İbrahim Suresi 23-27. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاُدْخِلَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ تُؤْتِي اُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ

25.

İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri "selam"dır.

Diyanet İşleri

24.

Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.

25.

Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.

26.

Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkanı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.

27.

Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır, zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

23- İmân edip, iyi-yararlı amellerde bulunanlar, altlarından ırmak­lar akan Cennetlere sokulacaklardır. Rablerinin izniyle orada devamlı ka­lırlar. Oradaki kutlamaları «selâm»dır.

24- Allahʹın sana nasıl misâl verdiğine baksana: Güzel bir söz, kökü sağlam, sâbit, dalları gökte güzel bir ağaç gibidir.

25- Rabbinin izniyle her an meyva verir; düşünüp öğüt alsınlar diye Allah insanlara (böyle) misâller verir.

26- Kötü bir söz ise, yerin üstünde gövdesi koparılmış hiçbir kararı olmayan bir ağaç gibidir.

27- Allah imân edenleri Dünya hayatında da, Âhirette de sâbit bir söz ile sağlamlaştırır. Zâlimleri ise saptırır ve Allah dilediğini yapar.

İLGİLİ HADÎSLER

Abdullah b. Ömer (R. A. ) anlatıyor:

- Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ashabına seslenerek şöyle bu­yurdu: «Bana bir ağaçtan haber verin ki, o müslüman kimseye benzer; yaprakları dökülmez. Her zaman (her mevsim) meyvasını verir? »

Râvî diyor ki: Hatırıma onun hurma ağacı olduğu geldi; ancak Ebû Be­kir (R. A. ) ile Ömerʹin (R. A. ) konuşmadıklarını görünce, ben de konuşmak­tan çekindim. Kimse bir cevap vermeyince de Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­miz: «O hurma ağacıdır» buyurdu. (Buharî/ilim: 14, et’ime: 46, büyû’: 94- Müslim/münafikîn: 62- Ahmed: 2/12, 41)

«Kul (ölüp) kabrine konulduktan sonra arkadaş ve yakınları ayrılınca, onların ayakkabılarının takırtı sesini duyar. Onlar ayrılıp gidince iki melek gelip onun (ruhunu) oturturlar (karşılarına alırlar) ve ona şöyle sorarlar: «Şu Muhammed adındaki zat hakkında ne dersin? » Ölü müslüman ise, şu cevabı verir: «Onun Allahʹın kulu ve peygamberi olduğuna şehadet ediyo­rum. » Bunun üzerine ona: «Cehennemdeki yerine bir bak, Allah onu Cennette bir yere tebdil etti! » derler. Böylece ölü her iki yeri de görür. » (Ebû Dâvud/sünnet : 24- Nesâî/cenâiz: 108, 110) «Müʹminin misali, sabit bir ağaç gibidir. İman onun damarları, namaz gövdesi; zekât, kökünden fışkıran fidanları; oruç onun dalları; Allah yolun­da eziyet çekmek çiçekleri; güzel ahlâk yaprakları ve Allahʹın haram kıldığı şeylerden sakınmak onun meyvalarıdır. » (Tefsîr-i Kurtubî: Enes b. Mâlik (R. A. )den.. Ancak bu hadîsin senedini tesbit edemedik. Mevkuf olduğu kesindir.)

İMANIN KARŞILIĞI

«İman edip iyi-yararlı amellerde bulunanlar, altlarından ırmaklar akan cen­netlere sokulacaklardır. Rablarının izniyle orada devamlı kalırlar.. »

Allah’a dosdoğru iman, bütün hayırların menbaı, fazîletlerin kaynağı­dır. Susuzluktan veya köklerinin kesilmesinden dolayı kuruyan bir ağaç ne ise, imansız bir beden de odur. İkisi de yakıt olmaktan başka neye yarar?

Cennet’i saadet yurdu yapan, imânın sönmeyen nurudur. Onsuz Cen­net varla yok arasındadır. Cehennemʹi ateşle dolduran, şüphesiz ki hakkı inkâr etmek, azgınlık gösterip zulmetmek ve ahlâk dışı yaşamaktır. Bu gibi sapmalar ve kötülükler olmasaydı, Cehennem’e gerek kalmazdı.

O halde ruhu her ân canlı ve yemyeşil tutan imân cevherinin mükâ­fatı, her an canlılık ve huzur veren Cennetʹtir. Bunun için Cenâb-ı Hak, sa­pık inkârcılara verilecek azâbı açıkladıktan sonra, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunan mü’minlere vereceği mükâfata dikkatleri çekmektedir.

Selâm vermek ise, Cennetʹte mü’minlerin dirlik temennileri, kutlama mesajlarıdır.

