M E A L İ :
219- Sana h a m r (alkollü içki)den ve kumardan soruyorlar. De ki: İkisinde de hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) faydalar vardır; ama günahları (ve zararları) yararlarından daha büyüktür.
Ve Sana (Allah için, Oʹnun yolunda) neyi harcayacaklarını soruyorlar; de ki: Artanı... Böylece Allah (Dünya ve Âhiret hakkında) düşünesiniz diye size âyetlerini açıklıyor.
220- Hem sana yetimlerden soruyorlar, de ki: Onlardan yana işleri düzeltmek (onların yararına hayırlı teşebbüslerde bulunmak) daha hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar kardeşlerinizdir. Allah (işlerini düzenleyip yetimleri yetiştirmeyi, faydalı birer insan yapmayı) bozanı düzeltenden ayırt edip bilir. Allah dileseydi sizi (bu hususta daha ağır bir sorumluluk altına sokup) sıkıntıya uğratabilirdi. Şüphesiz ki, Allah yegane üstün ve sonsuz hikmet sâhibidir.
İNİŞ SEBEBİ
Başlarında Hattab oğlu Ömer ve Cebel oğlu Muaz (R. A. ) bulunduğu halde Ansardan bir cemaat, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek dediler ki: «Ey Allah’ın Peygamberi! Bize içki ve kumar(ın fenalığı) hakkında bir fetvâ ver; çünkü her ikisi de aklı giderici, malı alıp götürücüdür. »
Bunun üzerine yukarıdaki ayet indi. (Lübabü’t-Te’vîl - Alûsi tefsirleri)
İLGİLİ HADÎSLER
«Her sarhoş eden şey hamrʹdır ve her sarhoş eden şey haramdır. » (Müslim / eşribe: 73. Ebu Dâvud / eşribe: 5. Tirmizî / eşribe: 1. İbn Mâce / eşribe: 9. Ahmed: 2 / 16, 29, 31, 105, 134, 137)
«Dünyada içki içip ona devam ettiği halde tevbe etmeden ölen kimse, âhirette (cennetin hayat verici) içkisinden içemez. (Buharî / eşribe: 1. Müslim / eşribe: 77. Tirmizî / eşribe: 1. İbn Mâce / eşribe: 2. Daremi / eşribe: 2. Taberânî / eşribe 11. Ahmed: 2 / 19, 22, 28 - 5/98, 106, 123, 142.)
Yemen’in Ceysan bölgesinden gelen bir adam, Peygamber (A. S. ) Efendimizden kendi memleketinde darıdan elde edilen içkiden sordu. Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona:
- Sözünü ettiğin içki sarhoş ediyor mu?
Diye sorunca, o da:
- Evet, diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (A. S. ):
- Sarhoş eden her şey haramdır, buyurdu. (Müslim: Câbir (R. A. )den)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden baldan elde edilen içkiden sorulduğunda ise şöyle buyurdu: «Sarhoşluk veren her içki haramdır. » (Ebû Dâvud / eşribe: 5. Müslim / eşribe: 73. Tirmizi / eşribe: 1. İbn Mâce / eşribe: 9.)
«Doğrusu üzümden bir içki, buğdaydan bir içki, arpadan bir içki, hurmadan bir içki elde edilir. (Başka bir rivâyette: Darıdan da bir içki... ) Ben sizi her sarhoş eden içkiden menʹediyorum. » (Buharî - Müslim: Hz. Âişe (R. A. )dan. Ebu Dâvud / eşribe: 4.)
İmam Tirmizî buna: «Baldan da bir içki... » cümlesini ekleyerek rivâyeti tamamlamıştır.
«İçkinin alım-satımı haram kılınmıştır. » (Ahmed bin Hanbel: 1/25, 230, 244. Tirmizî / büyü’: 37, 58. Nesâî / büyü: 9, 93. İbn Mâce / eşribe: 7, ticaret: 11.)
