Bakara Suresi 238-239. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِتِينَ فَاِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا اَوْ رُكْبَانًا فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ

239.

Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.

Diyanet İşleri

239.

Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah'ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın).

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

238- Namazlara, özellikle orta namaza (ya da daha üstün olan na­maza) devam edin, onu gerektiği gibi koruyun ve Allah’a saygı ve korku dolu bir gönül ile el bağlayıp durun.

239- Eğer (düşman ve benzeri bir tehlikeden) korkar da (belirlenen şekilde huzurda duramazsanız) yaya ya da süvari olarak (namazı kılın). Korkuyu atıp güvene kavuştuğunuzda, size bilmediğiniz şeyleri öğrettiği gibi Allah’ı anın, namazı yine (belirlenen şekilde) kılmaya devam edin.

İNİŞ SEBEBİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz öğle namazını ısının en çok arttığı bir vakitte kılardı. Ashaba bu namazdan daha ağırı yoktu. Bunun üzerine öğ­le namazının daha faziletli olduğu bildirilerek yukarıdaki âyet indirildi. (Fazla bilgi için bak: Kurtubî - İbn Cerîr - İbn Kesîr - Lübabü’t-Te’vîl - Fethulkadîr - Alûsî ve Mefâtihül gayb tefsirlerine.).

İLGİLİ HADÎSLER

Zeyd bin Erkam (R. A. ) diyor ki:

- «Önceleri biz namaz içinde konuşur, yanımızdaki arkadaşımızdan bir şey sorar veya ona bir şey hatırlatırdık. Sonra, «Allah’a saygı ve kor­ku dolu bir gönül ile el bağlayıp durun! » âyeti indi. Biz de artık namazda konuşmayı terkettik. » (Eshab-ı Sünen).

«Bizimle sizin aranızdaki ahid (sözleşme, anlaşma ve sınır) namaz­dır. Onu (farziyetini kabul etmeyip) terkeden kimse kâfir olur. » (Eshab-ı Sünen)

Peygamber (A. S. ) Efendimize soruldu:

- Hangi amel daha üstündür?

- Vaktinde kılınan namaz,

diye cevap verdi. (Buharî - Müslim.)

«Allah katında amellerin en sevimlisi, ilk vaktinde acele edip kılınan namazdır. » (Ahmed bin Hanbel, Tirmizî, Ebû Dâvud.)

İbn Mes’ud (R. A. ) diyor ki:

- Müşrikler, güneş kızarıncaya ya da sararıncaya kadar Peygamber (A. S. ) Efendimizi ikindi namazını kılmaktan alıkoydular. Bunun üzerine Efendimiz: «Bizi orta ya da en faziletli namazdan (ikindi namazından) alıkoydular. Allah onların içlerini ve kalblerini ateş doldursun! » (Müslim: İbn Mes’ud (R. A. )den.) bu­yurdu.

«Vusta (orta ya da en faziletli) namaz, ikindi namazıdır. » (Tirmizî: Semure bin Cündeb (R. A. )den.)

Hz. Âişe (R. A. )nin azadlı kölesi Ebû Yunus diyor ki:

- «Âişe Validemiz, kendisine bir mushaf yazmamı emretti ve «Na­mazlara özellikle orta namaza devam edin! » âyetine gelince bana haber ver, diye tenbihte bulundu. Ben de bu âyete geldiğimde kendisine haber verdim. Bana onu şöyle yazdırdı: «Namazlara özellikle orta namaza ikin­di namazına devam edin! » Sonra da şöyle buyurdu: «Ben bunu (aynı öl­çü ve anlamda) Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden işittim. » (Müslim: Ebû Yunus’tan.)

«Vusta (orta) namaz, ikindi namazıdır. » (Müslim - Tirmizî.)

VUSTA NAMAZI

Önce bu kelimeyi çözelim:

Vusta: Evsatʹın te’nisidir. Bir şeyin vasatı, en hayırlısı ve en âdil olanıdır. Bu anlamda Kurʹân’da, «Sizi vasat bir ümmet kıldık» buyurulmuş­tur. (Bakara sûresi âyet: 143.)

Konumuzu oluşturan âyette önce genel ölçüde namazlardan söz edildi, sonra bu namazlara dahil olan «Vusta Namazı» ayrıca anıldı. Tamim­den sonra tahsis (genel ölçüden sonra özellendirme) o şeyin faziletine de­lâlet eder.

SALÂT-İ VUSTAʹyı iğrâ yollu (rağbetlendirme, sıkı biçimde he­vesini artırma) mensup okuyanlar da olmuştur. Bunun kural ola­rak anlamı şöyledir: Vusta namazına rağbet edin, ona gerekli olun!.

