Muhammed Suresi 20-31. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَقُولُ الَّذِينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ رَاَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاَوْلٰى لَهُمْ طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا اِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَاَمْلٰى لَهُمْ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الْاَمْرِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ اَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ وَلَوْ نَشَاءُ لَاَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمٰيهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ۬ا اَخْبَارَكُمْ

23.

İnananlar, "Keşke bir sure indirilse!" derler. Fakat hükmü apaçık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.

Diyanet İşleri

21.

İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah'a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.

22.

Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?

23.

İşte bunlar, Allah'ın lanetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

24.

Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?

25.

Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.

26.

Bu, münafıkların, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselere, "Bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah, onların gizlice konuşmalarını bilir.

27.

Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nasıl olacak?

28.

Bu, Allah'ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O'nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.

29.

Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?

30.

Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.

31.

Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

20- İmân edenler derler ki: «Savaş hakkında bir sûre indirilseydi ya. » Muhkem bir sûre indirilip onda savaştan (onun farziyetinden) söz edilin­ce, kalplerinde hastalık bulunanların, ölüm komasına giren kimsenin bakışı gibi baygın gözleriyle sana bakıp durduklarını görürsün. Korktukları baş­larına gelsin!

21- (Onlara gereken), itaât ve güzel bir sözdür. İş, ciddileşip kesinlik kazanınca, Allahʹa sadakatlerini gösterselerdi, elbette kendileri için çok hayırlı olurdu.

22- (Ey ikiyüzlü dönekler! ) Eğer duruma hâkim olup iş başına geçe­cek olursanız yeryüzünde fesat çıkarmak ve hısımlık bağını kesmek siz­den (pekâlâ) beklenmez mi?

23- İşte Allahʹın lânetlediği, sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kim­seler bunlardır.

24- Kurʹânʹı iyice tetkik edip üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa kalp­ler üzerinde kilitler mi vardır?

25- Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarını dönüp gi­denlere şeytan bunu çok çekici göstermiş ve kendilerine uzun umut ve emel (duygusu) vermiştir.

26- Bu böyledir. Çünkü Allahʹın indirdiğinden hoşlanmayanlara, «bazı işlerde size itaât edeceğiz» demişlerdi. Allah, onların gizlediklerini bilir.

27- Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alır­ken halleri nice olur?

28- Bu böyledir. Çünkü onlar, Allahʹın gazabına sebep olan şeylere uydular. Oʹnu râzı edecek şeyden hoşlanmadılar. Bu yüzden O, onların amellerini boşa çıkarmıştır.

29- Kalplerinde hastalık bulunanlar, Allahʹın içlerindeki kinlerini dı­şarı çıkarmıyacağını mı sanırlar?

30- Biz dileseydik onları sana gönderirdik ve sen de onları simala­rından tanırdın. Ve and olsun ki sen, onları sözlerinin anlatım tarzından tanırsın. Allah sizin işlediklerinizi bilir.

31- And olsun ki, içinizden mücâhidleri ve sabredenleri bilip tanıyıncaya kadar sizi hep deneyeceğiz ve haberlerinizi ortaya çıkarıp açık­layacağız.

İNİŞ SEBEBİ

İslâmʹın yayılması ve ona engel olanların tesirsiz hale sokulması hu­susunda çok hırslı ve iştiyaklı olan gerçek mü’minler, cihâdı emreden bir sûrenin inmesini çok arzu ediyorlardı. Münafıklar da bazan zevâhiri kur­tarmak için onların bu isteğine katılır gibi görünmeye çalışıyorlardı. İlgili âyetler bu sebeple inmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 4/139- Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/178)

İLGİLİ HADÎSLER

«Hısımlarla yakın ve sıcak ilgi kurmak (sılâ-i rahm), Rahmânʹdan bir damar, Oʹnun eserlerinden bir eserdir. Yüce Allah buyurdu ki: «Kim seni (yerine) ulaştırırsa, onu (rahmetime ve iltifatıma) eriştiririm. Kim de seni keserse, (rahmetimi ondan) keserim. »( Buharî/edeb: 13- Tirmizî/birr: 16- Ahmed: 1/190, 321- 2/295, 383, 406, 455, 498)

