Ahzab Suresi 23-27. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ اِنْ شَاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْرًا وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِيًّا عَزِيزًا وَاَنْزَلَ الَّذِينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًا وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُ۫هَا وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرًا

23.

Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.

Diyanet İşleri

24.

Bunun böyle olması Allah'ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükafatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

25.

Allah, inkar edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah, savaşta mü'minlere kafi geldi. Allah, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

26.

Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.

27.

Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

23- Müʹminlerden öyle erler (yiğit kahramanlar) vardır ki, Allahʹa verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini isbat ettiler. Onlardan kimi ahde vefa, söze bağlılık edip canını verdi; kimi de (canını vermek için) bekle­mektedir. Verdikleri sözü aslâ değiştirmediler (ikiyüzlüler gibi döneklik yap­madılar).

24- Allah bu sebeple doğruları doğruluklarına karşılık mükâfatlandı­racak; münâfıkları da dilerse azâba uğratacak veya tevbe nasîb edip töv­belerini kabul edecek. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

25- Allah, o küfredenleri öfke ve kinleriyle geri çevirdi de hiç bir ha ra eremediler. Allah savaşta (yardımcı olarak) mü’minlere yetti. Allah çok güçlüdür, çok üstündür.

26- Allah, Kitap Ehliʹnden düşmanlara arka çıkıp yardım edenleri kalelerinden indirdi de kalplerine korku saldı. Onlardan kimini öldürüyor­dunuz, kimini de esir ediyordunuz.

27- Sizi, onların arazisine, yurtlarına, mallarına ve bir de henüz ayak basmadığınız bir yere vâris kıldı. Allahʹın kudreti her şeye yeter.

İNİŞ SEBEBİ

Enes b. Mâlik (R. A. )den yapılan rivâyete göre, bu âyetler, kahraman mücahitlerden Enes b. Nadr (R. A. ) hakkında inmiştir. Hz. Enes b. Nadr (R. A. ) Bedir Savaşıʹna katılamadığı için çok üzülmüş ve «eğer Allah bana bundan sonra Hz. Peygamber’le birlikte bir savaşta bulunmamı nasip eder­se neler yapacağımı Rabbim sîzlere gösterecektir» demişti. Nitekim öyle oldu; Uhud Savaşı’na katıldı. Ölmeden önce, «vallahi cennetin kokusunu alıyorum» diyerek ön safta savaşa atıldı. Üstün yararlıklar ve kahraman­lıklar gösterdikten sonra şehîd edildi. Seksenden fazla yara aldığından ta­nınmaz hale gelmişti; ancak kızkardeşi onu parmaklarındaki birtakım be­lirtilerden tanıyabildi. (Müslim - Tirmizî - Tefsîr-i Kurtubî - Tefsîr-i İbn Cerîr et-Taberî - Tef­sîr-i İbn Kesîr)

Enes misali kahraman mücahitler Allah yolunda can vermek üzere âde­ta sıra bekliyorlardı. Ahzâb Savaşı onlar için bir bakıma bayram sayıldı.

İLGİLİ HADÎSLER

«Hz. Peygamber (A. S. ) Uhud Savaşı günü, savaştan sonra meydanda şehitleri bulmaya çalışırken Mus’âb b. Umeyr’in (R. A. ) cesedine rastladı ve oracıkta durdu, duâ ettikten sonra konumuzu oluşturan âyeti okudu ve arkasından şöyle buyurdu:

«Ben şehadet ediyorum ki, bunlar kıyâmet gününde de Allah yanında şehittirler. Geliniz ziyaret ediniz. Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki kıyâmete kadar bunlara kim selâm verirse, mutlaka onun selâmı alınıp karşılık görür. » (Tefsîr-i Kurtubî: 14/159)

«Talha da savaşta geri çekilmemek üzere verdiği sözü yerine getirenlerdendir. » (Tirmizî/menakıb: 21- İbn Mâce/mukaddeme: 11)