VUSTA NAMAZIʹnın hangi namaz olduğu kesinlikle bilinmemekle bera­ber sahih rivâyetlerin ağırlık kazandırdığı yorum bize ipucu vermektedir. Gerek Ashab-ı kirâmdan, gerek Tabiînden, gerekse değerli ilim adamla­rımızdan çok farklı rivâyetler ve görüşler nakledilmiştir. Bunların çoğu sahîhtir. Ağırlık, ikindi namazı olduğunu göstermektedir. Allah daha iyi­sini bilir. Bütün bu rivâyetleri şöyle özetliyebiliriz:

1. Sabah namazıdır.

Bu, Ashabdan Hz. Ömer, İbn Ömer, İbn Abbas, Muâz ve Câbir (R. A. ) den; Tabiînden Atâ’, İkrime, Mücâhid ve Rebiʹ b. Enes’den rivâyet edil­miştir.

İmam Mâlik ile İmâm Şâfiî’nin de ictihadları bu anlamdadır. Muvatta’ ve Tirmizî’de bu rivâyete yer verilmiştir. Çünkü Sabah Namazı meşhudʹdür; gece ile gündüz melekleri bu namaza hazır olur.

2. Öğle namazıdır.

Bu, Ashab’dan Zeyd bin Sâbit, Usâme bin Zeyd, Ebû Saîd el-Hudrî ve Hz. Âişe (R. A. )dan rivâyet edilmiştir. Abdullah bin Şeddad diyor ki: «Bu, aynı zamanda İmam Ebû Hanîfe’nin içtihadıdır. »

Salat-i Vustaʹnın öğle namazı olduğuna dair Ebû Davudʹda, Zeyd bin Sâbit’ten yapılan sahih bir rivâyet de mevcuttur ki bunu iniş sebebinde nakletmiştik.

3. İkindi namazıdır.

Bu, Ashabdan Ali bin Ebî Tâlib, İbn Mes’ud, Ebû Eyyub, Ebû Hüreyre ve İbn Ömer (R. A. )den; Tabiînden Hasan Basrî, İbrahim Nahaî, Katade, Dahhak ve Kelbî’den rivâyet edilmiştir.

Bir başka rivâyet ve tesbite göre, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ahmed bin Hanbel’in içtihadı bu anlamdadır. Tirmizî diyor ki: «Bu, ashabın ço­ğunun görüşüdür. »

Mâverdî’nin, «Bu, İmam Şafiî’nin de görüşüdür» dediği bilinmektedir. Müslim kendi sahihinde bu konuda iki sahih hadîs nakletmiştir ki onları, ilgili hadîs bölümüne yazdık.

4. Akşam namazıdır.

Bu görüşte olanların delili: Akşam namazının gündüzün aydınlığıyla gecenin karanlığı arasında kılınması ve öğle ile ikindi namazlarından bir rekʹat az, sabah namazından bir rek’at fazla olması, bu nedenle de va­sat bir anlam taşımasıdır.

5. Yatsı namazıdır.

Bu konuda seleften hiçbir sahih rivâyet tesbit edilememiştir. Müteahhirîn (daha çok hicrî beşinci asırdan sonra gelen ilim adamları)ın bir kıs­mı bu görüştedir. Delilleri ise, bu namazın, kasır yapılmayan sabah ile ak­şam namazları arasında olması ve münafıklara en ağır gelen namaz ola­rak bilinmesidir.

6. Beş vakit namazdan biridir.

Her gün beş vakit namaz korunup devam edilsin diye «vusta nama­zı» belirlenmemiştir. Bunun gibi Allah, Kadir Gecesi’ni Ramazan’da, İcâbet saatını cuma gününde, İsm-i Aʹzam’ını diğer isimleri arasında gizle­miştir.

İbn Sirîn de aynı görüştedir. Rebi’ bin Haysem’den sorulduğunda şu cevabı vermiştir: «Beş vakit namaza devam et, bu arada Orta Namaza da devam etmiş olursun. »

Bütün bu rivâyetleri bir bir delilleriyle gözden geçirdiğimizde daha çok ikisine ağırlık verildiğini görürüz: Sabah ve ikindi namazı.. Bu ikisin­den de ikindi namazını tercih edenler çoğunluktadır. Çünkü bu hususta­ki sahih hadîsler daha çoktur.