NEDEN SELÂM

«Oradaki kutlamaları selâmdır. »

Selâm, Allah’ın sıfatlarından, diğer bir deyişle, Oʹnun 99 isminden bi­ridir. Sözlük mânası: İç ve dış, açık ve gizli afetlerden sıyrılıp esenlikte kal­maktır. Terim olarak: İnsan olmanın anlam ve hikmetini idrâkla ruhuna İlâhî selâmet havasını teneffüs ettirmek suretiyle ruhla beden, dünya ile âhiret arasında selâmet köprüsünü dengeli biçimde kurmaktır.

Âhirette ise, bu selâmetin hakikatına erişmek, Allah’ın selâmet tecel­lisiyle, yine O’nun selâmet yurduna girmek ve orada hem Allah’ın, hem meleklerin, hem de mü’minlerin dirlik temennilerine lâyık görülmektir.

Dünya’da iken birbirlerini Allah için selâmlayanlar ve bununla birbir­lerine güven, huzur, destek, kardeşlik ve yakınlık telkîn edenler Allah’ın Selâm sıfatının tecellisine mazhar olurlar. İmân üzere öldükleri takdirde Âhirette bu mazhariyetin canlı örneğini Cennette görme bahtiyarlığına erişirler.

GÜZEL SÖZ

«Allahʹın sana nasıl misal verdiğine baksan ya: Güzel bir söz, kökü sağlam, sâbit, dalları gökte gü­zel bir ağaç gibidir.. »

Şüphesiz ki, sözlerin en güzeli, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan ve her peygamberin teblîğ ve irşatta temel hareket noktası sayılan «Lâ ilâhe illâllah»tır. Arş-i A’lâ üzerinde de yazılı bulunan bu mübarek ve kut­sal kelimeyi, manasını, amacını idrak içinde gönül toprağına ebediyet to­humu olarak atmak, ilim ve irfan suyuyla sulamak, kökü derinlerde, dal­ları göğe yükselmiş, her an meyva veren bir ağaç gibi feyizli kılmak, Al­lah’a dosdoğru imân eden kimsenin tek amacı olmalıdır. Çünkü kalpte ye­şeren «Kelime-i Tevhîd» ağacı, imanı oluşturur. İbâdetler, hayırlar, iyilik­ler, faziletler ve güzel ahlâk bu ağacın aralıksız verdiği meyvalardır.

Ayrıca «güzel söz» çok yönlü bir tabirdir. Doğruluğu, zerafeti, güler yüzlülüğü, yakınlığı, kardeşliği, emniyeti ve huzuru telkîn eder. O bakımdan temelinde «Lâ ilâhe illallah» bulunan güzel sözün birçok yararları söz ko­nusudur. Onları şöyle özetleyebiliriz:

a) Ruhlara serinlik, gönüllere yatışkanlık verir. İç sıkıntılarını giderir.

b) Kötü duygu ve düşünceleri yönlendirir, iyiye, güzele ve doğruya çevirir.

c) Kardeşlik, dostluk ve yakınlık bağlarını kuvvetlendirir. Toplumu bir­birine daha iyi kaynaştırıp bütünleştirir.

d) Âileye mutluluk, çevreye güven ve huzur havası estirir. O bakımdan sıcak bir ilgi ve güvenli bir yaklaşıma neden olur.

e) Devlet bünyesinde kişilere şeref, itibar, sevgi ve saygı kazandırır. Vatandaşla devlet kadrosu arasında güven havası estirir.

Kötü, kaba ve sert söz ise, bunların tam tersine bir yol açar.

İMAN İLE AMEL

Görüldüğü gibi, Kur’ân’ın eşsiz benzetmesiyle «imân», kökü çok de­rinlerde, dalları ise göğe yükselmiş, her an meyva veren bir ağaca benze­tilmiştir. Bu bize neyi telkîn ediyor veya neleri öğretiyor? Tek kelimeyle, imân ile amelin birbiriyle ilgisini, aralarındaki bağın kopmazlığını haber ve­riyor.

Zira gerçekten sağlam bir imân her yönüyle feyiz ve bereket kaynağı­dır. Rahmet saçan ürünleri birbirini izler. O bakımdan imânı amelden ayır­dığımız takdirde, kısmen olsun özelliğini kaybettirme tehlikesine kapı aç­mış oluruz. Bu, bir bakıma meyvasız ağaca benzer. Yararı çok az, feyiz ve bereketi noksandır.

Güzel sözün benzetildiği ağaç, dört sıfatla anılmıştır:

Kur’ân-ı Kerîm güzel bir sözü, güzel bir ağaca benzetirken o ağacı dört sıfatla anarak bize geniş, fakat üzerinde düşünmemizi ilham eden mânalar vermiştir:

1- O ağaç güzeldir.

Bu, onun ya şeklinin, ya görünümünün, ya da kokusunun veya meyvasının güzel olduğunu anlatır.

