MEÂLİ:
174- Ey insanlar! Doğrusu Rabbinizden size bir bürhan (kesinliği açık delil ve belge) geldi ve size çok açık bir nûr indirdik.
175- Artık Allahʹa imân edip Oʹna sarılanları, Allah kendi katından bir rahmete ve geniş bir nîmet ve ihsâna sokacak ve kendisine giden doğru yola eriştirecektir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Kurʹân Allahʹın dosdoğru yolu ve Oʹnun en sağlam urganıdır. » (Tirmizî/sevabü’l-Kur’ân: 14 - Dâremî/fezâilü’l-Kur’ân: 1)
«Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece (doğru yoldan) sapmazsınız: Allahʹın Kitabını ve Muhammedʹin Sünnetini... » (Ebû Dâvud/menâsik: 56 - İbn Mâce/menâsik: 84 - Taberânî/kader: 3 - Ahmed: 3/26)
HZ. MUHAMMED (A. S. ) İLAHÎ BÜRHANDIR
«Ey insanlar! Doğrusu Rabbinizden size bir bürhan (kesinliği açık delil ve belge) geldi... »
Kur’ân’da ilgili âyette, gerek Kitap Ehline, gerekse müşriklere en susturucu cevap verilerek konu noktalanıyor. Hak, haklının dilinde ve elinde dâima üstündür. Çünkü delili sağlam ve kesindir. Bâtıl, bâtılı temsil edenin elinde yenilgiye ve çürütülmeye mahkûmdur.
İlim çevresi bulunmayan, okur-yazar bile olmayan bir insanın ondört asır önce kalkıp milletlerin hayatını düzenleyen, âileye en sağlam ahlâkî ve hukukî ölçü ve müeyyideleri koyan, toplum hayatına yön verip ilmin ve medeniyetin öncülüğünü yapan, getirmiş olduğu kitap ile sergilediği bilimsel ölçüdeki temel bilgilerin her geçen gün doğruluğu ve isâbetliliği kesinlik kazanması bir zekâ, bir deha işi değildir. Çünkü tarihte birçok zekiler ve dahiler ortaya çıkmış, güzel fikirler, çekici sözler söyleyip çevrelerini büyülemişlerdir. Ama aradan yarım asır geçmeden çoğunun düşünce ve tılsımlı sözleri tesirini kaybetmiş ve bir asır sonra da unutulmuştur.
Hz. Muhammed (A. S. ) bu ölçüde bir dahi değildir. O Allahʹın inâyetine mazhar olan ve Levh-i Mahfuzʹdan alıp öylece konuşan İlâhî rahmettir. Her geçen gün hadîslerinin insanlıktan yana nasıl feyiz ve rahmet ışıkları yansıttığı anlaşılmakta ve günün ilmiyle, kültürüyle yetişen ünlü fakat insaflı ve araştırıcı ilim adamları onun büyüklüğünü ve risâletini kabul etmektedirler.
Bilgisizce, basit mantık oyunlarıyla hakkın karşısına çıkmak, onu güçlendirmekten başka hiçbir yarar sağlamaz.
Yahudî ve Hıristiyanların kendi dinlerinde aşırı gitmeleri, haktan uzaklaşmalarına yol açmış; çevre kabileleri ve milletleri Hz. Muhammed’in (A. S. ) aleyhine döndüreceklerini umarak kesif faaliyet göstermeleri, İslâmʹın tanınıp hüsn-ü kabul görmesini hızlandırmıştır. Çünkü hem Muhammed (A. S. ), hem kendisine sunulan İlâhî Kelâm her yönüyle akla, ilme, mantığa, vicdana ve ruha hitap etmektedir. Muhammed (A. S. ), hakkı hakikate erdiren bir sultan, insanlık âlemini aydınlatan nûr-i Rahmânʹdır. Bâtılı boşa çıkaran, küfrün başını eğen, nifakı tuz-buz eden Seyf-i Yezdanʹdır.
Kur’ân O’nun en büyük mucizesi, küfrün karanlığını gideren en muhteşem meşʹalesidir. Şeriatı en geniş cadde, sünneti hayat düzeni için yeterli malzemedir.
Kur’ân-ı Kerîm, Tevrat ve İncil’de meydana gelen ve beşer elinin dokunmasıyla aslından uzaklaşan değişiklikleri, yanlışları düzeltip doğrusunu açıklayan en güçlü ve en sıhhatli kaynaktır.
Bunun için Cenâb-ı Hak fazl-ü keremi, merhamet ve inâyeti gereği bâtıla saplananlarla dinde aşırı gidenlere, semâvî kitapların sosyal hayata göre tekâmül ederek birbirini takip ettiklerine karşı çıkanlara, bu yüzden hissî davranıp sınırı aşanlara işâret anlamında sesleniyor: Haksızlık bataklığında tepinip durmanın bir yararı yok, ama zararı çoktur. Her yanlış hareketiniz sizi biraz daha batırmaktadır. O halde Rabbinizden size gönderilen bürhana yönelin, inen nura gönül kapılarını ardına kadar açın. Bu mutlaka sizin için hayırlı olur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Nisâ sûresinin baş kısmında miras hukukuyla ilgili meselelere yer verilmiş ve bazı açıklamalar yapılmıştı. Sûrenin sonunda yine aynı konuya dönülerek açıklanmıyan bir hususa yer veriliyor ve böylece İslâmʹa göre, miras hukukunun önemi bir defa daha belirtilmiş oluyor.