Tur Suresi 17-28. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ فَاكِهِينَ بِمَا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ مُتَّكِـِٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِاِيمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ قَالُوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي اَهْلِنَا مُشْفِقِينَ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ

25.

(17-18) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar Rablerinin, kendilerine verdiği şeylerle zevk ve mutluluk duyarak cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

Diyanet İşleri

19-20.

(19-20) Onlara, "Dünya'da yapmakta olduklarınızın karşılığında, sıra sıra dizilmiş koltuklara dayanarak afiyetle yiyin için" denir. Biz, onlara, iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir.

21.

İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.

22.

Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.

23.

Orada, (içilince) boş söz söyletmeyen, günah işletmeyen dolu bir kadehi elden ele dolaştırırlar.

24.

Hizmetlerine verilmiş, kabuğunda saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.

25.

Birbirlerine dönüp ("Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?" diye) sorarlar.

26.

Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."

27.

"Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu."

28.

"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

17- Şüphesiz ki muttâkîler (Allahʹtan saygı ile korkup kötülüklerden sakınan müʹminler) Cennetlerde nîmet içindedirler.

18- Rablarının kendilerine verdikleriyle neşelenip zevk-u safa sür­mektedirler. Rabları, onları o çok yakıcı Cehennem azâbından korumuştur.

19- İşlediklerinize karşılık âfiyetle gönül huzuru içinde yeyiniz içiniz.

20- Bunlar, birer dizi halinde sıralanan kanepelere, tahtlara yasla­nırlar ve biz, kendilerini iri kara gözlü eşlerle evlendiririz.

21- Onlar ki imân ettiler ve soyları da kendilerine imân ile uydu­lar, soylarını onlara eriştirip katarız ve biz, onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Her kişi kazandığına karşılık rehîndir.

22- Onlara (Cennetʹtekilere), canlarının çektiği meyvalardan ve et­ten sunarız.

23- Orada kadeh tokuştururlar ki, bunda ne bir boş-anlamsız saç­malama, ne de günaha sokma vardır.

24- Kendilerine ait hizmetçiler etraflarında dönüp dolaşırlar da san­ki herbiri sedefteki saklı inciler gibi..

25- Birbirlerine dönüp sorarlar;

26- Derler ki: «Hakikat biz bundan önce (dünyaʹda) âilemiz hak­kında korkup endişe duyardık?

27- Allah, bize bol lûtufta bulundu da Cehennem’in kavurucu azâ­bından korudu.

28- Şüphesiz biz, bundan önce de Oʹna yalvarıp ibâdet ederdik. Çün­kü O, iyiliği bol, rahmeti geniştir. »

İLGİLİ HADÎSLER VE RİVÂYETLER

Tabiîn’den Saîd b. Cübeyr’in İbn Abbas (R. A. )dan mevkufen yaptığı rivâyette buyuruluyor ki:

«Adam Cennetʹe girince, ana-babasını, eşini ve çocuklarını sorar. Ona: «Sözünü ettiğin yakınların senin derecene erişememişlerdir» denilir. O da: «Ya Rabbi! Ben hem kendim için, hem de onlar için amel ettim» diyerek dileğini arzeder. Bunun üzerine, yakınlarının ona kavuşturulması emre­dilir. » (Taberânî: İbn Abbas (R. A. )dan - İbn Kesîr: 4/242)

«Şüphesiz ki Allah, sâlih kulun cennetteki derecesini yükseltir. O da: «Ya Rabbi! Bu derece bana nereden, nasıl olabilir? » diyerek hayretini dile getirir. Allah ona: «Bu, evlâdının senin için yaptığı duâ ve istiğfarın kar­şılığıdır» buyurur. » (Taberânî/Kur’ân: 38)

«Ademoğlu ölünce ameli kesilir. Ancak şu üç cihetten değil: Cârî bir sadaka veya istifade edilen bir ilim veya kendisi için duâ eden bir ev­lât.. » (Müslim/vasiyyet: 14- Ebû Dâvud/vasayâ: 14- Tirmizî/ahkâm: 36- Nesâî/vasayâ: 8- Ahmed: 2/316, 350, 372)

«Cennetlikler Cennetʹe girdikten sonra, (din) kardeşlerini ve dostları­nı görmek isterler. Bunun üzerine (kardeşinin veya dostunun) kanepesi ge­tirilir de onun kanepesinin hizasına konulur. Herbiri kendine ait kanepe­sine oturup dayandığı halde dünyada olup bitenlerden, (o günlerde cere­yan eden olaylardan) söz ederler. Biri diğerine şöyle der: «Dostum! Al­lah’ın hangi günde bizi bağışladığını bilir misin? Biz şu yerde bulundu­ğumuz günde Azîz ve Celîl olan Allah’a duâ etmiştik de O bizi bağışla­mıştı. » (Müsned-i Bezzar: Enes b. Mâlik (R. A. )den - İbn Kesîr: 4/242)