«Şüphesiz Allah, halkı yarattıktan sonra «rahm» (hısımlarla merhamet doğrultusunda ilgi kurma) kalktı ve Rahmânʹın eteğinden tuttu. Rahmân ona: «Bırak! » diye buyurdu. Bunun üzerine «rahm» şöyle dedi: «Bu, hı­sımlardan ilgi kesmekten sana sığınma makamıdır. » Rahmân (olan Ce­nâb-ı Hak) ona: «Evet, öyledir. Seni ulaştıranı (rahmetime) ulaştırmama, seni kesenden (rahmetimi) kesmeme râzı değil misin? » buyurdu. O da: «Evet râzıyım» deyince; Rahmân: «İşte bu (makam ve derece) sana ait olsun» buyurdu.

Sonra Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devamla şöyle buyurdu:

«(Ey ikiyüzlü dönekler! ) Eğer duruma hâkim olup iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarmak ve hısımlık bağını kesmek sizden (pekâlâ) beklenmez mi? İşte Allahʹın lânetlediği, sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır» meâlindeki âyetleri okuyunuz. » (Buharî/tefsîr: 40, tevhîd: 35- Müslim/birr: 16- Ahmed: 2/330, 383, 406)

«Hiçbir günah, Allahʹın sahibine âhirete sakladığı azapla beraber dün­yada da cezasını vermekte acele ettiği zulüm ve tecavüzden, bir de sıla-i rahm’i kesmekten daha lâyık değildir. »( Ahmed: 5/36, 38- Tirmizî/kıyâmet: 57- İbn Mâce/zühd: 23)

«Kim ecelinin geciktirilmesini, rızkının artmasını arzu ediyorsa, hısım­larıyla yakın ilgi kursun. »( Buharî/edeb: 12, büyu’ 13- Müslim/birr: 20, 21- Ahmed: 3/156, 247- 5/279)

«Merhametli olanlara Rahmân (olan Allah) merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamette bulunsunlar. Şüphesiz «rahm», Rahmânʹdan bir kök ve damardır. Kim onu ulaştırır (hı­sımlarıyla yakın ilgi kurar)sa, Rahmân rahmetini ona eriştirir. Kim de onu keserse, O da (rahmetini) ondan keser. » (Tirmizî/birr: 13- Dâremî/ferâiz: 6- Buharî/tefsîr: 59, edeb: 90- İbn Mâce/zühd: 13- Taberânî/cihâd: 36- Ahmed: 4/47, 48, 50)

«Söz açığa çıkar, amel gizlenir, diller ülfet eder, kalpler birbirlerine buğzeder ve her rahm sâhibi merhamet ilgisini keserse, işte o zaman Allah onlara lânet eder; onları sağırlaştırıp gözlerini kör eder. »( Râmuzu’l-ahâdis: 54- el-Harâitî: Selmân (R. A. )den)

GERÇEK MÜ’MİN ALLAH YOLUNDA CİHÂDI ARZULAR

«İmân edenler derler ki: «Savaş hak­kında bir sûre indirilseydi ya.. »

İhlâs derecesine yükselen köklü imân, şüphesiz ki daha çok gıdasını takvâ ve cihâddan alır. Bu iki mânevî gıdadan mahrûm kalan imân, gün geçtikçe zayıflar ve nefsin tesiri altında kalmak suretiyle ıhlâs derecesin­den aşağı düşer. Ayrıca imân, şüphe ve nifak duygusuna açık tutulunca da takvâ ve cihaddan nefret etmeye başlar. Çünkü o bu durumda yanlış bir reçetenin kurbanı olmuş sayılır.

Nitekim Bakara, Enfal ve Tevbe sûrelerinde kesin anlamda cihâd em­ri inince, kalplerinde nifak hastalığı bulunan ikiyüzlü dönekler ölüm ko­masına giren kimsenin baygın ve bitkin bakışı gibi, kayan gözleriyle Hz. Peygamber’e (A. S. ) bakakalıyorlardı.

Böylece savaş bir bakıma, asil madeni cürufundan ayıran bir ölçü ol­du. Münafıkların renkleri ve karakterleri ortaya çıktı. Düşman tanınınca ted­bîr kolaylaşır misâli, Müslümanlar da artık o döneklere karşı nasıl davra­nacaklarını ayarladılar.

