MEÂLİ:
172- Ey imân edenler! Sizi rızıklandırdığımız şeylerin iyi ve temiz olanından yeyin. Eğer yalnız Allahʹa tapıp kulluk ediyorsanız Oʹna şükredin.
173- O, ancak size ölüyü (ölü hayvan etini), kanı, domuz etini; bir de Allahʹdan başkası adına boğazlanan hayvanı harâm kılmıştır. Ama (açlıktan) darda kalana (başkasının hakkına el uzatmamak ve zarûret miktarını aşmamak şartiyle) günah yoktur. Şüphesiz ki, Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
İLGİLİ HADÎSLER:
«Şüphesiz ki Allah güzel ve temizdir ve ancak güzel ve temiz şeyi kabul eder. Allah peygamberlere emrettiğini müʹminlere de emretmiş ve şöyle buyurmuştur: «Ey peygamberler! Temiz şeylerden yeyin; güzel ve yararlı amelde bulunun. Ve ey müʹminler! Siz de size rızık olarak verdiğimizin temiz ve helâl olanlarından yeyin. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devamla buyurdu ki:
«Adam saç sakalı karışık tozlu bir vaziyette yolculuğunu uzatır da elini göğe kaldırıp: Ya Rabbi! Ya Rabbi! der; halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır; haramla gıdalanmıştır; artık onun duâsı nerede ve nasıl kabul olur?! » (Sahîh-i Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den).
«Denizin suyu temiz, ölüsü helâldır. » (Sünenler).
«Bize iki ölü (hayvan) ve iki kan helâl kılınmıştır: Balık ve çekirge; ciğer ve dalak. » (İbn Mâce - Darekutnî - Ahmed bin Hanbel: İbn Ömer (R. A. )dan).
Büyük sahabi Selmân Farisî (R. A. ) diyor ki:
Peygamber (A. S. ) Efendimizden (Mecusîlerin hazırladığı) yağ ve peynirden, bir de yaban eşeğinden sorulduğunda şöyle buyurdu:
«Helâl, Allahʹın kendi Kitabında helâl kıldığı şeylerdir; haram Allahʹın kendi Kitabında haram kıldığı şeylerdir. Bu konuda söz etmediği şeyler ise, bağışladığı (af kapsamına soktuğu) şeylerdir (onları mubah saymıştır). » (İbn Mâce: Selmân Farisî (R. A. )den).
BEDEN VE RÛH SAĞLIĞIMIZ
172. Âyetle, inanmışlara, kendilerine ait rızıklardan da ancak iyi ve temiz olanlarını yemeleri emredilmiştir. Bu emir, hayatı korumak için günlük protein ve kalori ihtiyacı nisbetinde yemekle ilgiliyse vücub içindir. Misafirle birlikte oturup yemekle ilgiliyse sünnete yakın bir anlam taşır. Bu ikisinin dışındaki hallerde yemekle ilgiliyse mubahlık ifâde eder. Her üç durumda da sağlığımızın korunmasına işâret edilmektedir. Çünkü insan, iyi, güzel ve temiz yaratılmıştır. Bedenine yerleşen ruh, Allah’tan geldiği için daima iyiye, güzele, temize ve helâla eğiktir. Melekler de böyledir. Bu nedenle murdar ve zararlı, haram ve şüpheli şeylerden yememiz sağlığımızı bozacağı gibi bunların çoğu ruhumuzu da kirletip paslandırır. Meleklerin bize yaklaşmasına engel olur.
Varlık âleminde her canlı, yaratılışındaki özelliğe göre gıdalanır. Koyuna et, yağ ve yumurta gibi proteinli gıda maddeleri yedirirsek bundan son derece rahatsız olur. Aslana ot verecek olursak dönüp bakmaz. Hiçbir canlıya sunulmayan çok çeşitli ve zengin ni’met sofrası insanlara sunulmuştur. Ama bu kadar çeşit ve zenginlik içinde her şeyin kapısı ardına kadar ona da açılmamış; beden ve ruh yapısına, aile ve topluma zarar verecek şeylerden men’edilmiştir. Çünkü insan en şerefli ve en mükemmel canlı olarak yaratıldığından ona en temiz ve yararlı gıda maddeleri helâl ve mubah kılınmıştır. Hem ona sunulan yiyecek maddeleri onun yaratılışındaki özelliğine denktir. Kur’ân ona AHSEN-İ TAKVÎM = En güzel biçim sözünü yakıştırırken HELÂL-TAYYİB anlamında rızkını kendisine helâl ve temiz bir kanaldan elde etmesini öğütler. O halde insan hem yaratılışındaki en güzel biçime, hem de ruhundaki yüceliğe ve kendisine sunulan bol ve o nisbette zengin çeşitli ni’metlere karşı sabah akşam şükretmen, günlük hayatının her safha ve döneminde Allah’ı üstün bir sevgi ve saygıyla hatırlamalı değil midir?
