MEÂLİ:
204- İnsanlardan öylesi var ki, dünya hayatı hakkındaki sözü beğenmene yolaçar ve kalbinde olana Allahʹı şahit tutar. Halbuki o (din) düşmanlığı güdenlerin en azılısıdır.
205- İş başına geçince de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah bozguncuları hiç sevmez.
206- Ona, Allahʹtan kork, denilince onur ve gururu tutar da kendisini günaha iter. Artık ona Cehennem yeter; orası ne kötü yataktır.
207- İnsanlardan öylesi de var ki, Allahʹın hoşnutluğunu dileyerek canını fedâ eder. Allah ise kullarına çok şefkatli ve çok merhametlidir.
İNİŞ SEBEBİ
Tefsîrcilerimiz bu konuda birkaç sebep tesbit etmişlerdir:
a) İçinde küfrü gizleyen ve dışında Müslüman gibi görünüp geçinen Ahnes bin Şerik adında bir bozguncu münâfık, Bedir savaşında kendi > adamlarını geri çekerek İslâm ordusuna katılmamıştı. Savaştan sonra Peygamber (A. S. ) Efendimize geldi, yetmiş dereden su getirip kendini temize çıkarmaya çalıştı. Bu adam cidden tatlı dilli, güzel yüzlü idi. Müslümanlığını tekrar tekrar söyledi ve bu konuda çok doğru sözlü olduğunu açıkladı. Sonra huzurdan ayrılıp Medineʹden kaçtı. Yolunun üzerindeki Müslümanlara ait ekinleri yaktı ve hayvanları boğazlayıp uzaklaştı. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Süddî - Kurtubî - İbn Kesîr - İbn Cerîr - Lübabü’t-Te’vîl tefsirleri).
b) El-Recî’ yöresinde öldürülen Habîb ve arkadaşları hakkında münafıklar şöyle konuştular: «Şu öldürülen Müslümanlara yazıklar oldu! Ne evlerinde oturabildiler, ne de arkadaşları Muhammed’in risâletini yerine getirebildiler. »
Yukarıdaki âyet bu ve benzeri münafıklar hakkında inmiştir. (Kurtubî - İbn Kesîr - İbn Cerîr: İbn Abbas (R. A. )dan).
c) İçinde inkâr ve bozgunculuk düşüncelerini gizleyen her yalancı, ikiyüzlü ve dönek ruhlu kişiler hakkında inmiştir. (Katade - Mücâhid).
d) Ashabdan Süheyb er-Rûmî, Mekke’den Medineʹye hicret etmek isteyince Allah düşmanları ona engel oldular ve ancak bütün mal ve servetini terkedip bir başına ayrılmaya razı olduğu takdirde bu engeli kaldıracaklarını söylediler. O da canından çok sevdiği Resûlüllah’a bir an önce kavuşabilmek için onların bu önerisini kabul etti. O sebeple: «İnsanlardan öylesi de var ki, Allahʹın hoşnutluğunu dileyerek canını fedâ eder... » meâlindeki âyet indi. (İbn Kesîr - Fehülkadîr: İbn Abbas ve Enes (R. A. )dan).
İLGİLİ HADÎSLER
Semavî kitaplardan bazısında şu sözler geçmektedir:
«Allahʹın kullarından öyle topluluklar var ki, dilleri baldan tatlı, kalbleri sebîr otundan acıdır. İnsanlara karşı yumuşak görünüp koyun postuna bürünürler; dünyayı dinleri karşılığında satın alırlar. »
Allah bu karakterde olanlara şöyle buyuracaktır:
«Benimle bir dayanak arayıp kendinizi mi aldatıyorsunuz, yoksa Bana karşı çok cesaretli mi davranıyorsunuz? Kendi adıma yemin ettim ki, onlara öyle bir fitne musallat edeceğim ki, o fitne onlardan yumuşak ağırbaşlıyı bile şaşkına çevirecektir. » (Tirmizî - Kurtubî - İbn Kesîr).
«Allah katında erkeklerin en çok sevilmiyeni, (dine ve Müslümanlara karşı) düşmanlıkta en azılı olanlarıdır. » (Buharî / tefsîr: 2, 37, mezalim: 15, ahkâm: 34. Müslim / ilim: 5. Tirmizî / tefsîr: 2, 22. Nesâî / kazâ: 34. Ahmed: 6/55, 63, 205.)