MÜNAFIKLARIN İŞ BAŞINA GEÇMELERİNE İMKÂN VERMEMEK

«Eğer duruma hâkim olup iş başına geçecek olursanız yeryüzünde fesat çıkarmak ve hı­sımlık bağını kesmek sizden (pekâlâ) beklenmez mi?. »

Müslüman bir ülkede, müʹminler, seçecekleri idarecilere ve lider kad­rosuna çok dikkat etmek zorundadırlar. Zira halk tabakasının önemli bir kısmı daha çok başlarındaki liderlerin uydusu olurlar ve onların yaşayış ve davranışlarını, inanç ve tutumlarını kendilerine örnek edinirler.

Bunun için Kur’ân-ı Kerîm özellikle bu konu üzerinde durup gerçek mü’minleri uyanık bulunmaya çağırmaktadır. İnkârcı zâlimlerin, ikiyüzlü dönek münafıkların iş başına geçmesiyle iki büyük kötülüğün doğacağı açıklanmakta ve ülkenin geleceğinin o yüzden karanlığa döneceğine işâ­ret edilmektedir: Birincisi, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar, huzur ve güveni bozarlar. O kadar ki çoğu makam ve kişisel çıkarları uğruna hısım­larından bile ilgilerini keserler. Yakın tarihimizde birçok ülkede inkârcı zâ­limlerin şebekesine düşüp, onların teknesinde yoğrulup şekillenen gençle­rin kendi kardeşlerini, ana ve babalarını öldürecek kadar fitne ve fesat fır­tınası estirdikleri hafızalardan silinmemiştir.

ALLAH SÖZÜ OLAN KUR’ÂN’IN İYİCE OKUNUP İNCELENMESİ GEREKLİDİR

«Kurʹânʹı iyice tetkik edip üze­rinde düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi vardır?! » Kur’ân, Cenâb-ı Hakk’ın insanlara en son rahmet ve inâyet mesajıdır. Sosyal yapıda ne kadar gelişme ve değişme olursa olsun, ilim ne kadar ilerleyip gerçekleri bulursa bulsun, Kur’ân’ın mutlaka rehberliğine ihtiyaç olacaktır. Zira dinden, imândan kopuk bir medeniyet, ülkelere rahmet ha­vası estirmez, huzur ve güven sağlamaz, kalpleri ve ruhları fazîletle dol­duramaz. Böyle ortamlarda yetişen kuşaklar dengesizliğe itilmiş olur; yani akıl ve zekâları gelişmiş, fiziksel yapıları güçlendirilmiş olur; ama ruhları, vicdanları ve kalpleri bomboş kalır.

O bakımdan insanı kendi kudret eliyle yaratıp emsalsiz sanatıyla onu şekillendiren Cenâb-ı Hak, onun huzur, güven, inanç, ahlâk ve fazîlet ha­vası içinde yetişmesinin reçetesini de hazırlamıştır. Kur’ân bütünüyle onu yansıtmakta ve insandan yana en doğru olanı göstermektedir.

Bu bakımdan az-çok bilgi ve kültürü olan ve ön yargıdan kendini uzak tutmasını bilen, insaf ölçüleriyle yaklaşımda bulunabilen herkes Kur’ân’ı dikkatle okuyup İlâhî muradı anlamaya çalışınca, kendi bilgi ve iyi niyeti seviyesine göre, ondan nasibini alabilir. Meselâ edip bir kişi, Kur’ân’ın fe­sahat ve belâğati karşısında küçülüp erir. İyi bir hukukçu, onun cihanşü­mul mahiyetteki hukukî sistemi karşısında şaşırır. İlmî araştırma meraklısı olan fizikçi veya kimyacı, ya da biyolog veya astronom, Kur’ân’ın getirdi­ği bilimsel ölçüdeki ana fikirler ve temel bilgiler karşısında hayranlık du­yarak eğilir.

