MEÂLİ:
25- Sizden kim iffetli hür müʹmine kadınlarla evlenecek güce sâhip değilse, ellerinizde bulunan müʹmine câriyelerinizden (alıp evlensin). Allah imânınızı daha iyi bilendir. Kiminiz kiminizdensiniz, (aynı soydan gelmesiniz). O halde fuhuşta bulunmayan, gizli dost edinmeyen namuslu iffetli olanlarını sâhiplerinin izniyle kendinize nikâhlayım mehirlerini de örfe uygun biçimde verin. Bu evlilikten sonra fuhşa saparlar (zinâ ederler)se, o takdirde cezâları, hür kadınlar hakkında konan cezânın yarısıdır. (Câriyeyle evlenmenize izin verilmesi) sizden günah sıkıntısına (zinâya) düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Herhangi bir köle efendisinin iznini almaksızın evlenirse, o zânidir. » (İbn Mace/nikâh: 15)
«Kadın kadını evlendirmesin, kadın kendi kendini de evlendirmesin. Çünkü zâniye, kendi kendini evlendiren kadındır. » (İbn Mace/nikâh: 43)
«Sizden birinizin cariyesi zina ettiğinde, bu ortaya çıkıp kesinleşirse, ona had tatbik edin ve kendisini ayıplamayın. İkinci defa zinâ ederse, yine had cezası tatbik edin ve kınayıp ayıplamayın. Üçüncü kez zina ederse, artık onu kıldan maʹmul bir urgan karşılığında bile olsa satsın!. » (Buharî/Büyû: 66, 110-Müslim/hudud: 30 - Ahmed: 2/249, 376 422, 431, 494)
«Ey gençler topluluğu! sizden kim evlenip (karısının mehir ve nafakasını karşılamaya) güç getirirse, evlensin. Çünkü evlenmek gözün daha çok (haramdan) sakınmasını, namus ve iffetin daha çok korunmasını sağlar. Buna güç getiremiyene oruç tutmak gerekir. Çünkü oruç onun için bir nevi iğdişliktir. » (Buharî/savm: 10, nikâh: 2, 3, 19 - Müslim/nikâh: 1, 3 - Ebû Dâvud/nikâh: İbn Mâce/nikâh: Nesâî/siyam: 43 - Dâremî/nikâh: 2 - Ahmed: 1/378, 424, 425, 432)
EVLENMEDE MALÎ GÜÇ
«Sizden kim iffetli hür müʹmine kadınlarla evlenecek güce sahip değilse... »
Kur’ân-ı Kerîm, neslin devamı, fuhşun önlenmesi, düzenli bir âile hayatının kurulması için meşru’ yoldan evlenmeyi emretmiş bunu kuvvetli sünnet saymıştır. Maddî ve mânevî güç ve imkânı bulunduğu halde evlenmeyip bekâr olarak ölenleri Hz. Peygamber (A. S. ) kınamış, onları ölülerin en rezili diye vasıflandırmıştır. Ancak kurulacak yeni yuvanın zarûrî ihtiyaçlarını karşılayacak malî imkânların bulunmasına özellikle parmak basmış ve bu sünneti malî imkânla kayıtlamış, böyle bir imkâna sahip olmayanların sabretmesini tavsiye ederek kendileri lehine daha hayırlı sonuçlar vereceğini belirtmiştir. Hür iffetli mü’mine bir kadını sıkıntıya sokup her gün ayrı bir huzursuzluk çıkmasına neden olmaktansa, bekâr yaşamak daha hayırlıdır. Câriyelerin henüz yer yer kendini hissettirdiği İslâm topluluklarında ise, ikinci çare olarak zinaya sapmamak için onlarla evlenilmesine cevâz verilmiştir. Bu da gelişi güzel değil, sahibinden izin alıp mehrini ödemek şartıyla mümkün olacağına bilhassa temas edilmiştir. Nikâhlanan kadın cariye de olsa, onun kadınlık ve annelik vekarına saygılı olmamız, ticarî bir metaʹ muamelesinden uzak, insanlığımıza yakışır ölçü ve anlamda bir evliliğe kapı açmamız gerekir. İşte Kurʹân bu hususa açık işârette bulunup müʹminleri uyarıyor. Ayrıca kendini zinâdan koruyabilen bir bekâr müʹminin, câriye de olsa, bir kadını sırf şehvetini teskin etmek için sıkıntıya sokmasının da pek uygun olmayacağına dikkatleri çekip evlenmemenin daha hayırlı olacağını haber veriyor.
Bu, bir bakıma kadına ve dolayısıyla insan unsuruna gösterilen saygının ve ona tanınan hakların bir belirtisidir. Böylece müʹmin câriyelerin de rasgele alınmaması tenbih edilmiş oluyor.
Kur’ân bir yandan toplum yapısındaki bu zayıf unsurları koruyup İnsanî haklarının yok yere çiğnenmesine kapıları kaparken, onları da tamamen başıboş bırakmıyor; yani yarı hürriyet sınırları içinde sınırsız bir hürriyet tanımıyor; fuhşa sapacak olurlarsa, hür kadınlara uygulanan cezanın yarısının onlara uygulanmasını emrediyor. Çünkü hürriyeti yarıyarıya elinden alınmış bir insana verilecek bu kabil cezânın da ona göre tutulması adâletin gereği değil midir? Böylece bu konuda cezâ hürriyetle orantılı oluyor.
