MEÂLİ
222- Sana kadınların ay hâlinden de soruyorlar, de ki: O bir ezâ (kadını sıkıcı, erkeği tiksindirici, fakat kadın için yararlı) bir şeydir. Bu sebeple ay hâlinde iken kadınlardan uzak durun; temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman Allahʹın size emrettiği yerden (üreme organından) onlara yaklaşın. Şüphesiz ki Allah çokça tevbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever.
223- Kadınlarınız sizin (ürün veren, insan yetiştiren) tarlanızdır; tarlanıza nasıl (ve ne zaman) isterseniz geliniz. Bir de kendiniz için önceden (güzel ve yararlı) amelleri sunun; Allahʹtan korkun; O’na mutlaka kavuşacağınızı bilin. Ve Sen, inananları müjdele!
İNİŞ SEBEBİ
İmam Ahmed bin Hanbel’in tesbitine göre: Yahudîler, kadınlarından kan gelmesi halinde bütün gün mundar kalacaklarına inanırlardı. Onlara göre kadının bu mundar hali yedi gün sürer, dokunduğu ve yattığı her şey de mundar olur. Yahudi şeriatındaki bu hükümleri bilen bazı Müslümanlar, kadınların ay halinden sordular. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi.
Bir de Hz. Ömer (R. A. ) ve birkaç ashab cinsel yaklaşmada belli bir biçim ve kural uygulamıyorlardı. Halbuki Medineʹdeki Yahudîler bu konuda daha çok kadının sırtüstü yatması biçiminde bir kural uyguluyor, bunun dışında bir yaklaşmadan doğacak olan çocuğun şaşı olacağını söylüyorlardı. Durum Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize nakledildiğinde Bakara sûresinin 223. âyeti indi. (Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden birinci konuda soru soranların Sâbit bin Dahdah, Useyd bin Hudayr ve Ubbad bin Bişir (R. A. ) olduğunu Kurtubî ve İbn Cerîr nakletmişlerdir.)
İLGİLİ HADÎSLER
«Aybaşı halinde kadına cinsel yaklaşmanın dışında her şey yapın (öpmek, okşamak gibi davranışlarda bulunun! )» (Müslim: Enes (R. A. )den.)
«Şüphesiz ki Allah hakkı (söylemekten) utanmaz: Kadınlara dübürlerinden münasebette bulunmayın.. » (Ahmed bin Hanbel - Nesâî - İbn Mâce - Beyhakî: Huzeyme’den)
«Karısına dübüründen cinsi yaklaşmada bulunan bir kimseye Allah rahmet nazarıyla bakmaz. » (Tirmizî - Nesâî - İbn Mâce / nikâh: 20. Ahmed: 2/344)
YORUMLAR - RİVÂYETLER
«İyice temizlendikleri zaman onlara yaklaşın. »
a) Kan kesilip ongün, ya da onbeş günün bitiminde onlara yaklaşın.
b) Kan kesilip ongün, ya da onbeş gün tamamlanmadan yıkanmadıkça (boy abdesti almadıkça) onlara yaklaşmayın.
c) Kan kesilip su ile iyice yıkandıklarında onlara yaklaşın.
d) Kan kesilip tenasül cihazlarını (üreme organlarını) iyice yıkadıklarında onlara yaklaşın.
Yukarıda anlamını sunduğumuz âyetin yorumunda ilim adamları üç mâna üzerinde durmuş, bazı tefsircilerimiz bunu dörde çıkarmıştır. Karıkoca arasında herhangi bir tiksinme ve iğrenmeye neden olmaması; gereken temizliğin sağlanması ve üreme organının mikroplardan gerektiği gibi korunması için son üç yorum, İslâmın genel prensiplerine daha uygundur. Özellikle (b) ve (c) maddesindeki yorumlar tavsiyeye daha elverişlidir.