2- Kökü derinlerde sabittir.

Bu, onun bir dış tesirden dolayı devrilmiyeceğini, yerinden kopmaya­cağını ifade eder. Dış tesirle kopup devrilmeye yüz tutacak kadar güçsüz ve köksüz olsaydı, sözü edilen güzellik vasfını kaybederdi.

3- Dalları göktedir.

Dallarının genişleyip yükselmesi, kökünün ve gövdesinin gücünü sim­geler. Aynı zamanda yeryüzünün bazı olumsuz tesirlerinden selâmette kal­dığını belirtir. O nisbette de meyvaları tertemiz ve nefis olur.

4- Her an meyvasını verir.

Bu kadar sağlam, yüksek ve verimli bir ağacın elbetteki istisnaî de olsa her zaman meyva vermesi beklenir. Allahʹın rızası, aklını kullanan her insanın böylesine feyizli bir ağaca sâhip olmasını ister. Peygamber ve ki­tap böyle bir ağacın yetiştirilme yol ve yöntemini öğretir.

İşte kalplerin derinliğine kök salan, hücrelere kadar inen sağlam bir imân da böyledir.

TASAVVUFÎ YÖNÜ

İlâhî mârifet ve İlâhî sevgiye gark olmak, İlâhî hizmete yönelmek ve O’na teât-ü ibâdette bulunmak, sözünü ettiğimiz dört sıfata dört yönüyle benzer ve böylece mârifet ağacı her dem ilâhî feyiz, rahmet ve inâyet meyvalarını verir. Evi ayakta tutan, sağlam temele dayalı dört rükündür. Dinin temeli ve onun mânevî yapısını ayakta tutan rüknü mârifettir. Zira mârifet, Allahʹı şüpheden uzak, yakîn derecesinde bilmek ve o bakımdan Allah’a karşı üstün sevgi ve saygı duymaktır. Böyle bir bilgi ve derunî zevkten mahrum olan bir imân şüpheyle yüzyüze demektir. Mârifetle birleşip bütünleşen bir imân ise, ağaçla ilgili dört vasfı kendinde taşımakta ve her an feyiz ve rahmet ürünlerini vermektedir.

FENA SÖZ, KÖTÜ AĞACA BENZER

«Kötü bir söz ise, yerin üstünde gövdesi koparılmış hiçbir kararı olmayan bir ağaç gibidir. »

Kötü söz, daha çok Allahʹı tanımamak, Oʹnun varlığı, kudreti ve plânı hakkında bilgisiz ve ilgisiz kalıp inkâra delâlet eden söz ve davranışlarda bulunmaktır.

O halde Hakk’ı inkâr, hakikatı örtüp gizlemek ve Allah hakkında bil­gisiz ve ilgisiz kalmak, üç kötü sıfatı kendinde taşıyan kötü bir ağaca ben­zetilebilir. Nitekim ilgili âyette bu benzetme çok özlü ve anlamlı şekilde ifade edilmiştir. Şöyle ki:

1- Ağaç yararsız ve kötüdür.

2- Zira kökü kopuktur.

3- Gövdesi kararsız olup, dış tesirle şuraya buraya sürüklenmekte­dir.

Küfür de böyledir: Onda feyiz ve rahmet, bereket ve güven yoktur.. Ne göğe doğru yükselen dalları, ne yerin derinliğine inen kökleri, ne sapa­sağlam ayakta duran gövdesi, ne de yarar sağlayan bir meyvası vardır. O bakımdan küfür, tuğyan ve hakkı ret her zaman köksüzdür, kararsızdır, şüphecidir, umutsuzdur, şaşkın ve tedirgindir. Verimli hiç bir ürün söz ko­nusu değildir.

Kötü sözün zararları:

Kur’ân-ı Kerîm müstesnâ bir benzetmede bulunurken bize çok zengin malzeme ve bilgi vermektedir. O bakımdan «kötü söz»ün günlük hayatımız­daki zararları da söz konusudur, şöyle ki:

a) Ruhlara tiksinti ve sıkıntı verir, sinir sistemini bozar.

b) Kalplerin kırılmasına yol açar, kin ve nefret duygularını kabartır.

c) Kardeşlik bağlarını koparır. Toplum yapısında güven ve huzuru sar­sar, bütünleşmeyi önler.

d) Aileyi huzursuz eder, sevgi ve saygı havasını bozar.

O bakımdan rahatlıkla diyebiliriz ki, güzel ve yapıcı söz, temelinde Allahʹa imân cevheri bulunduğu ölçüde faydalı ve feyizlidir, kötü söz de temelinde küfür ve azgınlık bulunduğu nisbette zararlı ve yıkıcıdır.