HEPİNİZ AYNI SOYDANSINIZ
«Allah imânınızı daha iyi bilendir. Kiminiz kiminizdensiniz.. »
Renk, ırk, dil ve bölge farkı gözetmiyen Kurʹân, insana değer sunarken daha çok onun imân ve takva (Allahʹtan saygı dolu bir kalble korkup kötülüklerden sakınma)sına bakar. Kölelik, esirlik ve cariyelik, zenginlik ve fakirlik gibi sıfatların ve durumların arızî olduğuna dikkatleri çeker, bunlardan hiçbirinin değer ölçüsü olmadığını hatırlatır. Bütün insanların tek soydan geldiğini, hakiki üstünlüğün imân, takva ve fazîletle vücut bulabileceğini vurgular. Ancak Kurʹân bir yandan da insanın evlilik gibi konularda sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını ihmal etmez. Geçimini zor sağlayabilen bir erkeğin bolluk içinde doğup büyüyen hür müʹmine bir kadınla evlenmesini pek uygun görmez. Çünkü bu durumda olan çiftlerin mutlu bir yuva kurması çok zor, hattâ bazen imkânsızdır. Ama hayatı çileyle dolu olup kıt kanaat geçinmesini bilen bir müʹmine câriye ile evlenmeye engel olmaz. Bununla beraber câriyeyi de sıkıntıya sokmak ihtimal dahilindeyse adamın evlenmeyip bekâr kalmasının hayırlı olacağını ve şehvetini teskin için oruç tutmasını tavsiye eder.
Bütün bu kayıt ve rivâyetlerden anlıyoruz ki, İslâm kadının mehri hususunda bir sınırlama yapmamış, bunu daha çok örfe, kadının sosyal ve âile durumuna uyum sağlayacak bir anlayış ve ölçüye bırakmıştır.
FUHUŞTA BULUNMAYAN VE GİZLİ DOST EDİNMEYEN CÂRİYELER
«O halde fuhuşta bulunmayan, gizli dost edinmeyen namuslu, iffetli olanlarını »
İslâm, iffet ve namus cevherini hür müʹmine kadınlarda aradığı gibi, câriyelerde de arar ve ancak bu cevhere dosdoğru sahip bulunan kadınlar ev hanımı olmaya lâyıktırlar, der. Peki ama dinimiz iffet ve namus cevherini yalnız kadınlarda mı arar, yoksa erkeklerde de aynı cevherin bulunmasını ön görür mü? Kur’ân’da ciddi bir araştırma yapıldığı ve ilgili hadîslerle birleştirildiği takdirde aynı sıfatın erkeklerde de arandığını görürüz. Nisâ sûresi 24. âyette, «(İşte bütün bunlar) Allahʹın size farz kıldığı yazılı hükümlerdir; bunlardan başkasını, namuslu-iffetli olup, zinâdan kaçınarak mallarınızla (mehir verip) istemeniz size helâl kılınmıştır. » buyurulurken bilhassa evlenecek erkeklerin de namuslu iffetli olup zinâdan kaçınan kimseler olması belirtiliyor. Aynı husus Maide sûresi 5. âyetle de açıklanarak konuya ağırlık kazandırılmıştır.
FIKHÎ YÖNÜ
İmam Mâlikʹe göre, bir müʹminin maddî ve mânevî güç ve imkânı bulunduğu halde hür müʹmine kadınla evlenmeyip bir mü’mine cariye ile evlenirse, onları ayırmak gerekir. (Bu yetki hâkime verilmiştir).
İmam Ebû Yusufʹa göre, hür iffetli mü’mine bir kadınla evli bulunan kimsenin cariye ile evlenmesi câiz değildir. Çünkü âyette geçen TAVL tabiri ona göre, «hür kadın» demektir.
Süfyân Sevrî, Katade, Atâʹ ve Nahaiʹye göre, TAVL tabiri, sabırlı, irâdeli ve dayanıklı olmak demektir. O halde bir câriyeye gönül verip başkasıyla evlenmeyi düşünmeyen erkek, malî gücü yerinde de olsa zinaya sapmamak için onunla evlenebilir.
İmam Ebû Hanîfe’ye göre, hür iffetli mü’mine bir kadınla evli bulunmayan kişi zengin bile olsa, Allah onun cariye veya Hıristiyan bir kadınla evlenmesine vüs’at tanımıştır. İsterse evlenebilir.
Tabiinden Mücahitʹten de bu anlam ve hükümde rivâyet yapılmıştır. Nitekim Süfyân Sevrîʹnin İbn Ebî Leylâʹdan, onun da Minhalʹdan, onun da Ubbad bin Abdillah’tan yaptığı rivâyette Hz. Ali (R. A. )nin şöyle dediği tesbit edilmiştir: «Câriye üzerine hür kadın nikâhlanırsa, iki gün hürre, bir gün câriyeye tahsis edilir. »
İmam Şâfiî’ye göre, câriye ile evlenmek şu iki şarta bağlanmıştır: Malî güçsüzlük ve bu yüzden zinaya sapma endişesi..
TAHLÎLLER
TAVL veya TUL tabiri üzerinde farklı yorumlar ve değişik tahliller yapılmıştır:
a) TAVL okunduğunda, refah ve zenginlik demektir. Falan adam TAVL sahibidir, yani malî güce sahiptir, demektir.
b) TUL okunduğunda, uzunluk anlamına gelir, kısanın karşıtıdır. Bundan maksat, mehir verecek kudrette olmaktır.
c) Evlenmeyi kolaylaştıran her türlü maddî ve mânevî güç demektir.
d) Satışı ve icare verilmesi mümkün olan her şeye TAVL denilir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Hür kadınlarla câriyelerin nikâh ahkâmı belirtildikten ve onların bazı haklarına yer verildikten sonra aşağıdaki âyetlerle sözü edilen hükümlerin sebep ve illetlerine temas ediliyor; toplumun sağlam temellere oturtulmasının, âile yuvasının meşru sınırlar içinde varlığını koruyabilmesinin önemine işaretle bunu tahrip etmek isteyenlerin her devirde bulunabileceğine dikkatler çekiliyor.