TAKVÂ DERECESİNE EREN MÜ’MİNLERİN MÜKÂFATI

«Şüphesiz ki muttakîler (Allahʹtan saygı ile korkup kötülüklerden sakınan müʹminler) cennetlerde nîmet içindedirler.. »

Kurʹân İlâhî metod gereği, önce insanlıktan yana çok yararlı olan beş önemli şeyi sıraladı ve arkasından kıyâmet günündeki safhalardan birka­çına dikkatleri çektikten sonra, inkârcı sapıkları, azgın zâlimleri nasıl kor­kunç bir azâbın beklediğini haber verdi. Sonra da kendini inkâr ve haksız­lık fırtınasından; cehalet ve azgınlık karanlığından kurtarıp Allah sevgisi ve korkusu doğrultusunda hayatını İlâhî buyrukların ışığı altında düzene sokan mü’minlerin erişeceği on kadar gönül açıcı, mutluluk verici nîmetleri sıralamaktadır:

1- Takvâ derecesine eren mü’minler cennetlerde nîmetler içinde ola­caklar.

Dünyada imân ve irfanın kalp ve ruhta oluşturduğu haz ve iştiyak, âhiret âleminde İlâhî iltifatın belirtisi olan Cennet’in nîmetleriyle ve cemalüllah ile son çizgisine ermiş olacak. Çünkü tahkîki imânın mükâfatı ancak Cennet’tir.

2- Mü’minler ebediyet yurdunda Rablarının verdiği mükâfatlarla ne­şelenip zevk ve safa süreceklerdir.

Çünkü orada teklîf ve tekellüf yoktur. Sınavlar, mücadeleler, teklîf ve tekellüfler çok gerilerde kalır; daha doğrusu onların dönemi kapanmış olur. Kişinin beraberinde getirdiği sağlam imân ve onun ürünü olan sâlih amel­ler değerlendirilir.

3- Cenâb-ı Hak o takvâ sâhibi müʹminleri Cehennem azabından ko­ruyacaktır.

Zira onların imân temeli üzerinde yükselttikleri iyi-yararlı amelleri, sa­mimi niyetleri, kötülüklerine ağır gelir ve böylece «hüküm eksere göredir» kuralınca, onlar, suçlu günahkârlarla aynı çizgide tutulmazlar.

4- Dünyada ömrünü hak yolunda değerlendirip nefis ve İblîs’le mü­cadele ederek sâlih amellerde bulunan o mü’minler, Allah’ın şu iltifatına lâyık görüleceklerdir: «İşlediğinize karşılık âfiyetle, gönül huzuru içinde yeyiniz, içiniz! »

5- Dünyada hak yolunda mücadele eden o bahtiyarlar, âhirette Cen­net’in gönül çekici havası içinde karşılıklı tahtlar üzerinde oturup tatlı soh­betlerde bulunma imkânına kavuşturulacaklardır.

6- Dünyada nefis ve şehvetinin aşırılıklarını frenleyip kendini meşru sınırlar içinde tutarak cadde-i haktan sapmayan o mü’minler için Cen­netʹte eş olarak hûriler hazırlanmıştır.

7- Sözü edilen o mü’minlerin soylarından da imân edenler arkala­rından onlara kavuşturulacaktır. Kimsenin amelinden bir şey eksilmeksizin öncekilerin mükâfatının bir benzeri diğerlerine de verilecektir.

Kurʹân’ın bu beyânı, mü’min bir neslin müʹmin nesil yetiştirmesinin lüzumunu tahrîk ve teşvîke yönelik bulunmaktadır.

8- Cennet mutlak anlamda mutluluk ve bolluk yurdudur. Mü’minlerin İştiha ettiği her şey orada mevcuttur. Dünyada kendini haramdan ko­ruyup şüpheli şeylerden uzak tutan takvâ erbabına, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve kalplerin tasavvur edemediği sonsuz mükâfatlar hazırlanmıştır.

9- Cennet yiyeceklerinin posası olmadığı ve alınan gıda ile vücut hep tazelendiği gibi, içkilerinin de sarhoş edici nitelikte bulunmadığı, insanı saçmalamaya itmediği bir gerçektir. O bakımdan Cennet’te pislik, kir, toz, moloz, çöp ve benzeri rahatsız edecek hiçbir şey söz konusu değildir. Bütünüyle huzur, güven, rahatlık, temizlik, saadet, neşe ve gönül yatışkanlığıdır.

10- Takvâ erbabı mü’minlerin etrafında hizmet aşkıyla dolaşan hiz­metçilerden her biri sedefteki inci kadar temiz ve zariftir. Dünyada kendini Hakkʹın yoluna ve hizmetine veren mü’minlere Cennet’te devamlı hizmet edenler olacaktır.