Bütün bu açıklamalar şu gerçeği ortaya koymaktadır: Kur’ân en doğ­ru bilgilerle donatılmış bir kitaptır ve her yönüyle beşer kudretini aşmak­tadır. Her âyetiyle ilme, akla ve düşünceye, sonra da sağduyuya seslen­mekte, insan hayatının her yanıyla içiçe bulunduğunu ilân etmektedir. O nedenle her zaman okunmaya, incelenmeye ve üzerinde düşünülmeye de­ğer muhteva ve kudrettedir.

DOĞRU YOL BELLİ OLUNCA, ARKALARINI DÖNDÜRENLER

«Kendilerine doğ­ru yol belli olduktan sonra arkalarını dönüp gidenlere şeytan bunu çok çe­kici göstermiş ve kendilerine uzun umut ve emel (duygusu) vermiştir. »

Cenâb-ı Hak, bu âyetle, hem Kitap Ehli olan Yahudi ve Hıristiyanları, hem de İslâm’a girdikten sonra veya öyle göründükten sonra döneklik ya­panları kınamakta ve uyarmaktadır. Zira bu üç grup da hakkı bile bile red ve inkâr etmekte; özellikle Yahudi ve Hıristiyanlar aşırı taassuba kapılıp kendi kitaplarında geleceği haber verildiği halde son peygamberi ve son kitabı tanımamaktadırlar. Gerekçe olarak da, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) Hârun Pey­gamberʹin soyundan olmadığını ve beklenen Azîzʹin papazlar arasından ye­tişip çıkacağını göstermektedirler. Oysa bu iki grubun da iddiaları delilsiz ve dayanaksızdır. Ne Tevratʹta böyle bir beyân vardır, ne de İncillerʹde bu­na yer verilmiştir.

KİTAP EHLİNİN, İSLÂM DÜŞMANI MÜŞRİKLERE YARDIM VAADİ

«Bu böyledir. Çünkü Allahʹın indirdiğinden hoşlanmayanlara, «bazı işlerde size itaât edeceğiz» demişlerdi.. »

Kitap Ehli olan Yahudîler, Hz. Muhammed (A. S. ) ve kurmakla görevli bulunduğu İslâm Dini aleyhinde putperest müşriklerle anlaşacak kadar şu­urlarını yitirmişlerdi. Medine çevresinde huzur Ve güven içinde yaşayan Benî Kurayza ve Benî Nadîr Yahudileri Mekkeli müşriklerle gizli görüşme ve anlaşma havasına girmişlerdi.. Zira her iki tarafın hedef ve amacı birdi: Hz. Muhammed’i (A. S. ) ortadan kaldırmak ve son dinin meşalesini sön­dürmek..

Cenâb-ı Hak, müʹminleri bu iki zümre hakkında uyanık bulundurmak üzere ilgili âyeti indirerek onların ne gibi entrikalar çevirdiklerine dikkat­leri çekmiş oldu.

MELEKLERİN MÜNAFIKLARIN RUHLARINI AZAP VEREREK ALMASI

«Melekler onla­rın yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken halleri nice olur? »

Kitap Ehli ile münafıklar, tuttukları yanlış yoldan dönmeyecek olurlar­sa, ölümleri sırasında ayrı bir azaba tabi tutulurlar. Kur’ân ilgili âyetle bu konu üzerinde dururken onu iki madde halinde özetliyor:

1- Allah’ın gazabına neden olan bâtıla uydular; bile bile Hakkʹa sırt çevirdiler.

2- Allahʹı hoşnut edecek gerçek imân ve sâlih amelden hoşlanma­dılar. İblîs’in süsleyip çekici gösterdiği bâtılın peşine takıldılar. Böylece Al­lah onların iyi amellerini boşa çıkardı ve neticesiz bıraktı. Çünkü sâlih amel, gerçek imânın ürünü olduğu takdirde muteberdir ve mükâfatlandırılmaya lâyıktır. İşte ölüm anında meleklerin onların yüzlerine ve arkalarına vur­ması bu yüzdendir.

Ancak «meleklerin vurması» sözü, bizim anlamamızı kolaylaştırır şe­kilde açıklanmaktadır. Diyebiliriz ki bu vuruş, kirlenip paslanan ruha Ce­hennem havasını estirmek ve varacakları yeri göstermektir.

