MEÂLİ:
19- Ey imân edenler! Kadınlara zorla vâris olmaya kalkmanız, (mehir olarak) verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmanız size helâl değildir. Meğerki apaçık bir fuhuş işleyeler. (O takdirde verilenin bir kısmı karşılığında boşayabilirsiniz). Kadınlarınızla iyi geçinin. Kendilerinden hoşlanmayıp tiksiniyorsanız, hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır takdîr etmiş olabilir.
20- Bir eşinizi boşayıp da yerine başka bir eş almak istiyorsanız, öncekine (mehir olarak) kantar kantar altın (çokça mal) vermiş olsanız bile, hiçbir şeyi geri almayınız. (Boşamaya sebep uydurup) iftira ederek, açık günah işleyerek verdiğinizi ondan geri alır mısınız?
21- Nasıl alırsınız ki, birbirinize iyice katılıp başbaşa kaldınız ve onlar sizden sağlam bir söz de almışlardı.
İNİŞ SEBEBİ
Cahiliyye devrinde bir kadının kocası ölünce, koca tarafından hısımlar o kadına sahip çıkmakta yarışırcasına acele ederler ve kim daha erken kadının üstüne elbisesini atarsa, hak sahibi o olurdu. Böylece kadın tamamen o adamın tasarrufu altına girerdi: İsterse kadınla evlenir, isterse onu başkasıyla evlendirip mehrini alıp yer, isterse nikâhlar fakat cinsel ilişkide bulunmaz, malına tamamen sâhip çıkmak için eziyyet eder, ölmesini beklerdi.
Bütün bu haksızlıklara karşı çıkan olmaz, zavallı kadın bir zorbanın elinde kan kusar, hayatı zehir olurdu.
Allah son din ile onlara merhamet ve adâlet elini uzatarak haksızlığın önüne geçti ve yukarıdaki âyetler bu nedenle indi. (Esbâb-ı Nüzul - İbn Kesir - Lübabü’t-Te’vîl - Kurtubî)
Yine cahiliyye devrinde Medineliʹlerden bir kadının kocası ölünce, koca tarafından olan hısımları hemen harekete geçer, hangisi önce gelip elbisesini o kadının üzerine veya oturduğu evin damının üstüne atarsa, artık kadın onun tasarrufu altına girerdi. Nitekim Ebû Kays vefat edince başka eşinden olan oğlu gelip üvey anasının üstüne elbisesini attı ve sonra da nikâhladı, ama ne kadına yaklaştı, ne de azıcık olsun merhamet gösterdi; bilakis üzmek için ne lâzımsa onu yaptı. Zavallı kadın başka çıkış yolu bulamayınca soluğu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin yanında aldı. Peygamber (A. S. ) ona: «Git evinde otur, Allahʹın emrini bekle!. » buyurdu. Çok geçmeden aynı durumda olan birkaç kadın da Hazreti Peygamberʹe müracaat ederek dert yandılar; derken yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzul - İbn Kesir - Lübabü’t-Te’vîl - Kurtubî)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kadınlar hakkında Allah’tan korkun; çünkü siz onları birer İlâhî emanet olarak aldınız ve Allah sözüyle onları kendinize helâl edindiniz. » (Ahmed bin Hanbel)
«Elinizin sâhip olduğu her canlı hakkında Allahʹtan korkun (merhamet ve adâletten ayrılmayın). » (Buharî: el-Edep’te Hz. Ali (R. A. )den)
«İki zayıf hakkında Allahʹtan korkun: Köle ve kadın.. » (İbn Asâkir: İbn Ömer (R. A. )dan)
«Elinizin sahip olduğu şeyler (canlılar) hakkında Allahʹtan korkun ve şu iki zayıf hakkında da Allahʹtan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk.. » (İbn Hibbân: Enes bin Mâlik (R. A. )den)
«İnanan bir koca, inanan karısına her yönden öfkelenmesin. Onun bir huyunu beğenmiyorsa, başka bir huyuna razı olur. » (Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
KADIN HAKLARI
«Kadınlarınızla iyi geçinin... »
Kur’ân’da kadına verilen değerin, haklarını korumaya gösterilen önemin en açık belirtisi, dördüncü sûreye, «kadınlar» anlamına gelen «Nisâ» adının verilmesidir. Miras ve boşama konularında ferdin mantığına, gayr-i müslimlerin aile ve sosyal yapılarına kıyasla kadın haklarını korumada pek âdil bir ölçü getirilmediği iddia edilir. Aslında bu, meseleyi ayrı bir açıdan değerlendirmekten doğmaktadır. Şöyle ki, İslâmʹın getirdiği hükümleri yine İslâmın kendine has düzeninde değerlendirmek gerekir. Onu yabancı bir düzenin ölçülerine göre ele aldığımızda, açık bir uyumsuzlukla karşılaşır ve bu sebeple de çok yanlış bir değerlendirme yapmış oluruz. Sözü edilen bu iki konuya yani miras ve boşama konularına da aynı açıdan baktığımızda, İslâm âile yapısıyla tam bir uyum halinde ve âdil ölçüler içinde bulunduğunu görürüz.
