MEÂLİ:
21- Ey imân edenler! Şeytan’ın adımlarına uymayın. Kim Şeytanʹın adımlarına Uyarsa, şüphesiz ki o, (Şeytan) hayasızlığı, uygunsuzluğu; dinin, aklın ve sağlam örfün çirkin kabul ettiği şeyi emreder. Allahʹın sizin üzerinize bol rahmeti ve lütfu olmasaydı, sizden hiç biriniz ebediyen (günah ve fenalıktan) temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini temize çıkarır. Allah (her şeyi gereği gibi) işitendir, bilendir.
22- Sizden fazîlet ve vatlık sâhibi olanlar yakınlarına, düşkünlere, Allah yolunda hicret edenlere (yardımda) bulunmamaya yemin etmesinler (veya vermekte kusur etmesinler); affetsinler, bağışlayıp aldırış etmesinler. Allahʹın sizi bağışlamasını sevip arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
23- Onlar ki, iffetli, (hayasızlıktan) habersiz müʹmine kadınlara zinâ iftirasında bulunurlar, şüphesiz ki Dünyaʹda da, Âhiretʹte de lânetlenmişlerdir; onlar için büyük bir azâp vardır.
24- Öyle bir günde ki elleri ve ayakları onların yaptıklarına, işlediklerine karşılık aleyhlerinde şâhitlik ederler.
25- O gün Allah, onlara hakkettikleri hesap ve cezâyı tastamam verecek ve onlar da Allahʹın apaçık hak olduğunu (her şeyi açıklayıp ortaya koyduğunu) bilecekler.
İNİŞ SEBEBİ
Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ), çok fakir olan teyzesi oğlu Mistahʹa daha önceleri sürekli yardımda bulunurdu. Hz. Âişe (R. A. ) ile ilgili iftira fırtınası onda da bir zan ve şüphe doğurmuş ve şurada, burada Hz. Âişe (R. A. ) aleyhine birtakım sözler sarfetmesine, daha doğrusu münafıkların yalan ve iftira bataklığına düşmesine sebep olmuştu. Bunun farkına varan Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ) çok üzülmüş ve bir daha ona yardımda bulunmayacağına yemin etmişti. Oysa Mistah’ın gerçekte kötü niyeti yoktu, olayın ters çevrilip yaygınlaştırılması ister istemez onda da birtakım şüpheler uyandırmıştı. Kendisi hem muhacirlerden, hem de Bedir Savaşıʹna katılan bahtiyarlardan biriydi.
O sebeple yukarıdaki 22. âyet indi ve Ebû Bekir Sıddîkʹın (R. A. ) yine teyzesi oğluna yardıma devam etmesi istendi. (Lübabuʹt-te’vîl: 3/320 - Esbâb-ı Nüzûli’l-Kur’ân/Süyûtî: 83)
Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemize zina isnadında bulunan Abdullah b. Ubey, bilindiği gibi münafıkların reisi idi. İslâmiyeti içinden çökertip yıkmak için elinden gelen hiçbir kötülüğü geri bırakmamış, sonunda Peygamber (A. S. ) Efendimizin ailesine dil uzatacak kadar azıtmıştı. 23. âyet onun dünyada da, âhirette de lânetlendiğini bildirmek üzere inmiştir. (Buharî - Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
İLGİLİ HADİSLER
«Helâk edici yedi şeyden kaçınıp uzak durun. »
Bunun üzerine ashab-ı kirâm sordu: «Onlar nelerdir ya Resûlellah?! » Şöyle buyurdu: «Allahʹa ortak koşmak, sihirbazlık yapmak, Allahʹın (öldürülmesini) haram kıldığı canı (kimseyi) öldürmek, ribâ (fâiz) yemek, yetim malını yemek, savaş için düşmana karşı çıkıldığı gün arka çevirip kaçmak, suçtan habersiz hür müʹmine kadınlara zina atmak (zina ile onları suçlamak). (Buharî/vasaya: 23, hudûd: 44- Müslim/imân: 144- Ebû Dâvud/vasaya: 10- Nesâî/vasaya: 12, tahrîm: 18- Ahmed: 1/202 - 5/219)
«İffetli kadını zina ile suçlayıp iftirada bulunmak, yüz yıllık (iyi) ameli yıkar. » (Taberânî: Huzayfe (R. A. )den)
«Kıyâmet günü olunca, kâfir ameliyle tanınacak, ama o bunu inkâr edecek ve tartışmaya başlayacak. Kendisine: «İşte şunlar senin komşuların, senin aleyhinde şahitlik ediyorlar» denilecek. O yine: «Onlar yalan söylüyor» diyecek. Sonra ona: «Senin evlâd-u ıyâlin ve hısımların şahitlik ediyorlar» denilecek. O yine, «onlar da yalan söylüyorlar» diye itiraz edecek. Sonra da o inkârcı sapıklara: «Yemin ediniz» denilecek. Hepsi de yemin edecek. Bunun üzerine Allah o inkârcı sapıkların kulaklarını mühürleyecek de elleri ve dilleri onların aleyhlerine şahitlik edecek. Sonra Cenâb-ı Hak onları Cehennemʹe sokacak. » (İbn Ebî Hâtim: Ebû Saîd (R. A. )den)
ŞEYTAN, KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞIDIR
«Şüphesiz ki o (şeytan) hayâsızlığı, uygunsuzluğu... emreder. »
İnsanın içinde hem iyiliklerin, hem de kötülüklerin mayası vardır. Esasen insan bu ölçü ve özellikte yaratılmıştır. Melek, peygamber ve kitap iyilik mayasını geliştirmekle; şeytan ve nefis de kötülük mayasını geliştirmekle ilgili olup plândaki yerlerini almışlardır. Ayrıca insana verilen akıl, zekâ, idrâk, hafıza, şuur gibi yetenekler bu iki zıt kutuplar arasında tercîh yapacak kudret ve özelliktedir. Bunlar hangi tarafa meylederse, o taraf üstünlük sağlar.
