerine helâl olmayana bakmamaları emrediliyor ve her iki cinsin de namus ve iffetlerini korumalarının lüzumu üzerinde durularak mahalle ve sokaklarda nasıl davranılmasının gereğine işâret ediliyor. Sonra da kadınların zînet yerleri konu ediliyor. Başlarını da örtmelerinin gereğine değinilerek sağlam bir kıstas veriliyor. Zînetlerini ve zînet yerlerini kimler yanında açık bulundurabileceklerine atıf yapılarak sınırlı bir cevaza yol açılıyor.