MEÂLİ:
174 - Şüphesiz ki Allahʹın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir değere değiştirenler yok mu, işte onlar karınlarında ateşten başka bir şey yemezler. Kıyâmet günü Allah onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz (ayıp ve günahlardan temizlemez); onlara elem verici bir azâb vardır.
175 - İşte onlardır ki doğru yolun karşılığında sapıklığı, günahlardan arınıp temizlenme yerine azâbı satın almışlardır. Bunlar ateşe karşı ne de sabırlıdırlar!
176 - Bu azâb, Allahʹın Kitabını hak olarak indirmesindendir. Kitap hakkında ayrılığa düşenler, elbetteki uzak bir ayrılık (derin bir çıkmaz) içindedirler.
İNİŞ SEBEBİ
Yahudi bilginleri, peygamberler zincirinin son halkası Hazreti Muhammed (A. S. ) ile ilgili Tevratʹtaki belgeleri ve bu belgelerde anlamını bulan sıfatlarını, dinî liderlik ellerinden çıkmasın diye gizlediler. Ayrıca Yahudîler kendi milletlerinden bir peygamberin geleceğini bekliyorlardı, Yahudi olmayan Mekke’nin Kureyş kabilesinin Haşim oğullarından bir zatın peygamber olarak gönderildiğini duyunca, tavırlarını değiştirdiler. Tevratʹta karışık bir durum meydana getirdiler ve inkâra saptılar. Bile bile hakka karşı gelip doğru yola girmediler. Doğru yolun karşılığında (onu inkâr etmek pahasına) sapıklığı, günahlardan arınma, temizlenme yerine azâbı satın aldılar. Yukarıdaki âyetler Yahudilerin ve o anlayış ve iddiada bulunanların yanlış yolda olduklarını açıklar ve hakikati yansıtır ölçüde indi.
Mekke putperestleri de Kur’ân hakkında derin bir çıkmaza düşüp kimi bu «sihirdir», kimi «önce gelip geçenlerin uydurmalarıdır», kimi de «şiirdir» dedi. Allah onların şaşkınlık ve ölçüsüzlük içinde ne dediklerini bilmediklerini hatırlatarak hakikatı bildirdi. (Fazla bilgi için bak: Tefsîr-i Kebîr Mefatihü’l-Gayb, Tefsîr-i İbn Kesîr, Tefsîr-İ Kurtubî ve Tefsîr-i İbn Cerîr Taberî.).
İTİKADÎ VE AHLÂKÎ YÖNÜ
Âyetin iniş sebebi bir özellik anlatımı içinde de olsa Allah’ın Kitabındaki hükümleri değiştirenleri, hakikatleri gizleyenleri, İslâmı günün gayri İslâmî sistemine uydurmaya çalışanları ve bu açıdan İslâm’ın başlıbaşına bir sistem, bir hayat dini olmadığını, gelişen şartlara cevap verecek güçte bulunmadığını iddia edenleri de taşıdığı hükmün kapsamına almaktadır. İmam Kurtubî bu hususta şöyle diyor:
«Âyet iniş sebebiyle geçmiş bir olaydan haber verse bile hakkı bazı çıkarları uğrunda gizleyen Müslümanları da kapsamına almaktadır. »
Günümüzde Yahudi ve Hıristiyanlardan fazla İslâmiyeti ve bu dinin Kitabı Kur’ân’ı bütünüyle anlayamayan Müslümanlardan bir kısmının kendi dinlerini günün şartlarına uydurma gayretleri çok düşündürücüdür. Âyetlerle, dikkatler bu hususa çekilmekte ve son dinin sâlikleri uyarılmaktadır. Dîn ilâhî olduğundan indiği ölçü ve anlamda korunması gerekir. Aksi halde İlâhî olma özellik ve niteliğini kaybeder ve daha önceki dinlerin aslından uzaklaşıp yozlaştığı gibi yozlaşır da aslını kaybeder. Ne var ki son dini kıyâmete kadar koruma işini Cenâb-ı Hak kendi üzerine almış, kullarına bırakmamıştır. Hıristiyanların sadece günah çıkarma yöntemleri, ibâdet şekilleri, faizi mubah görmeleri, domuz eti yemeleri ve alkollü maddeleri helâl sayıp bununla ibâdetlerine renk katmaları, İsâ Peygamberin getirdiği Hak Dinin zamanla ne hale getirildiğini, aslından nasıl uzaklaştırıldığını, günün şartlarına uydurulmaya çalışıldığını göstermeğe yeter. Ancak Hıristiyanlıkla İslâmiyet arasında büyük farklar vardır. Hıristiyanlık İsrailoğulları’na gönderilmiş bir dindir. Aşırı derecede maddeye önem veren Yahudilerin bir yüzünü âhirete döndürmek için ruhî yapısı çok kuvvetli olan İsâ Peygamberin onlarla çok çetin mücadeleleri olmuştur. Demek istiyoruz ki, gerek Musevilik, gerek İsevilik bütün milletlere gönderilmiş birer evrensel din değildir. Bu özellik ancak İslâmiyette mevcuttur. Çünkü son din vasfını taşıyan İslâmiyet kıyâmete kadar evrensel bir anlam taşıyarak devam edecektir. Gelişen sosyal yapıya, yükselen ilim ve kültüre yön verecek ve medeniyetlerin önünde yürüyüp gidecek bir kudrettedir.