Cuma namazı olduğunu söyliyenler de olmuş, bu namazın İslâmʹda cemaatleşme şuurunu daha çok geliştirdiğini delil olarak göstermişler­dir. (Fazla bilgi için bak: Alûsî, İbn Cerîr, Mefatihülgayb, İbn Kesîr, Fethul- kadîr, Nisaburî ve Merağî tefsirlerine)

Tekrar söyliyelim ki, madde ile mâna arasında denge kurmamıza en çok yardımcı olan ve bizi günlük hayatın üzücü ve yorucu havasından sıyırıp huzura kavuşturan namaz’ın önemini belirtmek için Allah, VUSTA NAMAZ deyimini anmıştır.

KORKULU ANLARDA KILINAN NAMAZ

«Eğer (düşman ve benzeri bir tehlike­den) korkar da (belirlenen şekilde huzurda duramazsanız) yaya, ya da süvari olarak namaz kılın. »

Buna korkulu anlarda kılınan namaz denir; daha çok savaşta düş­manla karşılaşıldığında uygulanan kendine has bir namaz şeklidir. Korku namazı iki kısma ayrılır: Biri bu âyette belirtildiği gibi yaya ya da süvari olarak hareket halinde ve kıbleye yönelme şartı olmaksızın kılınan na­mazdır. Diğeri Nisâ sûresinde 102. âyetle belirtilen namazdır.: «Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir kısmı se­ninle beraber namaza dursun, silahlarını da yanlarına alsınlar. Secde et­tiklerinde n(hemen sonra) arkanızda yerlerini alsınlar. Bu defa henüz na­maz kılmayan diğer kısım gelip seninle beraber namaz kılsınlar…»

En tehlikeli anlarda bile insanla Allah arasındaki her türlü engeli kal­dırıp ruha üstün bir cesaret veren, kalbleri yatıştıran namaz gibi yüksek anlam taşıyan bir ibâdeti emreden İslâm’ın insanla yaradanı arasında na­sıl bir ilgi kurduğunu bilmem anlatmaya gerek var mıdır? Böyle anlarda ölümü önemsiz göstermek kadar sağlam bir eğitim metodu daha gösteri­lebilir mi?

Bu konuda yorumlar ve ictihadlar:

a) Savaş sürüp giderken de namaz terkedilmez. Çünkü namazın bit­tiği ve terkedildiği yerde Allah’a uzanan yol kapanmış, insan ruhunu yü­celten basamak kırılmıştır.

Şafiî mezhebine göre böyle anlarda vakit daralmışsa, mü’min hem savaşır, hem de at üzerinde namazını kılar. Yaya ise, o vaziyette kılar. Bu durumda kıbleye yönelik bulunmak şart değildir. Çünkü bir şartın or­tadan kalkması diğer şartları beraberinde düşürmez. Rükû’ ve secdeleri baş işâretiyle yaparken secde için biraz daha fazla başını eğer.

b) İmam Ebû Hanîfe’ye göre, yaya olan kimse o vaziyette namaz kıl­maz, sonra imkân bulunca kaza eder. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Hendek günü öğle ve ikindi namazlarını ancak güneş battıktan sonra kılabilmişti. İmam Şafiî yukarıdaki içtihadını ilgili âyete dayamaktadır. Hen­dek günü ise henüz korku namazı hakkındaki âyet inmemişti. Bu âyet o gün inmiş bulunsaydı herhalde Peygamber (A. S. ) Efendimiz namazı ka­zaya bırakmazdı.

c) İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

«Allah (C. C. ) namazı Peygamberin diliyle memleketimizde eyleşik bu­lunduğumuzda dört rek’at, yolculuk halinde bulunduğumuzda iki rekʹat ve korkulu anlarda bir rek’at olarak farz kılmıştır. » (Sahih-i Müslim) Nitekim Tabiînʹin bü­yüklerinden Hasan el-Basrî ile diğer bazı ilim adamları bu rivâyetle amel etmişlerdir.

d) İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve Cumhur-i ulemâya göre, korku nama­zı, rek’at sayısı bakımından diğer namazlardan farklı değildir. Hiç bir va­kit yalnız bir rek’at namaz kılmaya ruhsat verilmemiştir.

ALLAH HUZURUNDA SAYGI VE EDEPLE DURMAK

«Allahʹa saygı ve korku dolu bir gönül ile el bağlayıp durun. »

Allah saygı gösterilmeye ve sevilip korkulmaya daha çok lâyıktır. Fert ve toplum için yüksek gayelere yönelik bulunan NAMAZ ibâdetini yerine getirirken saygı ve terbiyenin, gönül yatışkanlığı ve ruh sadeliği­nin en üstün anlamını içimizde taşıyarak durmamız gerekir. Buna KUNÛT denilir. Konumuzu oluşturan âyette önce namaz konusuna dikkatler çe­kilmiş, korku namazından söz edilmiş, sonra da bu hususa yer verilmiş­tir. Böylece Allah huzurunda kulluğumuzun gerçek ölçüsü ve içten dışa vuran samimiyetimizin renk ve mânası hatırlatılmak istenilmiştir.