«Allahʹtan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Askerini üstün kıl­mıştır; kuluna yardım etmiştir. Yalnız başına düşman birliklerini hezimete uğratmıştır. Artık Oʹndan öteye bir şey yoktur. » (Buharî/meğâzî: 29- Müslim/zikir: 77- Ahmed: 2/307, 341, 494)

SAVAŞ, MÜ’MİNİ MÜNAFIKTAN AYIRAN MİHENKTİR

Uhud Savaşı meydana gelmeden önce Müslümanların Bedir Savaşı’nda elde ettikleri zafer ve başarıyı dikkate alanlar, ikinci bir savaş olur­sa düşmana karşı çıkacaklarını, hiç bir suretle arka çevirmiyeceklerini ye­minle ifade etmişlerdi. Uhud Savaşı patlak verince Müslümanlar gâlip du­rumdayken okçuların yanlış bir kararı yüzünden savaşın kaderi değişiver­di, derken müʹminler mağlup duruma düştüler. Bu sıkıntılı ve tehlikeli an­larda gerçek müʹminler sabr-u sebat gösterirken, münafıklar paniğe kapı­lıp canlarını kurtarma kaygısına düştüler ve o sebeple savaş alanını bıra­kıp geriye çekildiler; hattâ bir kısmı kaçmakta bile bir sakınca görmedi. Böylece Cenâb-ı Hak bu olayla doğruları yalancılardan, mü’minleri müna­fıklardan ayırt edip, bundan böyle Hz. Peygamber’in (A. S. ) kimlere güve­nebileceği hakkında sağlam bir kıstas ortaya koydu.

AHZÂB SAVAŞI VE DOĞURDUĞU OLUMLU SONUÇLAR

Ahzâb, «hizb»in çoğuludur. Putperestlerle yahudilerden bir kısmı bir­leşerek Medine’yi kuşattılar. Tarihte buna «Hendek Savaşı» da denilmek­tedir. Günlerce bu kuşatma devam etmişti. Sonunda Cenâb-ı Hak şiddetli bir rüzgâr estirip müşriklerin, yahudilerin çadırlarını söktürerek darmada­ğın etmiş: binek ve diğer hayvanlarının kaçıp etrafa yayılmasını sağlamış ve Allahʹın nurunu söndürmek isteyen inkârcıların gözlerini, ağız ve bu­runlarını kumla doldurup etrafı göremez hale getirmişti. Bunun üzerine düşman kuvvetleri perişan olup geldikleri yere dönmek zorunda kalmışlar­dı. Böylece kuşatma sona ermiş; Hz. Peygamber ve mü’minler evlerine dö­nüp zırh ve kılıçlarını çıkarmaya başlamışlardı ki, anlaşmayı bozup düş­manla işbirliği yapan yahudilerden Benî Kurayza’nın işini bitirmek ve bu iç pürüzü kaldırmak gerekiyordu. O yüzden moral veren melekler mânevî si­lahlarını bırakmamışlardı. Hz. Peygamber (A. S. ) silahını çözüp bırakmak­tan vaz geçti ve «Allah, Benî Kurayza üzerine yürümemizi emrediyor, ben de onlara doğru gidiyorum» buyurarak savaşın henüz bitmediğini ve İslâm’a karşı tam ihanet içinde olan bu yahudi kabilesine gereken dersi ver­menin zamanı geldiğini arkadaşlarına bildirdi. Böylece geceleyin yürüyüp Beni Kurayza kalesini kuşattılar. Başka çare bulamayan bu yahudi kabile­si, ölümden kurtulmak için başka bir ülkeye göç etmeyi kabul etti ve Hz. Peygamber (A. S. ) Medine’yi bu fesat yuvasından temizlemiş oldu.

İlgili âyetle yahudilerin dönekliği ve her fırsatta İslâmiyet aleyhine faa­liyet gösterdikleri, verdikleri söze, yaptıkları andlaşmaya bağlı ve sadık kalmadıkları; o yüzden İlâhî lânet ve gazaba uğratıldıkları belirtilmektedir.