HER KİŞİ KAZANDIĞINA KARŞILIK REHİNDİR

«Her kişi kazandığına karşılık rehindir. »

Burada «her kişi» sözü, zahirî itibariyle umum ifade ediyorsa da, Müddessir Sûresi 38. âyette, meymenetli mü’minler bu genellemenin dışında tutulmuştur. O halde «her kişi»den maksad, inkârcı sapıklar, zâlim müte­cavizler, suçlu günahkârlardır. Kâfirler küfürlerinden kaynaklanan amelle­rine karşılık Cehennemʹde rehîn tutulurlar. O amellerinin doğurduğu günah­lardan başka kendilerine bir günah yükletilmeyeceği gibi, mükelleflerin de günahları kaldırılıp onlara yükletilmeyecektir. Ancak kişinin dünyada açtığı kötü çığırda yürüyenlerin kazandığı günahın bir misli kendisine yazı­lır. Böylece kötü amel bir borç, sâhibi ise ona karşılık rehindir. Borç öden­medikçe rehîn geri verilmez. İyi ve yararlı amel işlemek borcu ödemek de­mektir. Âhirette iyi-yararlı amel işleme diye bir teklîf olmadığına göre, kö­tü amelinden dolayı rehîn tutulan kişinin kurtulma şansı da yok demek­tir. Ancak suçlu günahkâr müʹminlerin dünyada işledikleri sâlih amelle­ri, kötü amelleri karşısında ağır gelirse, o takdirde kurtulma şansı söz ko­nusudur.

CENNET’TE MEYVA VE ET NÎMETİ

Kur’ân’da cennet nîmetleri sayılıp açıklanırken meyva ve etten ismen söz edilerek dikkatler bu iki maddeye çekilmektedir. Zira bu iki nîmet, dün­ya hayatında da insanın dengeli beslenmesi için son derece lüzumludur. Âhirette de onların gerekli olduğu anlaşılıyor. Ancak oradaki meyva ve et, dünyadakinden çok farklıdır. Meyvadaki vitaminler, etteki proteinler temel gıdalardır. Cennet’te bunlar en verimli ve hayatı devam ettirici özellikte hazırlanmıştır.

SARHOŞ ETMEYEN İÇKİLER

«Orada kadeh tokuştururlar ki, bunda ne bir boş ve anlamsız saçmalama, ne de günaha sokma vardır. »

Cenâb-ı Hak ilgili âyetle alkolsüz meşrubatı överek Cennetʹteki içkile­ri misal vermektedir. Anlaşılan odur ki, alkollü içkiler hem dünyada, hem de Cennetʹte zararlıdır. O bakımdan bize emânet olarak verilen bu bedeni, zararlı maddelerle tahrîp etmeden sağlığını, zindeliğini korumamız farzdır. Aksi halde hem emânete hiyânet, hem de kendimize haksızlık etmiş oluruz.

Âyette, Cennetʹteki faydalı içkilerin iki özelliği konu edilmektedir: «lağv» ve «te’sîm». Birincisi, içenleri sarhoş etmiyeceğine ve o nedenle on­lardan boş, anlamsız ve saçma sözlerin çıkmayacağına delâlet etmekte­dir. İkincisi ise, insanı dengesizliğe itmeyeceğini, günaha sokmayacağını, Hakkʹı unutturmayacağını belirtmektedir.

ĞILMAN VE VİLDÂN

«Kendilerine ait hizmetçiler etraflarında dönüp dolaşırlar da sanki herbiri sedefteki saklı inciler gibi.. »

«Gılman» ismi Kur’ânʹda bir yerde geçer. «gulam»ın çoğuludur. Daha çok on yaşın üstündeki taze çocuklar hakkında kullanılır. Bu tarîften an­laşılan şu ki: Cennet’te müʹminlere hizmet eden on yaş üstü çocuklar vardır. Ancak onların menşei nedir? Dünya’da henüz ergen olmadan ölen çocuklar mıdır, yoksa Cennetʹte sırf hizmet için yaratılan ayrı varlıklar mıdır? Müfessirlerin bu hususta farklı tesbit ve yorumları olmuştur:

a) Mü’minlerin belirtilen yaşlarda ölen çocuklarıdır. Böylece Cenâb-ı Hak, cennetliklerin gönlünü ve gözünü çocuklarıyla da aydınlatacak ve onları orada biraraya getirecektir.

b) Başkalarının çocuklarıdır. Bunlar teklîf çağına girmeden ölenlerdir ki, daha çok ana-babaları küfür üzere ölen kâfir ve müşriklerin çocukları olup, İlâhî teklîflerle henüz mükellef yaşa gelmeden dünyadan ayrılmışlar­dır ve «Her doğan çocuk fıtrat üzere (din ve Allah duygusu, İslâm ruhu ve mayası) üzere doğar.. » meâlindeki hadîste ifadesini bulduğu üzere, bunlar kâfir ve müşrik sayılmadığından Cennet’e girme nîmetine erdirilmiş ve mü’minlerin hizmetine verilmişlerdir.

c) Cennet’te hûri misali, sırf müʹminlere hizmette bulunmaları için ya­ratılmışlardır. Ne yaşlanırlar, ne de tazelik ve zerafetlerini kaybederler.

