Mücadele Suresi 20-22. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلِّينَ كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُلِي اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشِيرَتَهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْاِيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

22.

Allah'a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.

Diyanet İşleri

21.

Allah, "Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

22.

Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

20- Şüphesiz ki Allahʹa ve Peygamberine karşı gelip düşmanlık bes­leyenler var ya, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.

21- Allah, «Ben ve Peygamberlerim mutlaka üstün geleceğiz» diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok üstündür.

22- Allahʹa ve Âhiret gününe imân eden bir kavim ve milletin, Allah ve Peygamberine karşı gelip düşmanlık besleyenleri -isterse bunlar onların babaları veya öz oğulları veya kardeşleri ya da hısım ve kabilesi olsunlar- sevip dost edindiğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imânı yaz­mış, onları kendinden bir ruh (mânevi bir destek ve indirdiği inâyet)le des­teklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları Cennetlere koyacaktır. Allah onlardan hoşnut oldu, onlar da Allahʹtan hoş­nut oldular. İşte bunlar Allahʹın yakınları ve dostlarıdır. Haberiniz olsun ki, korktuklarından kurtulup umduklarına erenler ancak Allahʹın yakınları ve dostlarıdır.

İNİŞ SEBEBİ

Bedir Savaşıʹnda küfür ve azgınlıkta ısrar ve inat edip bütün hınç ve kinleriyle Hakkʹın karşısına çıkan Kureyşli’lerin önemli bir kısmı Ashab-ı Kirâm’ın yakınları idi. Ebû Ubeyde’nin (R. A. ) babası Cerrah, Ebû Bekir Sıd­dîk’ın (R. A. ) oğlu Abdurrahman, Mus’âb b. Umeyrʹin (R. A. ) kardeşi Ubeyd ve Hz. Ömer’in yakın hısımları bunlar arasında bulunuyor ve Hz. Muham­med’in (A. S. ) aziz vücudunu ortadan kaldırmak istiyorlardı.

İlgili âyetle, en yakınlarına karşı silah çekip Allah yolunda savaşan mü’minler övülmekte ve kıyâmete kadar gelecek olan diğer mü’minler için misal teşkil ettiklerine dikkat çekilmektedir.

ALLAH VE PEYGAMBERİ MUTLAKA ÜSTÜNLÜK SAĞLAR

«Allah: Ben ve peygamberlerim mutlaka üstün geliriz, diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok üstündür. »

Hak incelir fakat kopmaz. Hakk’a inanıp bağlanan mü’minler, sünnetullah doğrultusunda dâvaya sadık kalıp birlik kurdukları takdirde -gecik­meli olsa bile- başarı sağlar ve hakkın eninde, sonunda üstün geleceğine misal teşkil ederler. Ancak bu uğurda mücadele verirken günün şartlarını ve mevcut ortam ve imkânları göz önünde bulundurarak ona göre bir me­tod ve proğramla hareket etmeleri gerekir. Mekke ve Medine dönemleri bu konuda yeterince malzeme vermekte ve kalplere ışık tutmaktadır.

İMAN VE DİN BAĞI, SOY BAĞININ ÜSTÜNDEDİR

«Allah’a ve âhi­ret gününe imân eden bir kavim ve milletin, Allah ve peygamberine karşı gelip düşmanlık besleyenleri -isterse bunlar babaları... olsunlar- sevip dost edindiklerini göremezsin.. »

İslâm Dini, «sıla-i rahm» kavramıyla hısımlar arasında sevgi, saygı, yardım ve merhamet düzeyinde kaynaşmayı vâcip kılmıştır. Böylece âile hayatına renk katarak hısımlar arasında kopmaz bağlar oluşturmuştur. An­cak hısımlar arasında din ve inanç farkı bulunmadığı sürece bu böyledir. Farklı din ve farklı inanç ortaya girince artık aralarında sevgi ve dostluk, akrabalık ve yakınlık bağları kopar. İslâmʹa saldırmıyor, Müslümanlara kar­şı düşmanlıklarını izhar etmiyor ve silâh çekmiyorlarsa, o takdirde sırf in­san oldukları veya komşu bulundukları için zahirî bir ilgi kurulur. Gere­kirse sadaka verilir ve yardım yapılır. Çünkü Allah, Peygamber ve din sev­gisi bütün sevgilerin üstünde bir anlam taşır. Kişinin babası veya kardeşi, ya da oğlu küfür üzere olur da bunda ısrar ederek kin, nefret ve düşman­lığını ortaya korsa, artık aralarındaki hısımlık bağları bütünüyle kopar; sa­dece vatandaşlık veya komşuluk bağı kalır.