Böylece İslâm ülkesinde vatandaş olarak bulunan ve mevcut yasalar­la hakları korunan gayr-i müslim azınlıklar, verdikleri söze ve yapılan an­laşma ve andlaşmaya bağlı kaldıkları sürece hakları mahfuzdur ve devle­tin himayesi altındadırlar. İslâmiyet aleyhine gizli-açık faaliyette bulun­maya başladıkları; fitne ve fesat çıkartmak için türlü entrikalar çevirmeye yöneldikleri gün, ülkeden çıkarılmaları vâciptir.

AHZÂB SAVAŞININ VE BENİ KURAYZA OLAYININ SONUÇLARI

İslâm, şehir devletinin temelini atmış; yazılı anayasasını hazırlayıp or­taya koymuş; Mekkeli müşrikleri yenilgiye uğratmış; çevre yahudileri te­sirsiz hale getirmiş ve Kurayza Oğulları’nı kalelerinden söküp başka bir ülkeye sürmüş bulunuyordu. Artık Arap Yarımadası’nda İslâmʹın varlığı ve tesiri iyice hissedilir bir düzeye gelmiş; baş kaldırmak isteyen bazı kabile­ler sindirilmişti. İslâm düşmanları bundan böyle çok dikkatli olmak zorun­daydılar. Çoğu ise, İslâm Devleti’ne baş eğmekten başka çare bulama­mıştı.

Böylece Arap Yarımadası inkârcı azgınlara her yandan daralıyor; her geçen gün İslâm yeni zaferler sağlıyordu. Müʹminlerin sarsılmayan azmi, gayreti tazeliğine tazelik katıyor, «gelecek İslâmʹındır» diyordu.

AHZÂB VE UHÛD SAVAŞI ANLATILIRKEN MÜʹMİNLERE VERİLEN MESAJLAR

1- Allah’a dosdoğru imân edenlerle birlikte savaşa çıkmak,

2- İç düşman sayılan ikiyüzlü dönek münafıkların oyununa gelme­mek,

3- Mümkün olduğu nisbette içi küfürle dolup taşan, dıştan müslüman görünen kimseleri savaşa götürmemek,

4- Anlaşma, andlaşma ve yasaları bozup çiğneyen ve İslâmʹa karşı fitne ve fesat çıkartmaya yönelen gayr-i müslim azınlıkları vatandaşlıktan çıkarıp ülke dışına sürmek,

5- Savaşa nasıl başlanacağı, ne gibi taktikler uygulanacağı hakkın­da tecrübeli, bilgili askerlerin ve güngörmüş kişilerin görüşüne baş vur­mak; istişarede bulunmak,

6- Düşmana karşı her türlü önlemi aldıktan sonra Allah’a güvenip dayanmak bu cümledendir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹa ve Peygamberine verdiği sözü tutup ye­rine getiren kahraman mücahitler övülüyor ve Uhud Savaşı ile Ahzâb Sa­vaşı, aynı zamanda Beni Kurayza olayı konu ediliyor. Böylece sözlerine sa­dık kalanlarla, döneklik yapanlar hakkında aydınlatıcı bilgiler veriliyor.

Aşağıdaki âyetlerle, ardarda savaşların sürmesi neticesi, ev halkıyla sıkı temas kuramadığına işâretle, Resûlüllah’ın (A. S. ) zevcelerinden bir kıs­mının daha fazla dünyalık edinme hevesine kapıldıkları konu ediliyor. Bu durumda eriştikleri mânevî saadet ve zenginliği istemiyenler varsa, arzu ettikleri takdirde Hz. Peygamberʹin (A. S. ) onları boşayabileceğine dikkat­ler çekiliyor. Sonra da ezvac-i tahirattan açık bir hayasızlıkta bulunacak biri çıkarsa, mutlaka ona iki kat azap verileceği bildirilerek, Allah’ın ken­dilerine lütfettiği o yüksek nîmete sahip olmaları tenbîh ediliyor.