«Eğer yalnız Allahʹa tapıp kulluk ediyorsanız O’na şükredin. » cümlesi işte bunu ifade eder.
İLMÎ YÖNÜ
Yukarıdaki âyetlerle birçok haramlar arasından önemli dört madde üzerinde durulmuştur. Çünkü bunlar daha çok o devirde Arapların üzerinde ısrarla durup helâl saydıkları maddeler olmakla beraber, günümüzde de bunları murdar ve zararlı saymıyarak yararlanmaya çalışanlar eksik değildir. Özellikle Hıristiyan milletler, bu dört maddeyi yemekte bir sakınca görmemektedirler. Gerçi ilim adamları bunların zararları üzerinde durmuştur. Ama kilise karşı çıkmayınca buna aldırış eden olmamıştır. Bilindiği gibi Tevrat ve Incil’de helâl ve haram üzerinde detaylı yazılı belgeler bulunmamaktadır. Zamanla değiştirile değiştirile aslından uzaklaştırılıp insanların zevk ve arzusuna göre bir şekil almıştır. Kur’ân-ı Kerîm her türlü beşerî müdahaleden korunduğu ve tek kelime ve harfi bile değiştirilmediğinden İlâhî ahkâmı olduğu gibi yansıtmakta ve böylece insan için yararlı ve zararlı maddeleri belirlemektedir. Şimdi sözü edilen dört maddenin haram sayılmasının hikmeti üzerinde duralım :
1. ÖLÜ HAYVAN ETİ
Ölmüş bir hayvanın eti insan sağlığına zararlıdır. Normal şekilde boğazlama ameliyesi yapılmadığından vücuttaki kan dışarı akmamış oluyor. Kan ise kısa zamanda kokuşan bir maddedir. Kokuşunca da bir takım zararlı bakterilerin sür’atle oluşmasını sağlar. Kokuşan bir maddede oluşan bakteriler toksin denen zehirler meydana getirirler; bunlar içinde bulunduğu ortama atılır ve orada t o k s i k bulaştırma yapar. Kanın kokuşması kısa zamanda ete te’sir eder, ayni ortam ette de oluşur.
Denilebilir ki, ölü bir hayvanın, bir hastalıktan değil de, bir süsme, yuvarlanma, yüksekten düşme, ya da ağır yaralanma sonucu ölmüş olması ve kanı kokuşmadan yenilmesi ne zarar verir? Buna şu cevabı verebiliriz: Önce Allah bunu haram kıldığı için artık bir yararı ve zararı var mıdır? diye üzerinde şüpheyle durmak doğru değildir. Sonra bir şeyin azına, hafifine cevaz verildiği takdirde onun çoğunun ve ağırının önüne geçmek mümkün değildir. Bir kaşık şarap da pek zarar vermez. Ama buna cevaz verildiği takdirde şarabı haram kılmanın anlamı kalmaz. Bir de insanları haram ve murdar şeyleri alıp satmaktan, yeyip yedirmekten daha çok din korur, Allah korkusu engel olur. Bu konuda gelişen vicdan İlâhî bekçilik görevini yerine getirir.
2. KAN
Kan, yukarıda belirttiğimiz gibi çok çabuk kokuşan bir sıvıdır. Özellikle İslâmʹın haram saydığı kan, akıtılmış olanıdır. Yani hayvan boğazlandıktan sonra dışarıya akıtılan kan haram, içinde kalan ve artık dışarı çıkmayan kan helâldir. Hayvanın İslâmî biçimde boğazlanmasından sonra haliyle et ve damarlarda az da olsa kan kalır. Bulunduğu ortam içinde belirsiz hale gelip zararlı olmaktan çıkar.