Bu nedenle İslâm Dini günümüze kadar İlâhî vasfını hiç fire vermeden koruduğu için, dün olduğu gibi bugün de o bir bütündür, bölünmeyi kabul etmez. Allah’ın Peygamberine, insanlıktan yana indirdiği esas ile prensiplere dokunmaya, onları değiştirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Müctehid imamlar bile bu açık beyânlar (nüsus) üzerinde ictihadda bulunamamışlardır.
«Mevrid-i nassda içtihada mesağ yoktur. » manâsındaki Mecelle’nin genel hukukî kaidesi bu hakikatı yansıtır. O halde dinin esaslarını, nasslarını değiştirmek hem itikadsızlığa, hem ahlâksızlığa delâlet eder. Hakkında n a s s bulunmayan meseleler, konular üzerinde ise rasgele sıradan kimseler değil, İslâmî ilimler üzerinde ciddi tahsîl görmüş, Kur’ân ve Hadîs ilimlerini ve dilini, bu dilin gramatiğini, terimlerini yeteri kadar bilen ve ictihad seviyesine erişen güçlü âlimler konuşabilir. Aksi halde herkesin aklî kavrayışına, mantık ve bilgisine göre dinler ortaya çıkmış olur.
Bunun cevabını yine Kur’ân vermektedir:
«Kitap hakkında ayrılığa düşenler, elbetteki uzak bir ayrılık (derin bir çıkmaz) içindedirler. »
Fetvâ makamındakiler:
Âyette diğer bir yoruma göre, fetvâ makamında oturan müftilerin din adına konuşurken, soruları cevaplandırırken çok dikkatli bulunması, şahısların istek ve arzularına göre fetvâ vermekten kaçınması gerekir. Çünkü din, babalarımızdan mirâs kalan ve istediğimiz gibi tasarrufumuza imkân veren bir mal değildir. Her çağda yaşayan kuşağın mânevî susuzluğunu giderebilen, toplum ve âileye yön veren, mutluluk havası getiren İlâhî bir düzendir; değişme ve bölünme kabul etmez. Hele bir yarar ya da çıkar karşılığında dinin esas ve hükümlerini değiştirmek, din adına işlenen büyük bir cinayet sayılır. Böylesine bir yarar ve çıkar ateşten başka bir şey değildir. Büyük müctehid İmam Mâlikʹe 40 soru yöneltildiğinde, cevaplarını hemen hazırlıyamadığı için 36 tanesine «bilmiyorum» demiş, dördünü terleyerek cevaplandırabilmiştir.
Din adına konuşmanın önemine birçok hadîslerle işâret edilmişse de biz burada sadece iki tanesini nakletmekle yetiniyoruz:
«Fetvâ vermeye en cesaretli olanınız, ateşe karşı en yürekli olanınızdır. » (Dâremî: Abdullah bin Ebîcafer’den mursel olarak).
«Şüphesiz (Benim bu getirdiğim) ilim, dininizdir. O halde dininizi kimden alıyorsanız ona dikkat ediniz. » (İbn Asâkir: Enes bin Malik’ten. (Câmiussağîr)).
Evet, Allah Kitabını hak olarak indirmiştir. Allah Kitabı haktan ve doğruluktan başkasını kabul etmez. Hakkʹa üstün gelmeye çalışanlar sonunda yenilir, perişan olurlar.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın indirdiği Kitap’tan birşeyler gizleyip onu az ve önemsiz bir değere değiştiren Kitap ehlinin bu tür inanç ve davranışları, inat ve inkârları yerilmekte ve Allah’ın insanlığın saadetinden yana indirdiği kitaplarda değişiklik yapmanın yine insanlıktan yana en büyük kötülük olduğu hatırlatılmakta ve son dine bağlanan mü’minlerin özellikle bu konuda çok dikkatli olmaları uyarılmaktadır. Aşağıdaki âyetlerle de, Kitap Ehlinin sadece Allah’ın indirdiği belgeleri gizlemekle kalmayıp Kudüs’deki kutsal mâbed Beytülmakdîsʹe yönelmeyi bırakıp Mekke’deki Kâbe’ye gönül veren ve namaz kılarken oraya yüzçeviren Müslümanları kınamaya ve yaptıkları ibâdetlerinin Allah katında makbul olmadığını iddiaya başladıkları; Mekke’ye yönelmenin peygamberler diniyle bağdaşmadığını etrafa yaymakta çok ileri gittikleri bildirilirken asıl iyiliğin, erdemli olmanın ve hakiki imânı taşımanın doğuya, batıya yönelmek olmadığı; gerçek iyiliğin, hakiki imânın, Allahʹa, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygambere gönülden ve bilinçli olarak inanmak olduğu haber veriliyor.