«Münafıkın belirtisi üçtür:
1. Konuştuğunda yalan söyler,
2. Söz verdiğinde vefasızlık ve haksızlık eder,
3. Hasımlaştığında Allah’ın koymuş olduğu sınırları aşar ve açıktan günaha girer. » (Buharî / imân: 24, şahadat: 28, edeb: 69. Müslim / imân: 107, 109. Tirmizî / imân: 14. Nesâî / imân: 20.).
AHLÂKÎ VE SOSYAL YÖNÜ
«İnsanlardan öylesi var ki, dünya hayatı hakkındaki sözü beğenmene yolaçar... »
Bugün ekonomik ve teknik alanlarda kalkınan Batı dünyasının göz kamaştırıcı etkisi altında kalarak, İslâm Dininin ilerlemeye engel olduğunu dolaylı yoldan anlatan ve memleketin ancak ekonomik güçle kalkınabileceğini savunan ve mânevî değerleri bir çırpıda geriye iten; bunun için de ekonomik yönde çok gelişmiş ülkeleri örnek veren ve fakat kalbinde dine karşı kin ve düşmanlık besleyen İslâm âlemindeki yarı aydın bozguncuların ilk bakışta kalkınma ile ilgili sözleri çoğumuzun hoşuna gidebilir. Ama iyice düşünüp sadece ekonomik alanda kalkınan fakat derin bir ahlâksızlık ve maddecilik fırtınasına tutulan milletlerin sonunun nereye varacağına baktığımız ve geçmişteki örneklerini bulup çıkardığımız zaman dinî ahlâk düşmanlığının fertleri, aile ve milletleri nasıl acımasızca madde çukuruna sürükleyip düşürdüğünü, mânevî değerlerini tamamıyla öldürdüğünü, bu yüzden toplum bünyesinde huzur ve güven bırakmadığını görürüz.
Ne var ki her devirde dünya hayatı ve düzeni hakkında büyüleyici ölçüde güzel söz söyleyenler, bulunduğu devrin özelliğine göre değişik metotlar uygulamışlardır, ama hepsinin amacı bir olmuştur.
Günümüzde ise bunlar iki ayrı metot ve taktik ya da sloganla sahneye çıkmışlardır: Materyalistler, aşırı kapitalizmi hedef alarak; aşırı kapitalistler de komünizmi hedef alarak rollerini göstermektedirler. İslâm Dini bu ikisiyle de uyum halinde değildir ve olamaz da. Çünkü O, kendine has bir düzen ve ahlâk getirmiştir. O halde sahnedeki iki grup da içten içe İslâm düşünce ve ahlâkına karşıdırlar. Sırası gelince bu düşmanlıklarını sergilemekten, yani açığa vurmaktan çekinmezler.
Kur’ânʹda yukarıdaki âyetin ilk cümlesiyle inanmışların dikkati bu iki bozguncu gruba çekilip gereken uyarı yapılıyor.
DİN DÜŞMANLIĞI GÜDENLER İŞ BAŞINA GELİNCE
«İş başına gelince de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yoketmeğe çalışırlar. »
Hayatın gayesini servet ve bol nîmet ile rahat yaşamakta arayanlar; mutluluğu yüksek bir makama erişmekte görenler elbetteki aldanmışlardır. Bunların çoğunda din düşmanlığı ruhî bir maraz halindedir. Bu durumda olanların düşünce yapısındaki karmaşıklığı tarif etmek oldukça zordur. Aslında onlar da çoğu kez yakalandıkları bu hastalığın menşeini, varacağı noktayı bilemezler. Bildikleri tek şey, dimağlarıyla mideleri arasındaki sürekli ilgidir. Gerçi birçok kişide bu hastalık vardır, ancak ortam ve şartlar onu küllemiştir. Şu iki şeyden biri bu hastalığın, diğer bir deyimle karakterin ortaya çıkmasını kolaylaştırır: Servet ve makam. Bunun için bir insanın karakterini ya da içindeki ruhî marazı anlamak bu iki nedenin gerçekleşmesine bağlıdır. Bu yüzden insan öz kardeşini, ya da en yakın arkadaşını bile iyi tanıma şansına sahip değildir.
İslâm bu tiplere «münâfık» ismini vermiş ve onları, açıktan inkâr edenlerden daha zararlı ve tehlikeli saymıştır. Nitekim böyleleri iş başına gelince zehirlerini akıtmaya, din ve ahlâkı yıkmaya çalışır; din düşmanlığını çeşitli araçlarla genç kuşağa aşılar ve dini bir öcü gibi tanıtma gayreti içinde olurlar. Manevî değerleri küçümserler. İşte bozgunculuğun en kötüsü budur. Kur’ân bir nice âyetleriyle Müslümanları bu konuda uyarır, geçmişte bu yüzden büyük felâketlere uğrayan milletlerin hayatından ibret dolu parçalar sergiler.