3. DOMUZ ETİ
İlmî araştırmalar, laboratuvar çalışmaları domuz etinin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaptığını tesbit etmiştir. Bunları birkaç madde halinde sıralayabiliriz:
a) Domuz eti ruh ve karakter üzerinde olumsuz yönde etki yapar. Daha çok günlük protein ihtiyacını bu etten karşılayan kimselerde kıskançlık ve gayret duyguları dumura uğrar. İbn HALDUN birçok kabileler üzerinde yapmış olduğu ciddi araştırmalarında hayvanî etlerin ruh ve karakter üzerindeki te’sirlerini çok açık ve belirgin gördüğünü kaydetmiştir. Bugün bu etin Batı ülkelerinde yaşayan insanlar üzerindeki bu olumsuz yöndeki etkilerini bilmekteyiz.
b) Vücuttaki (E) vitaminini tahrip ettiği ve bu yüzden hormonlara te’siri ve cinsî kudretin azalmasına yol açtığı görülmüştür. Özellikle domuz yağının bu husustaki tahribatı daha fazladır, diyenler her geçen gün artmaktadır.
c) Domuz yağı, diğer hayvansal yağlara oranla daha ağır olduğundan fazla miktarda ve devamlı yenince kolesterol’ün damar kenarlarında birikmesine yol açtığı anlaşılmış, diğer yağlarda ise bu zararın daha az nisbette bulunduğu görülmüştür.
d) Domuz etinde meydana gelen trişin denilen kurtçukların zararlı ve öldürücü nitelikte olduğu, toksin salgı yaptığı bilinmektedir. Bu tür parazitler -20 derecede ancak ölebiliyor. Trişinlerin 2 ilâ 4 derecelerde ette 250 gün, -15 derecede 15 gün yaşadığı tesbit edilmiştir.
Halbuki domuz etleri âdet olduğu gibi dondurucu depolarda -10 derecede bırakılmaktadır. Bu yüzden gelişmiş ülkelerde bile sık sık ölüm olaylarına raslanmakta ve bir takım çareler araştırılmaktadır. Nitekim son yıllarda Amerika ve Kanada istatistiklerinden anlaşıldığına göre bu iki ülke halkının % 18’i trişinoz hastalığından muzdariptir. Bu hastalık bilindiği gibi domuzun adalelerinde mevcut trişinin faaliyetinden meydana gelir. Sözü edilen trişinin bir kere insan adalesinde yer aldıktan sonra bir daha antibiyotikler veya başka ilâçlarla tedavisi pek mümkün olmamaktadır.
Buna bir örnek verecek olursak, Kore savaşında kalb hastalığından ölen ve ortalama yaşları 22 olan 300 Amerikan askeri, yapılan otopsi muayenesinde, hepsinin bol miktarda domuz eti ve yağı yedikleri; savaşın verdiği asabî gerginlik neticesi yağ yakma makanizmalarının bozulmasıyla öldükleri tesbit edilmiştir. Tabii, trişinlerin salgıladığı toksinleri de unutmamak gerek. Halbuki Japon askerlerinde bu tür ölüm onlara oranla % 90 düşük idi. Çünkü Japon askerleri daha çok balık ve pirinçle besleniyorlardı.
Bütün bu te’sir edici sebepleri bir tarafa bırakacak olursak biz mü’minlere göre, ister sözü edilen olumsuz etkileri olsun, ister olmasın, değilmi ki Allah domuz etini haram kılmıştır; o takdirde mutlaka zararlıdır ve kaçınmamız gerekmektedir.