Bu nedenle:
1. Aybaşı halinde bulunan kadınla cinsel yaklaşmada bulunmak haramdır, büyük günahlardan sayılmıştır. Bu konuda icmâ’ vardır. Bunu helâl sayan kimse dinden çıkar.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Kim ay halindeki kadına cinsel yaklaşmada bulunur veya onu dübüründen kullanırsa ve bir de kâhine (gaipten haber veren büyücüye) giderse, Muhammedʹe indirilen hakikatı inkâr etmiş olur. » (Tirmizî / taharet: 102, redâ’: 12. İbn Mâce / nikâh: 29. Dâremî / vudû’: 114. Ahmed: 1/86 - 6/305.)
2. Aybaşı halinde bulunan kadına cinsel yaklaşmada bulunan kimse hem büyük günah işlemiş olur; hem İmam Ahmed bin Hanbelʹe ve İmam Şâfiî’nin «Kavl-i kadîm»ine göre keffaret gerekir. (Keffaret, kan henüz kırmızı renkte ise bir dinar, san renkte ise yarım dinardır. Bir dinar 10 dirhem saf gümüş değerinde altın paradır.)
İmam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik ve İmam Şâfiî’nin «Kavl-i cedid»ine göre keffaret gerekmez, sadece istiğfarla yetinir.
Tirmizî bu keffareti şöyle nakletmektedir: «Kadından gelen akıntı henüz kırmızı renkte ise bir dinar, sararmış vaziyette ise yarım dinar verilir. » İmamların çoğu bu rivâyeti sened olarak almamışlardır.
3. Ay halindeki kadının göbekle diz arası dışında diğer yerlerini okşayıp yararlanmakta bir sakınca yoktur.
4. Ay halinde olan kadına namaz kılmak, oruç tutmak, câmi’lere girmek, Kurʹân okumak, Mushafa el sürmek, Mushafʹı taşımak haramdır.
5. Allah iyice temizlenen, bu konuda da Peygamber (A. S. ) Efendimizin Sünnetine göre davranan inanmış kadınları ve erkekleri çok sever.
6. Karısını dübüründen kullanan ise hem büyük günah işler, hem lânete uğrar. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Karısına dübüründen yaklaşan kimse mel’undür. » buyurmuştur. (Ebû Dâvud / nikâh: 45. Ahmed: 2/444. 479.)
SAĞLIK YÖNÜ
Dölyatağında belli nedenlerle iç zarı hücrelerinde bir büzülme ve gerilme olur. Bu büzülme özellikle büklümlü damarcıkların sıkışmasına neden olur; böylece bütünlüğünü yitiren ve parçalanan bu çok ince damarcıklardan bir kanama gerçekleşir. Bu kanamaya âdet kanaması adı verilir. ince damarların başlarının açılması ve kanamaya devam etmesi döl yatağının en duyarlı devresidir. Kadının bu devrede sinir sisteminde bir gerilme, bunun sonucu asap bozukluğu meydana gelir. Bazı kurallara dikkat edilmediği takdirde aşağıdaki bozukluk ve hastalıklara yol açar, ya da açabilir:
a) Yumurtalığın mikrop kaparak iltihaplanmasına ve erken müdahale edilmediğinde rahmin fonksiyonunu kaybetmesine neden olur.
b) İfraz edilen kanın erkeğe bulaşması bir takım arızalara sebep olur. İdrar yollarında anormal durum meydana gelebilir. Bunun sonucu spermanın azalması gibi kısırlığa yol açan arızalar zuhur edebilir.
c) Dıştan bazı tehlikeli mikropların tenasül aletiyle döl yatağına geçmesine ve birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur.