HAMR KELİMESİYLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR VE ÇÖZÜMLER
a) Genellikle Türkçemizde keyif verici ve sarhoş edici sıvılara içki denilir. Arapçada buna ayni tarif içinde HAMR denilir. Kurʹânʹda ayni kelimeye yer verilmiş ve birkaç yerde anılmıştır.
b) HAMR: Örtmek, mânasına gelen HAMERE fiilinden türetilmiştir. Bu manayla kadının başörtüsüne HİMAR denilir. Örtücü özelliği olan her şey hakkında da ayni tabir kullanılır. Nitekim Hadîste: HAMMIRÛ ANİYETEKÜM! = Kaplarınızı örtünüz! cümlesinde de aynı fiilin emir kipi getirilmiştir. İçki, aklı örttüğü, şuuru perdelediği için ona HAMR denilmiştir.
Diğer bir yorumla, kendi haline bırakılıp tahammür ettiği için genellikle sarhoş eden içkilere bu isim verilmiştir; tıpkı hamurun ekşimeye bırakılması gibi..
c) Aklı karıştırdığı, şuuru alt-üst ettiği için MUHAMERAʹdan gelme ya da türetilme bir isim olduğu da söylenir ki bu üç mâna aynı nokta, ya da odakta toplanır.
d) HAMR, iyice kaynatılan ya da pişirilen üzüm suyudur. Aklı örten diğer içkiler -sarhoş etmeleri nedeniyle- bunun hükmündedir. Nitekim KIMAR (kumar)ın her çeşidi haram kılınmışsa da Kur’ân’da sadece MEYSİR’den yeni isimleri ayrı, on okun bir araya getirilip her biri için ismine göre bir nasip belirlenmesi ve böylece kumar oynanmasından söz edilmiş, diğer kumar çeşitleri buna kıyas edilerek haram sayılmıştır.
e) Müctehit imamların cumhuruna göre, çoğu sarhoş eden her içkinin çoğu da, azı da haramdır. İçene had (dinî cezâ) gerekir. Hamr’den maksad, üzüm şarabı da olsa diğer içkiler hem Sünnet, hem kıyas yoluyla hamr hükmündedir.
İmamlardan Ebû Hanîfe, İbn Ebî Leylâ, İbn Şübrüme ve Kûfe âlimlerinden rey taraftarı bir cemaatten, üzüm ve hurma şarabından başka içkilerden çoğu sarhoş edenin azı helâldır, yani sarhoş olmayacak kadar içene had (şerʹî cezâ) gerekmez, anlam ve biçiminde bir rivâyet yapılmışsa da bu görüş çok zayıftır ve Sünnete ters düşmektedir. Çünkü sahîh hadîslerde böyle bir görüşe yer verilmeyip reddedilmiştir.
Mâide sûresinde bu konuya tekrar dönülecek ve daha geniş bilgi verilecektir.
FIKHÎ YÖNÜ
1- İmam Şâfiî ve arkadaşlarının içtihadına göre üzüm, hurma, bal, buğday, arpa, pirinç, darı ve benzeri maddelerden elde edilen içkilerin hepsi -sarhoş ettikleri nedeniyle- haramdır. Azı da çoğunun hükmüne tabiʹdir.
Şafiî bu içtihadında yukarıdaki âyete yani hamr kelimesinin bütün içkileri içine alan bir deyim olmasına ve bu konudaki sahih rivâyetle bize kadar ulaşan: «Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır» meâlindeki hadîse dayanmıştır. (Ebu Dâvud / eşribe: 5. Tirmizî / eşribe: 3. Nesâî / eşribe: 25. İbn Mâce / eşribe: 10. Dâremî / eşribe: 8. Ahmed: 2/91, 167, 179, 3/343.)
2- İmam Ebû Hanîfe’nin içtihadına göre -ki onun zamanında hadîslerin tamamı toplanamamıştır- hamr sadece üzüm ve hurmadan elde edilir. Diğer sarhoş edici içkiler buna -tahrîm hususunda- kıyas edilir.