4. «Allah’dan başkası adına boğazlanan hayvan. »
Allahʹın insanların yararlanması için yaratıp lütfettiği hayvanlardan eti yenenleri avladığımız ya da boğazladığımız zaman, onu bizim elimize ve istifademize veren Yüce Kudreti hatırlayarak «Bismillah = Allah adıyla» dememiz kadar tabii ne olabilir? O’nun verdiği ni’mete el uzatırken O’nun adını anmak, kadirbilirliğin, nezaket ve terbiyenin gereği değil midir? Ciğerimizi kirleten bir sigaraya, dudaklarımızı burkan acı bir kahveye teşekkürü bir nezaket sayarken, sayılmıyacak kadar çeşitli niʹmetlerini önümüze sergiliyen ve bünyemizin temel taşını teşkil eden hayvansal ete, boğazlamak üzere elimizi uzatırken Bismillah dememiz küçümsenecek bir davranış mıdır?
Bunun için Fikir Adamı Halil CİBRAN, Nebî adlı eserinde bu konuya dokunarak diyor ki: «Bir hayvanı boğazlarken için için ona de ki: Seni benim elime sunan Kudret, bir gün beni de daha kudretli ellere teslim edecektir. »
Tevrat ve İncilʹde bu mevzu :
Yahudi ve Hıristiyanların, Allah’ın haram kıldığı şeylerden yemeleri ve bunda bir sakınca görmemeleri, dinlerinin verdiği bir cevaz değildir. Çünkü ne Tevrat, ne de Incil’de bunların helâl olduğuna ait bir kayıt yoktur. Üstelik Matta İncili: 26/26 bölümünde şarabın İsâ (A. S. ) tarafından yasaklandığı yazılıdır. Domuz hakkında ise şu kayıtlara raslamaktayız: «Ve İsâ onlara derhal izin vermekle temiz olmayan ruhlar çıkıp domuzlara girdiler. » Markos, Bab 3/13’de gayet açık bir anlatım içinde domuzlara temiz ruhların değil, kabirlerden çıkan kötü ruhların girdiğini bildirmekte ve domuz hakkında az da olsa bir bilgi vermektedir. Kitab-ı Mukaddes’in son baskılarında her nedense bu cümle değiştirilmiş, ayrı bir anlatım kalıbına sokulmuştur. Ama eski harflerle basılan nüshalarda belirttiğimiz cümleye her zaman raslamak mümkün.
AHLÂKÎ YÖNÜ
İnsanın yaratılışındaki azizlik ve ruhundaki mükemmellik başka bir yaratıkla kıyas edilmiyecek bir özellik ve anlam taşır. Rûh melek sıfatında; nefs ve beden diğer canlılara yakın bir nitelik taşır. insana, bu azizliğine ve kendinden üst ve alt tabakadaki varlıkların sıfat ve niteliğini birleştirip taşımasına uygun ölçü ve değerde nice ni’metler sunulmuştur. Onlardan yararlanırken ruhun yüceliğini zedeliyecek, beden sağlığını bozacak nesnelerden şiddetle kaçınmamız gerekir. Bu bakımdan insanı kendi kudret eliyle yaradan Allah onun bu mükemmelliğine, şeref ve azizliğine uygun olmayan maddeleri haram, uygun ve yararlı olanlarını helâl kılmıştır. Onun içindir ki, helâl lokma, duâ ve ibâdetin Allah’a yükselip kabul olunmasını sağlar. Ruhun paslanmasını, vicdanın silik hale gelmesini önler. Haram lokma bunun tam aksine sebep olur. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz:
«Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah güzeldir, temizdir; ancak güzel ve temiz olanı kabul eder. » (Tirmizî / Tefsir: 2/36. edeb: 41. Daremi / Rıkak: 9. Ahmed: 2/328)
Buyurmuştur.
Bu bakımdan helâl lokma vicdana serinlik, ruha rahatlık, kalbe güç ve esenlik verir. Toplum bünyesinde haksızlığa, sürtüşüp itişmeye kapı açmaz. Herkes canından ve malından endişe duymayıp güven içinde yaşar. Haram lokma, haksızlığa yolaçar, güveni sarsar, toplum yapısında huzursuzluk doğurur.
FIKHÎ YÖNÜ
Ümmetin âlimleri ölmüş hayvan etinin haram olduğunda birleşmiş, görüş birliğine varmışlardır. Ancak bu genel kaideden İslâm Şeriatı balıkla çekirgeyi ayırmıştır. Çünkü Peygamber (A. S. ) Efendimiz: «Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir. » Buyurmuştur. (Tirmizî: Hadisün Hasenün Sahihün).
