Ahzab Suresi 18-22. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنْكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَا وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَلِيلًا اَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَاِذَا جَاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذِي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرًا يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فِيكُمْ مَا قَاتَلُوا اِلَّا قَلِيلًا لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثِيرًا وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا اِيمَانًا وَتَسْلِيمًا

21.

(18-19) Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, "Bize gelin" diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah'a kolaydır.

Diyanet İşleri

20.

Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.

21.

Andolsun, Allah'ın Resulünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

22.

Mü'minler, düşman birliklerini görünce, "İşte bu, Allah'ın ve Resulünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söylemişlerdir" dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

18- Allah gerçekten içinizden (başkalarını) alıkoyup ağır davranan­ları ve kardeşlerine, «kalkın bize gelin! » diyenleri bilir. Zaten onlardan an­cak pek azı savaşın sıkıntı ve şiddetine (göğüs gerip) gelirler.

19- (Gelseler bile) size karşı oldukça kıskanç ve cimridirler. Korku geldiği zaman ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri döner bir halde sana bakıp durduklarını görürsün. Korku gidince hayra karşı pek kıskanç ve cimrice bir tavır içinde sivri dilleriyle sizi incitir şekilde atıp tutarlar. Bunlar (hakikatte) imân etmemişlerdir. Bu sebeple Allah amellerini boşa çıkarmıştır; bu da Allah’a göre çok kolaydır.

20- Münâfıklar, müttefik düşman birliklerinin gitmediğini sanıyor­lardı. Müttefik düşman birlikleri bir daha gelecek olsa, onlar çölde Bede­viler arasında bulunup da sizin haberlerinizi sormayı çok arzu ederlerdi. İçinizde bulunsalar pek az savaşırlardı.

21- And olsun ki, sizin için, sizden Allah’a ve âhiret gününe kavuş­mayı umanlar ve Allahʹı çokça ananlar için Resûlüllahʹda güzel örnekler vardır.

22- Müʹminler ise, müttefik düşman birliklerini görünce, «işte bu, Allah ve Peygamberinin bize vaʹdettiğidir. Allah ve Peygamberi doğru söy­lemiştir» dediler. Bu (olay) onların ancak imân ve teslimiyetlerini artırmış­tır.

MÜNAFIKLARIN OYUNU

«Allah gerçekten içinizden (başkalarını) alı­koyup ağır davrananları... bilir.. »

Müttefik kuvvetler kuşatmayı artırıp öldürücü darbeyi indirmeyi ta­sarlayarak bunun hazırlıklarını sürdürürken, münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selûl, Medineli mü’minleri bir yandan korkutuyor, bir yandan da yurtdaşlarını korur gibi tavırlar takınıyor ve onların büyük bir sıkıntı içinde olduklarını görünce de hemen savaşı bırakıp evlerine dönmelerini telkîne çalışıyordu. İslâm ordusunun moralini bozmak için savaşa katılan, içten kâfir, dıştan müslüman görünen bir grup da fırsatı kaçırmadan Abdullah b. Ubeyʹi tasdîk ediyor ve mü’minlerin moralini bozmaya yönelik birtakım entrikalar çeviriyorlardı. Bazı istisnalar dışında, imân zevkini ruhunun de­rinliğine indirip hücrelerine kadar sızdıran gerçek müʹminler ise, her şeye rağmen Allah ve Peygamberinin yolunda savaşacaklarını söylüyorlar ve ölümden korkmadıklarını ilân ediyorlardı.