Kur’ân’ın bir de altı yerinde «vildân» ismi geçmektedir. Onlardan dör­dü dünyadaki çocuklarla ilgilidir; ikisi ise, Cennette hizmet edecek çocuk­lar hakkında kullanılmıştır.

Bunun tekili «velîd» gelir. Hem çocuğa, hem de köleye delâlet ettiğini görmekteyiz. Ebûʹl-Hasanʹa göre: Bu isim hem erkek, hem de kız çocuk­ları hakkında kullanılabilir. Tekili olan «velîd» ise, daha çok yeni doğan ço­cuk hakkında kullanılmıştır.

«Ğılman» ve «vildân» isimlerinin aynı mânaya gelmediği anlaşılıyor. Ancak bu iki kavramdan, Cennetʹte müʹminlere, kimi on yaşından az yu­karı, kimi de on yaşından aşağı olan çocukların hizmet edeceği İstidlâl edilmiştir. Bununla beraber bazı ilim adamları bunların eş anlamlı isimler olduğunu söylemiştir. Allah daha iyisini bilir.

AİLENİN SAPMASINDAN ENDİŞE DUYUP TEDBİR ALMAK

«Birbirine dönüp sorarlar: Derler ki, «hakikat biz bundan önce (dünyada) âilemiz hak­kında korkup endişe duyardık. »

Kur’ân-ı Kerîm, 25 ve 26. âyetlere göre, cennettekiler yerlerini alıp ni­metlere erişince, dünyada geçen hayatlarının önemli safha ve dönemlerini düşünerek, o dönem ve safhalarda İlâhî buyrukların dışına çıkmaktan ne ka­dar korktuklarını; özellikle âile fertleri hakkında çok endişeli olduklarını birbirlerine anlatırlar. Karşılıklı sorular ve cevaplar sürüp gider.

Olacak olayın olmuş gibi anlatılmasına gelince: Allah’a göre, olması kesinlik arzeden olaylar olmuş gibi kabul edilir. Zira geçmiş, gelecek gibi zaman kavramları biz insanlara göredir; Cenâb-ı Hak için söz konusu de­ğildir.

Böylece Kur’ân, âilesini düzen içinde yetiştiren, onların hak yolundan sapmalarını düşünerek tedbîr alan mü’minlerin Cennetʹe lâyık olduklarını açıklamakta ve anlayabilenler için çok sağlam ve kalıcı kıstas ortaya koy­maktadır.

Sonra da sapıtabilirim ve kötülüklere dalabilirim endişesiyle Allahʹa duâ etmek, O’nun bu konuda yardımını beklemek konusu işlenmekte ve Cennet’e girecek olan takvâ sâhibi mü’minlerin dünyada iken Allah’a yal­varıp duâ ettikleri misal verilmekte ve Cenâb-ı Hakkʹın iki sıfatı anılmak­tadır: Berr ve Rahîm.

Birincisi, Cenâb-ı Hakkʹın bütün incelik, zerafet, doğruluk ve iyiliğin tek kaynağı olduğuna; İkincisi, dünyada imân doğrultusunda sâlih amel­lerde bulunan mü’minleri âhiret gününde de geniş rahmetine kavuştura­cağına delâlet etmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, sâlih amellerde bulunan müʹminlerden yana âhi­rette hazırlanan altı kadar yüksek nîmetten söz edildi. Sonra da Cennetʹin diğer göz ve gönül açan nîmetlerinden bir kısmı haber verilerek imân eden­lerin hevesi kamçılandı. Dünyada aile fertlerini doğru yolda tutmanın öne­mi üzerinde durularak uyarıcı işâretlerde bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, Peygamber (A. S. )ın öğüt ve teblîğe devam etmesi emrediliyor. Ona «deli» damgasını vuranların yakın gelecekte kimlerin deli olduğunu görecekleri tehdît yoluyla haber veriliyor. Sonra da inkârcı müş­riklerin akıl ve mantık dışı, gerçeğe ters düşen söz ve davranışları üze­rinde durularak uyarıcı bilgiler sıralanıyor ve yakın gelecekte İlâhî hükmün tecelli edeceği müjdeleniyor.