KAVL-İ SABİT (SABİT BİR SÖZ)

«Allah imân eden­leri Dünya hayatında da, Âhirette de sâbit bir söz ile sağlamlaştırır. »

Sabit bir söz ile çevirisini yaptığımız «kavl-i sâbit», iki şehadet keli­mesine işârettir. Allahʹın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in (A. S. ) Al­lah’ın kulu ve peygamberi olduğuna şehadet etmek, imânın temelini oluş­turur. İmanın diğer şartları bu iki cümlenin kapsamına girer. Güzel bir söz, güzel bir ağaca benzetildikten sonra, bu sözün ancak iki şehadeti getir­mek suretiyle inanan bir gönülde karar kılabileceğine dikkatler çekiliyor. Allah’ın mü’minleri böylesine kökü derinlerde, dalları gökte, her an mey­va veren bir söz ile dünya hayatında da, âhiret hayatında da sabit kıla­cağı müjde mahiyetinde haber veriliyor. Çünkü gerçek imân, selim ve kök­lü bir zevk ve aşk doğurur. Dünyada hiç bir nîmet bu zevki veremez. Dış tesirler ne kadar olumsuz yönde gelişirse gelişsin, mümkün değil o zevk ve aşkı sarsamaz. Nitekim Ashab-ı Kirâm’ın hayatı incelendiğinde imânın do­ğurduğu derunî zevk ve aşkın neler yaptığı, nelere mukavemet gösterdiği, ne büyük başarılar elde ettiği rahatlıkla görülebilir. İşte Cenâb-ı Hakk’ın dünya hayatında da mü’minleri böylesine bir söz üzerinde sâbit kılmasının bir bakıma anlamı budur.

Kendini bu irfan düzeyine getiren müʹmin son nefesini, yine dudakları iki şehadet sözünün ıslaklığını taşıdığı halde verir. Kabir âleminde melek­lere böyle bir ıslak dudakla cevap verme bahtiyarlığına erişir. Âhiretʹte de bu kelimenin verdiği sabr-ı sebatla Sıratʹı geçer.

Kötü ağaca benzetilen kötü söz, iki şehadeti ret ve inkâra delâlet eden söz ve davranışlardır. O bakımdan inkârcı zalim, kökleri kopmuş, yerde sürüklenen kararsız, meyvasız, yararsız bir ağaç gibidir. Dünyada şüphe, vesvese içinde büyük bir inkâr fırtınasına tutulduğu için hep tedirgin ve şaşkın olmuştur. Öleceği zaman da sabit bir sözü yoktur. Böyleleri bir ba­kıma ayarı bozuk saate benzerler, kâh ileri gider, kâh geri kalır. Ölüm anın­da ümitsizlik ve bütünüyle yok olma sıkıntısı, kabirde cevap verememe üzüntüsü, âhirette yardımcı ve dost bulamama vahşeti, onu yerden yere çarpar. Zira kökü yok, dalı yok, meyvası yoktur. Zararı ise çok yaygındır.

İşte böylece Allah, İlâhî plâna uymayan, hilkat kanununun dayandığı hikmete ters düşen ve aklını, irâdesini -sünnetullahın belirlediği- imkân sı­nırına erişme yolunda kullanmayan inkârcı zâlimleri böylece saptırır, sa­pıklıklarıyla başbaşa bırakır. Allah ancak hikmeti gereği dilediğini işler.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, imân doğrultusunda iyi, yararlı amellerde bulu­nan müʹminlere âhirette verilecek mükâfatlardan söz edildi. Allahʹa dos­doğru imânı ifade eden «Kelime-i Şehadet» sözü, dört vasfı bulunan güzel bir ağaca; Allahʹı inkâra delâlet eden kötü bir söz ise, üç kötü vasfı bulu­nan fena bir ağaca benzetildi. Sonra da o güzel sözü kalbinin derinliğine indirip zevk ve aşkına bürünen müʹminin hem dünyada, hem de âhirette o söz üzerine sabit kalacağı açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle böyle bir güzel sözü kalbinde taşımayan nankör­lerden söz ediliyor. Öylelerinin hem kendilerini, hem çevrelerini mahvettik­lerine dikkatler çekiliyor. Sonra da Allahʹa ortak koşanların sakat tutumu kınanıyor; üç günlük bir geçim için nefsin emrine girenlerin sonlarının hüs­ran olacağına işâret ediliyor. Arkasından toplum hayatına birlik, dirlik ve sosyal güvence getiren; kardeşlik ve dostluk bağlarını kuvvetlendiren na­maz ve zekât, ya da sadaka gibi iki önemli ibâdete devam edilmesi emre­dilerek müʹminlerin kendi çevrelerinde örnek insanlar, rahmet saçan me­lekler gibi oldukları kapalı bir anlatımla hatırlatılıyor.