CENÂB-I HAK KOYDUĞU KANUNLARI AYNEN UYGULAR

«Kalplerinde has­talık bulunanlar, Allahʹın içlerindeki kinlerini dışarı çıkarmayacağını mı sa­nırlar? »

Münafıkların içlerinde gizledikleri kin ve düşmanlığı, Allah, dileseydi hemen ortaya çıkarıp Peygamberine ve mü’minlere gösterirdi; ama öyle yapmadı; hazırlanan plân gereği, o hususu olayların seyrine, sebeplerin oluşmasına bıraktı. Nitekim cihâd emri inince münafıkların içlerinde gizli tuttukları renk dışlarına aksetti. Zaten Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de, o dönekleri söz ve davranışlarından tanırdı. İslâm’a bir zarar gelmesin diye sabrediyordu. Böylece otuzuncu âyetle, Allah’ın çizdiği plânı, koyduğu ka­nunu aynen uyguladığına işâret edilmekte ve münafıkları teşhîrin gecikme nedeni açıklanmaktadır. «Biz dileseydik onları sana gönderirdik ve sen de onları simalarından tanırdın. Ve and olsun ki sen, onları sözlerinin anlatım tarzından tanırsın. Allah sizin işlediklerinizi bilir. »

SAMİMİYETİN ÖLÇÜSÜNÜ BELİRLEME

«And olsun ki, içi­nizden mücahidleri ve sabredenleri bilip tanıyıncaya kadar sizi hep dene­yeceğiz ve haberlerinizi ortaya çıkarıp açıklayacağız. »

Varlıkta en zor anlaşılan ve içyüzü geç keşfedilebilen canlı, insandır. Ondaki zekâ, akıl ve benzeri yetenekler, içinde taşıdığı arzu, emel, hırs ve kıskançlığı bir süre gizli tutabilir ve tanınmasını zorlaştırabilir. Ancak kişinin imanında ve dâvâya bağlılığındaki ciddiyetini, sözünün doğruluğu­nu, dostluğundaki samimiyetini olaylar ortaya çıkarır. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devrinde bile İslâm’a girenlerin hepsi samimi değildi.

Onları hemen ayırt etmek çok zordu. Savaşlar, sıkıntılar, galibiyet ve mağlubiyetler, ganimetler ve benzeri olaylar bir dizi halinde birbirini izle­yince, gerçek mü’minlerle dönek münafıklar birbirinden seçilip ayrıldı. Bu­nun gibi, mü’minlerin de sınava tabi tutulup kiminin cihâd aşkı taşıdığı, kiminin hayatı daha çok sevdiği, kiminin sıkıntılara daha çok sabrettiği be­lirlendi. Savaş ve beraberinde getirdiği sıkıntılar böyle bir denemeye yetti. İnen âyetlerle de bu sıkıntıların ve taşıdığı sınavların sonuçları bir bir açık­lanarak uyanlar ve tavsiyeler yer yer kalp ve kafalara işlendi. ʹ

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, münafıklar üzerinde duruldu. Kur’ân-ı Kerîm’in ciddi ve tarafsız olarak okunup incelenmesi tavsiye edildi. Kitap Ehli’nin yanlış ve kışkırtıcı tutumlarına değinilerek, hem mü’minlere bilgi verildi, hem de Yahudilerle Hıristiyanlar uyarıldı. Ölümleri anında meleklerin on­lara nasıl davranacağı haber verilerek, ölmeden önce hakka dönmeleri öğütlendi. Sonra da birbirini izleyen olayların birer sınav anlamında cere­yan ettiğine atıf yapılarak mü’minler ciddiyete, münafıklar samimiyete dâ­vet edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, hak apaçık belli olduktan sonra inkâr ve azgın­lıkta ısrar edenlerin Allah’a hiçbir şekilde zarar veremiyecekleri ve bununla beraber amellerinin boşa çıkarılacağı konu ediliyor. Mü’minler ise mut­lak itaâte çağrılıyor. Dünya hayatının önemsizliği üzerinde durularak, en yüce amaca yönelmenin lüzumu belirtiliyor. Sonra da Allah için cömert davranmanın yararına değinilerek en doğru ve en sağlam yol gösteriliyor.