İslâm, Cahiliye devrinde kadınlar aleyhine uygulanan ne kadar örf ve âdetler varsa hepsini temelinden yıkmış, onlar için yepyeni bir hayat düzeni getirerek haklarını korumuştur. Câhiliye devri adetleriyle ilgili birkaç misal verelim:
a) Ne evinde, ne toplum içinde kadının söz hakkı yoktu..
b) Ticaret malı gibi alınıp satılır ve istenildiğinde değiştirilirdi.
c) Kocası ölünce, koca tarafından hısımlar ona sahip çıkar, üzerine ilk elbisesini atanın malı olurdu. Artık o adam onu dilediği gibi yönetirdi.
d) Kadının malına varis olmak için onunla evlendikten sonra, her türlü zorbalık yapılır, kadın ölünceye kadar hakir tutulurdu.
İslâm bu ve benzeri davranışları yasakladı, her türlü haksızlığı haram kıldı. Kadına mehir olarak verilen mal ve paranın geri alınmasına cevâz vermedi. Ancak kadın açık fuhuşta bulunduğu takdirde verilen hakların bir kısmının geri alınmasına bazı şartlarla müsaade edildi.
Açık fuhuş; yüz kızartıcı nitelikte olan zinâ, hırsızlık, hayasızlık ve benzeri gayr-i ahlâkî şeylerdir. «Açık» tabirinin konulması, kadını hem kocasının, hem başkasının iftirasından korumaya yöneliktir.
Kurʹânʹda böylece kadın hakları âdil kıstaslara bağlandıktan sonra, karı-kocanın karşılıklı iyi niyetle birbirine sıcak ilgi duymaları, güzel geçinmeleri emredilmiştir. Kurʹân güzel geçinmenin ölçüsünü «meveddet» ve «rahmet» olarak belirlemiştir. Meveddet: sıcak ilgi, samimi sevgi ve saygı anlamına gelir. Rahmet ise, karı-koca haklarını şefkat, hoşgörü, iyi niyet düzeyinde tutmaktır. Bu, bir âile için geçinmenin ideal şeklidir, diyebiliriz.
Kadının bazı huylarını beğenmemek veya bazı hallerinden tiksinmek, nefret etmek, insan tabiatında her zaman bulunabilir. Ama bir yuvanın selâmeti için bu, gerçek kıstas olamaz. Çünkü peygamberler dışında hiçbir insan dörtbaşı mamur değildir. Herkesin kendine göre bir takım kusurları ve meziyetleri vardır. Tiksinilen bir kusurun ötesinde kimbilir nice üstün taraflar mevcuttur.
Buna birkaç örnek verelim:
a) Allahʹa inanır, günlük ibadetini yerine getirir.
b) Aza kanaat eder, kocasını sıkmaz.
c) Evine bağlıdır.
d) Temiz ve düzenlidir.
e) Doğurgandır.
f) Beraberinde bereket de getirmiştir.
g) Annelik vasfı, vekar ve terbiyesi göz ve gönül dolduracak düzeydedir.
Bunlar bir kadında aranılan güzel vasıflardır. Birkaç kusur ise bunların yanında belirsiz kalır.