Aslında KUNÛT, çok yönlü ve çok anlamlıdır, izah isteyen bir ke­limedir. Ama biz bu konudaki yorum ve rivâyetleri özetliyoruz:

1. İstiyerek, iç ve dış yapılarınızı birleştirip boynunuzu eğerek Allah huzurunda ibâdete durun!

2. İbâdeti farz, vâcib, sünnet ve adâbına göre yerine getirin!

3. İbâdette dünya uğraşılarını unutup gönül yatışkanlığı ve kalb hu­zuruyla Allah’a kulluk edin!

4. Rükû’ ve secdeleri uzatarak ibâdeti (namazı) yerine getirin!

5. Gözünüzü ve diğer organlarınızı haram ve şüpheli şeylerden uzak tutarak ilâhî huzurda durun!

6. Namazda kıyamı uzun tutarak huzurda kulluğun anlamını yerine getirmeye çalışın!

Buna işâretle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Namazın en üstünü, kunûtu uzun olanıdır (ayakta çok durulanıdır)» buyurmuştur. (Sahîh-i Müslim / müsafirîn: 164, 165. Tirmizî / salât: 168.)

7. Konuşmadan, sağa sola iltifat etmeden namazı kılın!

Nitekim İbn Mesʹud (R. A. ) diyor ki: «Önceleri Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimiz namaz kılarken biz kendisine selâm verirdik, O da selâmımızı alırdı. Habeşistan’dan döndüğümüzde selâm verdik bu kez cevap vermedi. (Sahîh-i Müslim) Sebebini sorduğumuzda «Namazın kendine has bir meşguliyeti var! » bu­yurdu.

SAVAŞIRKEN DE NAMAZ KILMAK

«Korkarsanız yaya, ya da süvari olarak kılın. »

İslâm, insan ruhunu her yerde ve her alanda geliştirir, onunla Allah arasındaki engelleri kaldırır, mesafeyi kısaltıp yaratılan ile yaratanı bir­araya getirir. Allah ile beraber olmanın derin zevkine, ince mânasına eri­şen bir müʹmin düşünün, böylesinin Allah yolunda fedâ etmiyeceği hiçbir varlığı yoktur.

Kendisi her şeyiyle birlikte Allah’ındır, emaneti her an teslim etmeye hazırdır. İşte insanı bu düzeye getiren en sağlam merdiven NAMAZDIR. Bunun için savaş meydanlarında bile düşman ile çarpışırken namazın kı­lınması emredilmiştir.

Evet, NAMAZ, yüce amaçlar uğruna can vermenin yüksek zevkini in­san kalbine işler. Vakti gelince ruhu doyuran NAMAZ’ı kılmaktan da­ha faziletli bir ibâdet yoktur. Bu ibâdet hem ruhî, hem de bedenî yönden insanı güçlendirir, şahsiyetini kazandırır ve kalbleri silik halden kurtarır.

Diyebiliriz ki, bir milletin büyüklüğü, o milleti meydana getiren fertle­rin sağlam bir inanca, gelişmiş bir vicdana, eğitilmiş bir kafa gücüne, hakka olan derin bağlılığına ve akıl ile zekâ ni’metlerini en yararlı konu­larda kullanmasına bağlıdır; hatta bununla orantılıdır. Bu bakımdan mad­de ile mâna, dünya ile âhiret, vicdan ile dış dünya, akıl ile imân, ilim ile ahlâk ve fazîlet arasında denge sağlayamıyan milletlerin yaşama şansı pek azdır, yaşasa bile huzursuzdur, kararsızdır, karamsardır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Âile hukukunun bir bölümü açıklandıktan sonra, insanı ahlâken yük­selten, olgunlaştıran, günlük hayatın düzenli bir ölçüde yürütülmesini ko­laylaştıran, maddeyle mâna arasında tam ahenkli bir dengeyi sağlayan namazdan, özellikle orta namazdan bahsedildi. Aşağıdaki âyetlerle namaz­dan feyiz alan, ruh ve vicdanını arındıran mü’minlerden, kadınların hak­larına saygılı olmaları isteniyor. İster kocası ölsün, ister kendisi boşanmış olsun, her iki halde de kadının birtakım şer’î hakları vardır. Onları boynu bükük, eli boş kapı dışarı etmenin İslâmʹda yeri olmadığı hatırlatılıyor ve gerek âile hukuku, gerekse şahsî hukuk konusunda çok dikkatli olmamı­za işâret ediliyor.