Görülüyor ki, münafıklar savaş gününde daha çok şu taktiği kullan­mışlardır: Bir kısmı sudan sebepler göstererek savaşa katılmayıp evlerin­de oturuyorlar ve katılanlar için hayıflanarak, bile bile kendilerini ölüme sürüklediklerini söylüyorlardı. Bir kısmı da mü’minlerin moralini bozmak için hem sinsice yalanlar uyduruyor, hem de diğer yandan mü’minler gâlip gelirse, elde edilen ganimetten pay almayı tasarlıyorlardı. Diğer bir kıs­mı ise, her vesileyle ortalığı birbirine katmak, fitne ve fesat çıkartmak için savaşa katılmış bulunuyordu. Cenâb-ı Hak onları şöyle tasvîr etmektedir:

a) Savaşın sıkıntı ve şiddetine göğüs geremezler.

b) Mü’minlerin başarısına tahammülleri yoktur. Elde edilen ganimet­ten mü’minlerin yararlanmasını hiç çekemezler.

c) Korkulu anlarda baygınlık geçirirler.

d) Korku durumu geçince müʹminleri dilleriyle iğnelemeye devam eder­ler.

Bunlar iç yapıları itibariyle kâfir, dış görünüşleri itibariyle müslümandırlar. Amelleri ne olursa olsun, Allah yanında hiçbir değer taşımaz; bütü­nüyle boş ve neticesizdir. Çünkü ancak imân temeli üzerinde yükselen iyi amellerin Allah yanında kıymeti ve mükâfatı vardır.

RESÛLÜLLÂH (A. S. ) EFENDİMİZ HER YÖNÜYLE ÖRNEK İNSANDIR

«And olsun ki sizin için, sizden Al­lah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allahʹı çokça ananlar için Resûlüllahʹda güzel örnekler vardır. »

Cenâb-ı Hak bu âyetle müʹminlere; münafıkları ve içinde küfür maya­sı taşıyanları değil, her bakımdan Resûlüllahʹı (A. S. ) örnek edinmelerini, Onu izlemelerini, Ona uymalarını emrediyor. Zira Hz. Muhammed (A. S. ) imânın doruğunda, cesaretin son çizgisinde, kahramanlığın erişilmesi âde­ta mümkün olmayan noktasında, güzel ahlâkın en üst derecesinde, insan sevgisinin en güvenilir düzeyinde, adâlet ve fazîletin en ön saffında bulu­nuyordu. Ne yaparsa Allah için yapar, ne konuşursa Oʹnun için konuşur­du. O bakımdan Allah’a ve âhiret saadetine selîm bir kalp, güven dolu bir duygu ile kavuşmayı arzu edenler için şüphesiz ki tek örnek ve misal Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimizʹdir. O, savaşta da örnektir, barışta da örnek­tir.

Nitekim Resûlüllahʹı (A. S. ) örnek ve misal edinenler, düşmanın mütte­fik kuvvetlerini görünce ferahlık duydular; Allah ve Peygamberinin va’det­tiği büyük mükâfatın hak olduğunu görür gibi oldular ve tam teslîmiyet gös­tererek Allahʹın düşmanlarıyla savaşmakta tereddüt etmediler; kararlı dav­ranıp yanıltıcı telkinlere kulak vermediler.

KUR’ÂN-I KERÎMʹİN VERDİĞİ ÖLÇÜ

Kurʹân bu tarihî olayın önemli safhalarını anlatırken, kıyâmete kadar gelecek olan samimi ve sadık mü’minlere şu mesajı veriyor: İslâm’ın iki bü­yük düşmanı vardır. Biri, maddeci inkârcılardır; diğeri, menfaatçi müna­fıklardır. İkinciler birincilerden çok daha tehlikelidir ve bunlar her dönem­de sahnede kendilerini gösterirler.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hendek Savaşı’nda bir sürü entrika çeviren mü­nafıklar üzerinde durularak müʹminlere birtakım mesajlar verildi. Sonra da her konuda Resûlüllahʹın (A. S. ) değişmeyen örnek ve misal olduğu belirti­lerek, müʹminlerin sadece Resûlüllahʹın izinde yürüdükleri takdirde dünya ve âhiret kurtuluşuna erişebileceklerine işârette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, cesaretini imânıyla birleştirip onu Allah ve pey­gamber sevgisiyle bütünleştiren mü’minler övülüyor ve Allah düşmanları­nın uğradığı hezimete değinilerek müʹminlere bu konuda sağlam bir ölçü veriliyor.