«Ekini ve nesli yok etmeğe çalışır. »
Bugünkü deyimle «ekin», ekonomiyi; «nesil» ise burjuvayı ve proletaryayı hatırlatır. Kafalarında madde ilâhı yatan ve bozgunculuğu amaca ulaşma vasıtası kabul eden komünistlerle materyalistler, bu iki sınıf arasında çetin bir mücadeleyi oluşturmak gayretindedirler. Kendilerine uygun iş bulup başa geçince bu arzu ve gayretlerini eyleme dönüştürürler. Onlara göre, burjuvalar sınırsız kâr peşinde, proleteryalar yüksek ücret arzusunda olurlar. Bu çekişme sürüp gider; hem ekonomiyi, hem nesli yok eder.
İşte yukarıdaki âyetle günümüzün bu önemli olayına dokunulmakta ve bozgunculuğun, yok olmanın asıl nedeni belirlenip ortaya konmaktadır.
Denilebilir ki, Kur’ân yirminci asrın son yarısında sosyal yapıda meydana gelen önemli değişmelere parmak basar mı? Rahatlıkla deriz ki, Hazreti Muhammed (A. S. ) Efendimiz cihan peygamberi olduğu gibi, Kurʹân da insanlık âlemine indirilen en son mesaj ve süreklilik özelliğini taşıyan bir Kitapʹtır. Sosyal yapılar ne kadar değişime uğrarsa uğrasın, ekonomik yapılarda ne kadar farklı durumlar ortaya çıkarsa çıksın, ilim ve teknikte ne kadar başarı sağlanırsa sağlansın, mutlaka Kur’ân âyetleri onların herbirine ışık tutar, teşhisini kor ve uyarısını yapar. Daha çok kurtulma yollarını gösterir; hastalığın teşhisiyle yetinmez, tedavi çaresini söyler, lüzumlu devayı takdim eder.
İşte «İş başına gelince de ekini ve nesli yok etmeye çalışır. » cümlesiyle yapılan uyarı bunun bir örneğidir.
Bozgunculuğu sanat edinip nesli yok etmeğe çalışanlara «Allah’tan kork» denilince de buna hiç ama hiç tahammülü olmaz; büsbütün inat ve küfründe ısrar eder ve en büyük günahlara kapı açmakta tereddüt etmez. Artık böylesine ancak Cehennem yeter.
Cenâb-ı Allah bu bozguncu tiplere karşı inanmışları uyarmakta ve kendini insanlıktan yana hizmete adamış ve sadece Allahʹı hoşnud- edebilmek için canını fedâ etmekten çekinmiyenlerin yetiştirilmesine önem verilmesini hatırlatıyor ve ancak bu yolda sağlanan ve fazîlet doğrultusunda bulunan bir nesille fitne ve bozgunculuğun önlenebileceğine işâret ediyor.
Çünkü Kur ân, her çağın sosyal ve ekonomik, ahlâkî ve kültürel yapısına adâlet ve fazîlet ışığını sunma gücüne sahip bulunuyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle insanların mü’min, kâfir, münâfık olmak üzere üç gruba ayrıldığı; içte münafıkların, dışta Allahʹı inkâr eden maddecilerin ekini ve nesli yok etme, hiç olmazsa bozgunculuk ortamı yaratma plânları bulunduğu üzerinde duruldu. Bunların sosyal bünyede sınıf kavgasına yol açma gayretlerinin her zaman mevcut olduğuna dikkatler çekildi ve sonra dünya ile âhiret arasında denge sağlayan, sınıf kavgası değil, sınıflar arasında hakiki kardeşliğin ölçü ve anlamını insanlığa sunan ve bu açıdan da bozguncuların karşısında sağlam bir güç olarak durup fitne ve fesadı önleyen mü’minlerin kendi bünyelerinde sulh ve selâmete girmeleri üzerinde duruldu. Aşağıdaki âyetlerle, inanmışların kişisel çıkarlarını bir tarafa bırakıp hep birden barış ve esenliğe girmeleri, kendi aralarında birliği kurmanın en güzel ve sağlam modelini oluşturmaları belirtiliyor. Bunca belgelere, denemelere rağmen, birlik kuramadıkları için çektikleri perişanlıklardan sonra kaymanın akılla bağdaşır bir yanı olmadığı hatırlatılıyor.