Nitekim âhiret gününde hiç kimse babasının veya oğlunun destek ve yardımıyla İlâhî adâletin tecelli ettiği hesap alanının dışında tutulmaz ve hesap vermekten kurtulamaz. Herkes kendi inanç, niyet ve ameliyle baş­başa kalır. Hısımlık bağları, dünya ile ilgili olup nesli devam ettirmeye, sağ­lam temellere oturtulan aile ve toplum oluşturmaya yönelik bir hikmete dayanmaktadır. Âhiret Âlemiʹnde nesli devam ettirme kanunu bütünüyle ortadan kaldırılacağı için en yakınlar arasında bile bu kabil bağlar kopmuş olur.

Bu konuda tarihî misaller:

Bedir Savaşı’nda Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ), düşman saffında yer alan oğlu Abdurrahman’a gözü ilişince, gayret-i diniyesi kabarmış ve onu, he­saplaşmak üzere düelloya çağırmıştır.

Mus’âb b. Umeyr (R. A. ) ise aynı savaşta kardeşi Ubeyd b. Umeyr ile karşılaşmış ve Ubeydʹin Hz. Peygamber’e (A. S. ) dil uzatmasına tahammül edemiyerek elindeki kılıcı bütün gücüyle kardeşinin başına indirmekte bir an olsun tereddüt etmemiştir. Hz. Ömer’in (R. A. ) ise yine bu savaşta dayısı Âs b. Hişam’ı öldürdüğünü siyerciler yazmaktadır. Hz. Ali, Hz. Hamza ve Hz. Ebû Ubeydeʹnin (Allah hepsinden razı olsun), Bedir Savaşıʹnda yakın hısımları olan Utbe, Şeybe ve Velîd b. Utbe’yi öldürdükleri pek meşhur bir olay olarak İslâm tarihinde geçer.

İMÂNIN KALPTE KÖK SALMASI

«İşte Allah onların kalplerine imânı yazmış, onları kendinden bir ruh (mânevî bir destek ve indirdiği inâyet)la desteklemiştir.. »

İmân, taklitten kurtulup tahkîk derecesine yükseltildiği; sağlam şuur ve anlayış, duygu ve düşünce atmosferi içinde zevkine erildiği zaman, in­sanın benliğini sarar ve akılla birleşip bütün değerlerin üstünde yer alır. Mü’min bu çizgiye gelince dini uğruna göze alamıyacağı fedakârlık, aşamıyacağı engel kalmaz. Ashab-ı Kirâmʹın Allah’a ve Resûlüllah’a olan imâ­nı böyle bir derecede bulunuyordu. Peygamber mektebinin verdiği yüksek irfan onların bütün hücrelerine sızmış, ruhlarını doldurup kalp ve kafala­rını aydınlatmıştı. Artık dünyevî bütün değerler böyle bir imân cevheri kar­şısında sönük kalmış, başta canları olmak üzere her şeylerini feda etmek­ten derin zevk duymuşlardır.

Böylece Allah sevgisi ve O’na kavuşma arzusu, gaye-i kusvâ, yani en yüce amaç haline gelip kalplerde kökleşmiştir. Yukarıda meâlini yazdığı­mız 22. âyetle böyle bir imâna dikkat çekilmektedir.

Şüphesiz kendini imânın bu yüksek irfan derecesine getirmek için çır­pınan gerçek mü’minlerden yana İlâhî inâyet tecelli eder ve onlara beş bü­yük lûtufta bulunur:

1- Tahkikî imânı kalplerine nakşedip silinmemesiyle işler.

2- İlâhî yardıma mazhar kılıp üstün gelmelerini sağlar.

3- Âhiret Âlemi’nde onları sonsuz saadet yurdunun nîmetleriyle hoş­nut eder.

4- Dünyada da, âhirette de İlâhî rızasına lâyık görüp onlara en üstün iltifatını bahşeder.

5- İlâhî dostluk mertebesine eriştirerek onları korktuklarından kur­tarıp umduklarına kavuşturur,

Mücadele Sûresi’ne, halini Allah’a arzedip O’nun yardımını dileyen mü’mine kadının ağzından çıkan sözün yedi kat gökler üzerinde duyuldu­ğu açıklanıp Cenâb-ı Hak tarafından mü’min bir kişiye verilen kıymet öl­çüsü belirtilerek başlandı ve yine gerçek mü’minlerin Allah’ın dost ve ya­kınları bulunduğuna ve o yüzden felâha eriştirileceklerine dikkat çekilerek sûre noktalandı.

Bu sûrenin de tefsîrine bizi muvaffak kılan Cenâb-ı Hakkʹa hamd-ü senâlar; çalışmalarımızda bize ilhâm kaynağı olan Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimize salât-ü selâmlar olsun.