Şeytan daha çok iki şeyi fısıldar:
1- Her türlü hayâsızlığı ve uygunsuzluğu,
2- Aklın, dinin ve sağlam örfün fena ve zararlı kabul ettiği şeyleri..
Kur’ân-ı Kerîm bu konuda genel bir ölçü verip müʹminleri hem aydınlatıyor, hem de İblîsʹin aralıksız telbîsine karşı uyarıyor. Sonra da akıl ve diğer yeteneklerin insana verilen büyük lütuf ve bol rahmet olduğunu haber veriyor. Şüphesiz ki bunlardan her birinin hem yararını, hem değerini bilmekte mutlak hayır vardır. Aynı zamanda bu yetenekler Kitap ve Sünnet ile birleştikleri zaman mutlak saadete kapı açmış olurlar.
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİN EĞİLİMİNİ EN İYİ BİLEN ALLAHʹTIR
«Ama Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitendir, bilendir. »
İslâmʹda ameller, işler ve görüntüler niyetlere göre değer ölçüsünü bulur. Her ne kadar biz insanlar zahire göre hükmetmekle emrolunmuşsak da bu, niyetleri, duygu ve düşünceleri değiştirmiyeceği gibi, onların hem dünyada, hem de âhirette kıstas sayılmasını da hükümsüz bırakmaz.
Şüphesiz insan aklı ve diğer yetenekleri hakikati bilip anlamaya, ebedi mutluluk yolunu seçmeye ve bunun gereğini düşünüp lâyıkıyla yerine getirmeğe tek başına yeterli değildir. O bakımdan aklın mutlaka peygamberin irşat ve teblîğine, İlâhî kitabın beyânına ihtiyacı vardır.
Gerçek bu olunca, peygamber ve kitap ışığından kendini uzak tutanlar bilmelidirler ki, kendilerini İlâhî lütuf ve bol rahmetten mahrum bırakmaktadırlar. O bakımdan sadece akıl ve bilgisine güvenip onları ilâhî kıstas dışında tutmak suretiyle kendini her türlü kötülükten temize çıkaranların Allah yanında kayda değer hiçbir değer ve meziyetleri yoktur. Ayrıca peygamber ve Kitabullah ile kendilerini aydınlatanlar da böyle bir iddiayla ortaya çıkamazlar. Zira amel ile niyet arasındaki uyumluğu veya uyumsuzluğu en iyi bilip takdîr eden ancak Cenâb-ı Hakʹtır. Bunun içindir ki ilgili 21. âyetle: «Allah’ın sizin üzerinizde bol rahmet ve lütfu olmasaydı, sizden hiç biriniz ebediyen temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitendir, bilendir» buyurularak mü’minlere hatırlatmada bulunuluyor. (Bilgi için bak: Necm Sûresi: 32- Nisa Sûresi: 49)
KENDİSİNE İYİLİK DE YAPILSA, İNSAN YİNE DE NANKÖR OLABİLİR
«Affetsinler, bağışlayıp aldırış etmesinler. »
Kurʹân ilgili 22. âyetle iyilikte bulunma konusunda mü’minlere aydınlatıcı bilgi verirken dört önemli noktaya dikkatleri çekiyor:
1- Mal ve serveti fazîletle birleştirmek; öylece muhtaç durumda olan yakınlara ve hısımlara yardıma devam etmek,
2- Yakınların ve hısımların bütün iyiliklere rağmen nankörlük etmelerine kızıp onlardan yardımı kesmemek,
3- Bu konuda bağışlayıcı ve hoşgörülü olmak,
4- Sadece Cenâb-ı Hakkʹın bizi bağışlamasını arzu etmek..
Birinci nokta, insanın yalnız kendisi için değil, ailesi, hısımları ve çevresi için de çalışıp kazandığını öğretmekte ve böylece ferdi topluma bağlayıp onun kopmaz bir parçası yapmaktadır. Aynı zamanda ahlâk ve fazîletten kopuk bir servette hayır ve rahmet havası bulunmadığına işâret etmektedir.
İkinci nokta, yaptığımız ve yapacağımız iyiliklerin karşılığını yalnız Allahʹtan beklememizi ilhâm etmekte, insanlardan takdîr ve teşekkür beklemeye gerek olmadığını hatırlatmaktadır.
Üçüncü nokta, bağışlayıcı ve hoşgörü sahibi olmanın mü’minlere yakışan güzel hasletlerden olduğunu belirtmektedir.
Dördüncü nokta, iyilikte bulunduğumuz, insanları affettiğimiz, hoşgörüyle davrandığımız nisbette Cenâb-ı Hakkʹın rahmet ve mağfiretine lâyık düzeye gelebileceğimizi öğretmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, şeytanın her türlü kötülüğün kaynağı olduğu haber verildi. Sonra da verilen bir haberin aslını öğrenmeden hemen yargıda bulunmanın çok tehlikeli sonuçlar doğuracağı dolaylı şekilde hatırlatıldı. Arkasından hısımlarımıza yardımda bulunmamız istenilerek, bazı dünyevî nedenlerle yardımın kesilmemesi tavsiye edildi.
Aşağıdaki âyetle, yeni bir yuva kuracak müʹmin erkek ve kadınların kendilerine eş olarak seçecekleri kişiye çok dikkat etmelerinin lüzumu üzerinde duruluyor ve hangi kadının hangi erkeğe, hangi erkeğin de hangi kadına yakıştığı açıklanarak müslümanlara sağlam bir ölçü veriliyor.