Ama her şeye rağmen karı-koca birbirine ısınamıyor ve tiksinme, nefret duyma devam ediyorsa, ruhları arasında bir uyumsuzluk söz konusudur. Bunu gidermek çok zordur. Kadın da bu sıkıcı bağdan kurtulmak istiyorsa, o takdirde boşamaya cevâz vardır. Boşayınca da koca daha önce eşine verdiği mehirden -bir yük altın bile olsa- bir şey geri almaz. Çünkü kadın bakirelik ve gençliğini ona vermiştir. Hem evlenirken Allah’ın güzel sözüyle nikâh yapılmış; kadın adına erkekten, evine bağlı iyi bir koca olarak davranması için söz alınmıştır.
Nikâh akdinde Besmele, Fatiha, duâ ve tek kelimeyle Allah ve Resûlüllâh isimlerinin anılmasının sebep ve hikmetlerinden biri de budur..
TARİHÎ BİR BELGE
«(Mehir olarak) kantar kantar altın vermiş olsanız bile, hiçbir şeyi geri almayınız. »
İkinci halîfe Ömer (R. A. ) bir gün cemaate hitap ederken, kadın haklarına değindi ve özetle şöyle dedi:
«Evlenirken kadına ölçü dışı bir mehir takdir etmeyin. Çünkü bu hususta da Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz size örnektir. Eğer (aile bütçesini sarsacak) fazla miktarda mehir vermek şu dünyada cidden bir şeref ve âlicenaplık veya Allah katında bir takvâ ölçüsü sayılsaydı herhalde Resûlüllâh Efendimiz sizden buna daha çok lâyıktı. Halbuki O evlenirken de, kızını evlendirirken de 12 okıyyeden fazla bir mehir takdir etmemiştir. »
Bunun üzerine bir kadın itiraz ederek şöyle dedi:
«Ya Ömer! Allah bize veriyor, sen ise alıyorsun.. Cenâb-ı Hak Kurʹân’da: (Boşanmış kadına mehir olarak) kantar kantar altın (çokça mal) vermiş olsanız bile, hiçbir şeyi geri almayınız. » buyurmuyor mu?
Bu uyarı üzerine Ömer (R. A. ):
«Kadın isabet etti, Ömer ise hatâ... » dedi ve şunu ilâve etti: «A Ömer, herkes senden daha bilgilidir!. » (Nihayetü’l-Muhtaç - Tefsîr-i Kurtubî: 5/99. Mefatihü’l-Gayb: 3/257)
MEHİR
Kadına İslâm şerîatınca tanınmış bir haktır. Nikâh akdinde anılması ve belirtilmesi sünnettir. Anılmadığı takdirde emsaline göre takdir edilir. Kadın, Kitap Ehlinden de olsa yine bu hakka sâhiptir.
Mehrin Tavan ve Tabanı
Mehrin belirlenmiş bir tavanı yoktur. Ailenin sosyal ve ekonomik yapısına ve gücüne, kadının soyuna ve emsaline göre takdir edilir. Tabanı ise mezheplere göre farklıdır:
a) Hanefîlere göre, 10 dirhem (32 gr. saf gümüş).
b) Mâlikîlere göre saf altından bir dinarın dörtte biri veya saf gümüşten üç dirhem.
c) Şâfiî ve Hanbelîlere göre, mehrin belli bir taban ve tavanı yoktur. Kişinin durumuna, kadının emsaline göre takdir edilir.
Hanefîlere göre:
Koca boşadığı kadınla sahih bir halvette bulunmuşsa, cinsel yaklaşmada bulunmasa bile mehrinin tamamını ödemekle yükümlüdür. Cinsel yaklaşma veya sahih bir halvet meydana gelmemişse, o takdirde yarısını vermekle yükümlüdür.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle kadın haklarına yer verildi. Gerek âile yapısında, gerekse sosyal bünyede kadının kısmen olsun yeri belirtildi. Evlilikte karşılıklı haklara saygılı olmanın bir takım yolları anlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, yakın akrabayla evlenmek gibi cahiliye devri âdetlerinin İslâm’da yeri olmadığı, her erkeğin istediği kadınla evlenemiyeceği açıklanıyor. Gerek nesep, gerekse süt sebebiyle hangi kadınların nikâhlanmasının haram olduğu belirtiliyor. Mutʹa nikâhının Sünnet ile kaldırıldığına ayrıca atıflar yapılıyor.