İmam Şâfiîʹnin yukarıda belirttiğimiz içtihadına göre, sarhoş edici içkilerin içilmesi haram olduğu gibi, dokunduğu yeri de necis eder. Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa adlı kitabın birinci cildinde, Şâfiî mezhebine bağlı fukahaca, kolonya ve ispirto gibi antiseptik olan maddeler maʹfuvattan sayılmış, böylece Şafiî mezhebinde de bu hususta kolaylaştırıcı bir kapı açık tutulmuştur.
Adı geçen kitaptaki yazının çevirisini nakletmekte yarar görüyorum:
«Necis sayılan ve ilâçlarla güzel kokulara karıştırılan ispirto ve benzeri sıvılar, bunları ıslaha ve yararlı hale getirmeye matuf olduğu nisbette maʹfuvattan sayılırlar. Bu, peyniri yararlı hale sokmak için kullanılan (dana ya da buzağının kırkbayırından elde edilen) mayaya kıyas edilmiştir. » (Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibî’l-Arbaa: C. 1, S. 19 / Mısır baskı: 1939).
İmam Ebû Hanîfe’nin içtihadına göre, üzüm ve hurmadan elde edilen şaraptan başka diğer içkilerin içilmesi haramsa da necis sayılmazlar. Çünkü bu konuda bir nass vârid olmamıştır; âyet sadece iki maddeden elde edilen şarabı «r i c s = murdar» saymıştır. Hadîslerde ise bunların necis olduğuna dair açık bir kayıt mevcut değildir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz eserde yine Hanefilerin bu hususla ilgili görüşüne yer verilirken sarhoş edici her içkinin azının da çoğu gibi haram olduğu kaydediliyor ve müftabih olan hükmün bu doğrultuda bulunduğu belirtiliyor. (Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: C. 2, S. 16 / Mısır üçüncü baskı:?)
TARİHİ YÖNÜ
Şarap, diğer bir deyimle alkollü içkiler çok eski çağlardan beri bilinir. Semavî dinlerin hemen hepsi bununla mücadele etmiş, İlâhî yasağı eğitim yoluyla işlerken diğer taraftan bir takım cezaî müeyyideler de getirmiştir.
Elimizdeki Tevrat’ta şaraptan söz edilirken şu cümleleri görmekteyiz:
«Ve Rab, Musa’ya söyleyip dedi: İsrâîloğullarıʹna söyle ve onlara de: Bir erkek yahut bir kadın adanan nezir adağını adamak için kendini RABBE ayırırsa, şaraptan ve içkiden çekinecek; şarap sirkesi ve içki sirkesi içmiyecek.. » (Tevrat-Sayılar: Bap 6.)
İncil’de ise şu kayıtlara raslamaktayız:
«Onlar yemek yerken İsâ ekmek aldı, şükran duâsı edip parçaladı ve şakirtlere verdi ve dedi: Alın, yiyin, bu benim bedenimdir. Ve bir kâse alıp şükretti ve onlara vererek dedi: Bundan hepiniz için. Çünkü bu benim kanım, günahların bağışlanması için bir çokları uğrunda dökülen ahdin kanıdır. Fakat ben size derim: Babam (Rabbim)ın melekûtunda sizinle taze olarak onu içeceğim o güne kadar, ben asmanın bu mahsulünden artık içmiyeceğim. » (Matta: 26-27-28-29.)
«Ve onlara dedi ki: Bu benim kanım, bir çokları için dökülen ahdin kanıdır. Doğrusu size derim: Allah’ın melekûtünde onu taze olarak içeceğim güne kadar asmanın mahsulünden artık içmiyeceğim. » (Markos: 22-25.)
«Çünkü Rabbin gözünde büyük olacak, şarap ve içki içmiyecek ve daha anasının karnında Ruhulkudüsʹle dolu olacak.. » (Luka: 15.)
