MEÂLİ:
240- Sizden ölüp de kadınlarını geriye bırakanlar, kadınları için evlerinden çıkarılmaksızın yılına kadar geçimlerini karşılayacak bir intifa vasiyyet etsinler. Bununla beraber evlerinden çıkarlarsa kendi haklarında örfe uygun meşruʹ biçimde yaptıklarından artık size hiçbir sorumluluk yoktur. Allah çok üstündür, çok güçlüdür ve hikmet sâhibidir.
241- Boşanan kadınlara da örfe uygun bir yarar sağlanması, Allahʹtan korkup günah ve kötülüklerden sakınanlar üzerine bir haktır.
242- Allah Böylece size âyetlerini açıklıyor; ola ki aklınızı kullanırsınız.
İNİŞ SEBEBİ
Sahih rivâyete göre Tâifli bir adam (ki Hars oğlu Hakîm olduğu söylenir) ana ve babasını, bir de karısıyla çocuklarını yanına alıp Medine’ye gelip yerleştikten sonra ani bir rahatsızlık neticesi öldü. Durum derhal Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize bildirildi. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. Peygamber (A. S. ) Efendimiz o adamın malını çocuklarına ve annesiyle babasına taksim etti; karısına ise, bir hisse ayırmadı. Sadece kadının bir yıla kadar evde oturmasını ve bu süre içinde nafakasının karşılanmasını emretti. Kadın kendi arzusuyla senesi dolmadan evden ayrılmak isterse bu takdirde nafakasının kesileceğini hatırlattı ve mirasçılara bu yüzden bir sorumluluk gerekmiyeceğini söyledi.
Yapılan ciddi araştırmalara göre, bu hüküm, henüz mîras âyetiyle bundan evvel şer’î bekleme süresi olarak dört ay, on gün hakkındaki âyet inmeden önceki döneme aittir. Sonra sözü edilen bu iki âyet inince, bir rivâyete göre bunun hükmü tamamen kaldırılmış, başka bir rivâyete göre bu sadece bir tavsiye anlamında hükmü devam etmiştir. (Lübabü’t-te’vîl)
ÂYETİN TAŞIDIĞI HÜKÜM
Bu konuda farklı yorumlar ve rivâyetler yapılmıştır:
a) Müfessirlerden bir gruba göre, kocası ölen kadının kocasının evinde bir sene kalabileceği ve bu süre içinde kocasının malından nafakasının karşılanacağı bir hüküm olarak belirtilmiş; sonra bu, dört ay on gün şerʹî bekleme süresi hakkındaki âyetle; nafaka durumu da Nisâ suresindeki mîras âyetiyle kaldırılmıştır. Nitekim Buharîʹnin İbn Zübeyrʹden yaptığı rivâyete göre, İbn Zübeyir bir gün Hazreti Osman’a:
- Bakara sûresindeki bu âyet, kendisinden önceki âyet ve bir de Nisâ sûresindeki miras âyetiyle hükmü kaldırılmıştır. Neden bunu tekrar Mushafa yazıyorsun? demiştir.
Hz. Osman bu soruya şu cevabı vermiştir:
- Yeğenim! Kur’ân’dan hiçbir âyeti yerinden alıp değiştiremem..
b) İbn Cerîr Taberî’nin Mücâhidʹden yaptığı sahîh rivâyete göre, bu âyet mensûh değil (hükmü kaldırılmamıştır), muhkem (hükmü kıyâmete kadar devam eden ahkâmdan)dır.
İddet (şerʹî bekleme süresi) dört ay, on gündür. Sonra Allah bu durumda olan kadınlardan iddetten sonra yedi ay yirmi gün daha kocalarının evinde kalabileceklerini ve bu süre içinde -kendilerine isâbet eden mirasdan başka- nafakalarının karşılanmasının uygun olacağını, bunun da vasiyyet yoluyla bir hükme bağlanmasını kocalar üzerine bir hak olarak koymuştur. Ama kadın kendi arzusuyla evden ayrılırsa, ölen kocası ve kalan mirasçıları bundan sorumlu değildirler. Çünkü kadın bu konuda tamamen serbest bırakılmıştır.
Kurtubiy’e göre, Taberî’nin bu tesbiti doğrudur ve rivâyet yoluyla sâbittir.
c) Tabiîn’den Atâʹdan da yapılan rivâyette, âyet-i kerîme kocası ölen kadın için bir yıl iddet (şerʹî bekleme süresin)i gerekli kılan bir hüküm taşımamaktadır. Bu bakımdan dört ay on gün iddetle ilgili âyetle nesh olmamış (hükmü kaldırılmamış)tır.
Âyette sadece kadının kocasının ölümünden sonra kendisine yeni bir hayat yolu seçinceye ve geleceği hakkında isabetli bir düşünce düzeyine erişinceye kadar hiç olmazsa bir yıl evde kalması hususunda bir tavsiye vardır. Kadın dilerse bu tavsiyeye uyup bir yıl kalabilir, dilerse istediği zaman ayrılabilir.
Nitekim İmam Mâlikʹin Muvatta’ adlı kitabında naklettiği şu rivâyet yukarıdaki görüş ve içtihadı kuvvetlendirmektedir:
«Malik kızı Furay’a, kocası öldürüldüğü için dışarıda kalmıştı. Kendi kabilesine dönmek için gelip Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden fetvâ istedi ve şöyle dilekte bulundu:
- Ya Resûlallah! Kocam bana bir oturacak ev ve nafaka bırakmadan öldürüldü. Kendi kabileme dönmek istiyorum; ne buyurursunuz?
Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona önce:
- Evet, kendi kabilene dön, diye emir verdi; ama az sonra onu çağırtıp tekrar kendisini dinleme ihtiyacını duydu ve:
- Hayır, evinde otur: iddetin (şer’î bekleme süren) bitinceye kadar bekle.
Bunun üzerine kadın diyor ki: «Kocamın evine döndüm, dört ay on gün oturdum. »
Yine sahîh rivâyete göre, Hazreti Osman (R. A. ) zamanında buna benzer bir olay meydana gelmişti. Doğru bir hüküm verebilmek için Resûlüllâh (A. S. ) devrinde geçen bir olayı tesbit etmek gerekiyordu. Bu nedenle yukarıda söz konusu olan kadını çağırdı. Şimdi Hz. Osman (R. A. ) ile bu kadın arasında geçen konuşmayı nakledelim:
Hz. Osman - Kocan ölünce Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize başvurup durumunu belirlemek istediğin doğru mudur?
Kadın - Evet
Hz. Osman - Anlatır mısın?
Kadın - Kocam herhangi bir vasiyette bulunmadan ve bana bir ev ve nafaka bırakmadan öldürüldü. Durumu Resûlüllah’a arzettim; kendi kabileme dönmek istiyordum. Resûlüllâh (A. S. ) önce kabileme gitmemi uygun gördü, az sonra beni çağırttı ve tekrar dinledikten sonra, kocamın evine dönmemi ve iddetimi orada tamamlamamı emretti; ben de öyle yaptım. (Resûlüllâh (A.S.) Efendimizin önce kadına kabilene dön diye emretmesi, az sonra, kocan evine dön, iddetini orada tamamla buyurması şu iki sebepten birine bağlıdır: Ya o sırada Resûlüllâh (AS. ) Efendimiz ruhuyla bedeniyle Allah huzurunda bulunuyor, mâna âleminin esrar ve hikmetine dalmıştı. Bu bakımdan kadını iyice dinliyememişti. Ya da Cebrâil yeni bir hüküm indirmiştir.) Bunun üzerine Hazreti Osman ferahladı ve meseleyi hükme bağladı.
BOŞANAN KADINA ÖRFE UYGUN BİR İNTİFA SAĞLANMASI
Bu konuda da farklı rivâyetler ve yorumlar vardır:
a) Tabiînʹden Saîd bin Müseyyeb’e göre, bu âyetin hükmü, Bakara suresindeki şu âyetle kaldırılmıştır: «Eğer cinsel yaklaşmada bulunmadan önce onları boşar ve kendilerine bir mehir de belirlemişseniz bunun yarısı onların hakkıdır. » (Bakara sûresi âyet: 237.)
b) İtab b. Hasîfʹe göre, bu, miras âyeti inmeden önce câri bir hüküm idi. Sonra miras âyetiyle hükmü kaldırılmıştır.
c) Abdullah bin Ömer’e (R. A. ) göre, kendisiyle cinsel yaklaşmada bulunulmadan boşanan kadın müstesnâ, diğer boşanan bütün kadınlara intifaʹ (bir yarar) sağlamak vâcibdir.
İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Abdurrazzak ve Abd bin Hamîd de aynı görüş ve içtihatta bulunarak, İbn Ömerʹin içtihadını benimsemişlerdir.
d) İbn Münzirʹin Hazreti Ali (R. A. )den yaptığı sahîh rivâyette boşanan her kadına -câriye de olsa- bir intifa’ (yarar) sağlanır.
Bu son rivâyeti kuvvetlendiren ikinci bir rivâyeti Beyhakî, Câbir b. Abdullah (R. A. )dan naklen şöyle rivâyet ediyor: «Muğîre oğlu Hafs, karısı Fatıma’yı boşamıştı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Hafs’i çağırdı ve: (Kadına bir yarar sağla, ona bir hak ver! ) diye emretti. Hafs de: (Ya Resûlellah! Ona verecek bir şey bulamıyorum. ) Diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (A. S. ): (Hiç olmazsa yarım sâ’ (yaklaşık 1.700 kg. ) hurma olsun vermeye çalış! ) buyurdu. »
Son iki rivâyet kadın haklarını koruma, onlara boşandıklarında koruyucu bir hak tanıma bakımından İslâm’ın genel kaidesine daha uygundur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle âile hukukundan, kadın haklarından, boşanma ve sonuçlarından söz edildi; gerekli açıklamalar yapıldı. Ayrıca konuya ağırlık verildi. Çünkü âile milletin temel taşını ve öz yapısını oluşturur. Bir ülkede hakları yeterince korunmayan ve sadece seks gözüyle bakılan ve sevilen, aynı zamanda ticarette bir vasıta haline getirilen kadınlar varsa, o ülkenin temeli bozulmuş, millî yapısı sarsıntı geçirmiş, sosyal bünyesi rahatsızlanmıştır; artık o milletin yıkılması ya da tedavisi zor bir hastalığa yakalandığı için ölüm döşeğinde can çekiştirmesi pek yakın sayılır.
İşte Kur’ân yüce hikmetlerini akıl sahiplerine sergilerken, kadın haklarından hemen sonra hürriyet ve bağımsızlığını kaybeden ve yok olma tehlikesiyle burun buruna gelen geçmiş milletlerden söz açıyor; Allah’a imân odağında birleşmiyen, insan haklarını korumaktan âciz kalan bir milletin, anarşinin kurbanı olacağına ve bu nedenle o milletin ölmüş sayılacağına dikkatleri çekiyor.
Aşağıdaki âyet bilhassa düşünen ve hakka inanan milletlere tarihten bir tablo sunuyor.