BU KONUDA KURʹAN İLE TEVRAT ARASINDA MUKAYESE
Elimizdeki mevcut Tevrat nüshalarında şu cümlelere raslamaktayız:
«Kadınlardan kan gelmesinde, kadının yedi gün mundar sayılması lâzımdır. Bu sırada ona dokunanlar da bütün gün için mundar olurlar. Böyle bir kadının yattığı yatak, üzerinde oturduğu her şey mundardır. Bunlara dokunanlar da bütün gün için mundar olur, ancak yıkanarak ve elbiselerini yıkayarak temizlenebilirler. Böyle bir kadınla yatan erkek mundar olur ve onun da üzerinde yattığı her şey mundar sayılır. (Kanı kesilen kadın da iki kumru ya da güvercin palazını kurban olarak sunmak zorundadır. Ama bundan önce o da yıkanacak ve elbisesini yıkayacaktır. » (Levililer: 15/19-24).
«Adet mundarlığında iken çıplaklığını açmak için bir kadına yaklaşamayacaksın . » (Levililer: 18/19).
1. TEVRAT: Ayhali olan kadını sadece yedi gün mundar sayar.
KUR’ÂN: Kadını bu durumda mundar saymaz, ancak namaz, oruç, Kur’ân okumak, Mushafa el sürmek, Kâbeʹyi tavaf etmek ve cami’lere girmek gibi birtakım ibadetleri yerine getirmesini bu süre içinde yasaklar.
2. TEVRAT: Kadının bu halde yattığı yatağı, üzerinde oturduğu her şeyi mundar sayar.
KUR’ÂN: Bunların hiçbirini mundar saymaz. Aslında bunun mundar sayılması için ciddi bir neden de yoktur.
TEVRAT: Ayhali olan kadının dokunduğu eşyaya dokunanların da mundar sayılacağını açıklar.
KUR’ÂN: Bunların hiçbirini mundar saymaz.
4. TEVRAT: Kanı kesilen kadının iki kumru, ya da güvercin palazını kurban etmesini emreder.
KUR’ÂN: Böyle bir vecibe getirmez, herhangi bir öneride bulunmaz.
5. TEVRAT: Erkeğin, âdet halindeki karısının vücudunu açmasını yasaklar.
KUR’ÂN: Sadece cinsel yaklaşmayı yasaklar.
Görülüyor ki Kur’ân-ı Kerîmʹde geçen hüküm, çok duyarlı hale gelen kadını koruyucudur. Karı-koca arasındaki ilginin zayıflamasını veya erkeğin tiksinmesini önleyicidir. Dölyatağına mikrop geçmesini engeller; bunun dışında karı-koca arasındaki cinsel bağların bir kısmına devam imkânı verir.
Tevrattaki hükümler çok sıkıcı ve külfetlidir. Kur’ân her esas ve prensibinde kolaylık getirir; bir yandan Tevhîd akidesinin esaslarını, toplum düzenini, âile huzurunu düşünürken, bir yandan da ferdin ve toplumun sağlığını korur. Böylece Tevratʹın bu hükümleriyle de günün şartlarına uymadığını sosyal yapıya hitaptan uzak bulunduğunu görmekteyiz. Kur ân hem onu tashih eder; böylece hem insan sağlığına ve psikolojik yapısına, hem sosyal bünyesine uygun hükümler getirir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle karı-koca ilişkileri, âile yuvasının devam ve huzuru için belli kurallara uyulmasına, koruyucu hekimliğin önemine dokunuldu. Aşağıdaki âyetlerle, iyilikte bulunmaya, kötülükten kaçınmaya ve insanlar arasını düzeltmemize Allah isminin engel olarak konulmaması, yani bu tür iyilikleri yapmamaya yemin edilmemesi, edildiği takdirde keffaret verilerek hayırlı olanına yönelinmesi belirtiliyor; rasgele yeminlerden sorumlu tutulmayacağı haber veriliyor. Böylece âile yuvasına ve sosyal yapıya iyilikte bulunmaya engel teşkil eden bir yemin varsa, bunu keffaretle gidermenin İlâhî rızaya uygun düşeceği çok özlü bir anlatım biçimiyle yansıtılıyor.