Not: Matta ve Markos İncillerinde konu tahrife uğratılmıştır. Luka Incilʹinde, İsa Peygamber hakkındaki belge, en doğrusudur.
Fazla bir değişikliğe uğratılmayan ve en eski İncil olarak kabul edilen BERNABA Incil’inde şarap ve alkollü içkilerin yasak olduğu daha açık biçimde anlatılmaktadır.
İslâmiyetten önce Arap Yarımadasında da alkollü içkiler çok yaygın halde idi. İnsan hayatına yepyeni bir dinamizm getiren, insana ancak uygun olanı, ruhunu, vicdanını kirletmiyen şeyleri mubah sayan İslâm Dini, Arapların puta olan bağlılıkları kadar içkiye olan tutkularını bir çırpıda yasaklamadı, bu konuda ayrı ayrı zamanlarda dört âyet indi. Böylece kademeli bir biçimde yasağa doğru gidildi; dikkatler içkinin zararına doğru çekildi ve gönüller iyice İlâhî emirlere yatıştıktan sonra haram hükmü indirildi:
1. Başta Hattab oğlu Ömer ve Cebel oğlu Muâz bulunduğu halde Peygamber (A. S. ) Efendimize gelen müʹminler:
- Ey Allahʹın Peygamberi! Bize içki ve kumar(ın kötülüğü) hakkında bir fetvâ ver; çünkü ikisi de aklı giderip malı götürmektedir, diyorlardı. Bu devrede sadece Nahl Sûresinin 67. âyeti: «Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden sarhoşluk veren içki ve güzel rızık edinirsiniz.» meâlindeki âyet inmiş bulunuyordu. İçkinin güzel bir rızık olmadığına dikkatler çekiliyor, kafalarda bir soru oluşturuluyordu. İlâhî murada kalbi açık bulunan Hazreti Ömer (R. A. ), içki ve kumarın aile ve topluma getirdiği fenalıkları düşünerek bir an önce yasaklanması için fetvâ istiyordu. Bunun üzerine yukarıdaki konumuzu biçimlendiren âyet indi.
2. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Ömerʹi (R. A. ) çağırarak inen âyeti ona okudu. Bunun üzerine Ömer: «Allahım! İçki hakkında bize şifâ verici bir açıklamada bulun.» diye duâ etti. Bir süre sonra Nisâ sûresinin 43. âyeti şu mealde indi: «Ey imân edenler! Sarhoş iken -ne dediğinizi bitinceye kadar- namaza yaklaşmayın.. »
Bunun üzerine namaza ikamet edilince Resûlüllah’ın görevlendirdiği bir adam Müslümanlara seslendi: «Sarhoş iken namaza yaklaşmayın!. »
Bu âyet, içkinin kötü bir şey olduğuna daha fazla dikkatleri çekiyor, fakat haram kılındığına ait kesin bir hüküm taşımıyordu. Ne var ki kafalardaki soruyu biraz daha büyütüyor, aklı eren kişileri düşünmeye sevkediyordu.
Hz. Ömer (R. A. ), yine tatmin olmadı ve: «Allahım! bize içki hakkında şifa verici bir açıklamada bulun.. » diyerek niyazda bulundu.
3. Bir süre sonra Mâide sûresindeki tahrîm ile ilgili kesinlik ölçüsündeki âyet indi. Ömer (R. A. ) artık tatmin olmuştu: «Vazgeçtik, vazgeçtik!. » diyerek heyecan dolu bir tonla İlâhî yasağa kayıtsız uyduklarını dile getirmişti.
TIBBÎ YÖNÜ
«Alkolün zerresi bile zararlıdır. Kanın 1 santimetre küpünde yani bir gramında alkolün bir miligramı yani bir gramın binde biri kadar küçük miktarı bulunursa o insanda alkol zehirlenmesinin bütün belirtileri gözükür. Şayet bu miktar 4-5 miligram kadar yükselirse zehirlenme şiddetlenir. İçen komaya girer ve belki de bu halde kurtulamıyarak ölür.
Demek ki alkolün bir zerresi bile zehirdir ve insan sağlığına büyük zararlar yapar. Alkol, diyebiliriz ki insan vücudunun her tarafına zararlıdır, fakat en çok beyine dokunur.
Alkollü içki, içilir içilmez, mide ve barsaktan kana karışır, vücudun her tarafına dağılır. Fakat en çok ve çabuk gidip oturduğu ve zararını gösterdiği yer beyindir. » (Fazla bilgi için bak: Uyuşturucu ve Keyif Verici Zehirler - Korunma ve Tedavi / Dr. Faruk Bayülkem - Ankara: 1968.)
SOSYAL YÖNÜ
Kur’ân’da bu âyetle çok önemli üç konu üzerinde duruluyor:
1. Alkollü içkiler,
2. İhtiyaç fazlası artakalanı Allah yolunda gereken yerlere harcamak,
3. Yetimlerden yana işleri en uygun biçimde düzeltmek ve düzenlemek..
Sosyal yapımızla her zaman yakından ilgili bulunan bu üç konuyu Müslüman bir millet olarak çözüp amacına ulaştırmak zorundayız. Alkollü içkiler şişedeki gibi durmaz, yalnız içene değil yakın ve uzak bütün çevresine de zarar verir.
Vücudu zehirliyen, âile bütçesini sarsıp yuvayı tedirgin eden ve kişiyi sosyal bünyeye yararlı olmaktan uzaklaştıran içkiye verilen paranın ondabiri fakirlere, düşkünlere, yetiştirme yurtları ve çocuk esirgeme kurumlarına verilse, ülkemizde başıboş, kendi kaderine terkedilmiş tek çocuk kalmaz, millî bünyeyi için için tehdit eden yüzbinlerce aile yuvasının sıcak ilgisi dışında, eğitim nîmetinden yoksun gençler ortalıkta başıboş dolaşmaz ve bir takım ideolojilerin kurbanı olmazdı.
Nitekim ikinci ve üçüncü maddeler özellikle günümüzün sosyal meselelerine bu açıdan kapı açmakta ve aklı eren her vatandaşın vicdanına ve irfanına seslenmektedir. Bugün memleketimizde yüzbinlerin üstünde kimsesiz başıboş, eğitimden yoksun, dinî ahlâktan uzak çocuk ve gencin bulunduğunu biliyoruz. Bunlara yukarıdaki âyetin doğrultusunda kurtarıcı bir el uzanmadığı takdirde gelecekte nasıl bir anarşinin doğacağından haber vermek herhalde kerâmet ya da kehânet sayılmasa gerek.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle âile ve sosyal yapıyı zedeliyen, fertleri dünya ve âhiret konusunda yararlı olmayan davranışlar peşinde koşturan içkiden söz edildi. Cemaatleşme şuurunu geliştiren, zenginle fakir arasındaki mesafeyi kısaltan, sosyal bünyeye güç kazandıran ve bir bakıma sosyal adâlet kavramının geçerlik kazanmasına ortam hazırlayan yardıma dokunuldu; sonra da toplum için her geçen gün başlıbaşına bir problem olan, millî bünyeyi rahatsız eden kimsesiz çocukları korumanın önemine parmak basıldı. Aşağıdaki âyetlerle bu konuyu tamamlar anlam ve ölçüde gayr-i müslim kadınlarla evlenme konusu işleniyor; yuvayı dişi kuşun yapacağı doğrultusunda evlenilecek kadının önemine işâret ediliyor. Aynı din ve inanca sâhip olan kişilerin daha iyi anlaşabileceğine kapı açılıyor, bu nedenle müşrike bir kadınla evlenmektense Allah ve Resûlüne dosdoğru inanmış bir cariye, ya da hizmetçi kadınla evlenmenin daha hayırlı sonuç vereceğine dikkatler çekiliyor.