Çekirge konusunda İbn Ebî EVFÂ (R. A. )dan yapılan sahih rivâyete göre, şu husus nakledilmektedir: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle birlikte yedi ya da altı kutsal savaşa katıldık; onunla beraber bulunduğum günlerde açlığımızı gidermek için çekirge yedik. Resûlüllâh (A. S. ) bizi bundan alıkoymadı. » (Sahîh-i Buharî - Müslim: İbn Ebî Evfâ’dan).
Bilindiği gibi balık boğazlanmaz. Ancak ölüp de su üstüne çıkan balık, İmam Mâlik ile İmam Şâfiiy’e göre yenir. İmam Ebû Hanîfe ve arkadaşları bunu mekrûh saymışlardır. Çekirge konusunda da imamların ictihatları farklı olmuştur: İmam Ebû Hanîfe ile İmam Şâfiiy’e göre dirisi de, ölüsü de yenir. İmam Mâlikʹe göre ölüsü yenmez. Dirisi ise başı koparıldıktan ve ateşte pişirildikten sonra yenir.
K a n ’ın haram olduğunda imamların görüş birliği bulunmakla beraber, bazı hususlarında farklı ictihadda bulundukları tesbit edilmiştir. Kanın haram ve necis (murdar) olduğunda da ittifakı vardır. Bu nedenle kan yenmez, haramdır. İmam Şâfiiy’e göre, ister akıtılmış olsun, ister olmasın kan mutlaka haramdır. İmam Ebû Hanîfe’ye göre, balığın kanı haram değildir. Boğazlandıktan sonra etin içinde kalan kan da böyledir. Nitekim Hazreti Âişe Vâlidemiz (R. A. ) «Resûlüllâh (A. S. ) zamanında eti tencereye koyup pişirirken içindeki kandan dolayı suyu iyice sararırdı, biz de ondan yerdik; Resûlüllâh buna engel olmazdı» diyor. (Tefsîr-i Kurtubî: C. 2/212).
Domuzun bütün parçalarıyla birlikte haram olduğunda bu ümmetin âlimleri ittifak etmiştir. Allahʹın bu hayvanın yalnız etinden söz etmesi, daha çok yararlanılan kısmı olduğu içindir. Domuzun necis (murdar) olduğu hakkında ilim adamlarının çoğunun görüş birliği vardır. İmam Mâlik’e göre domuz murdar değildir, ancak eti haramdır, yenilmez. Dokunduğu yeri necis yapmaz. Diğer bütün hayvanlar da bu İmam’a göre böyledir, yani necis sayılmazlar. Bu konuda hayvanların temiz sayılmasının sebebi, hayattır. İmam Şâfiî domuzun yaladığı yerin bir defa olsun yıkanmasıʹ gerekir, demiştir. Üç defa yıkanması daha uygun olur.
Allahʹtan başkası için boğazlanan hayvandan maksad, bazı ilim adamlarına göre puta tapanların boğazladıklarıdır. O nedenle onlara göre Hıristiyanların Mesîh adına boğazladığı hayvan yenilir, haram değildir. Nitekim buna Atâʹ, Mekhûl, El-Hasen, Şa’bî ve Saîd bin Müseyyeb cevâz vermişlerdir. Çünkü Cenâb-ı Allah Kitap ehlinin boğazladığı hayvanların helâl olduğunu, genel bir anlatım ve deyimle açıklamıştır. (Hanefî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, o da haramdır, yenilmez Ancak Mesîh adına değil de normal şekilde kestikleri yenilir.)
Muztar durum (çaresiz kalıp yapmak zorunda bulunma hali) geniş açıklama isteyen bir mesele olmakla beraber âyette bunun sınırları belirlenip özetlenmiştir: Bir kimse Allahʹın haram kıldığı şeylerden birini, ölmekten korktuğu ve bunu açlığını giderip ölmeyecek kadar yemek zorunda kaldığı için yerse, şu iki şartla câizdir: Nefsinin fazla yeme, başkasının hakkına tecavüz etme istek ve arzusuna uymamak, ihtiyaç oranını aşmamak.. Bu bakımdan açlıktan ölüm derecesine varan kimse, bulduğu haram şeyden canını kurtaracak kadar yemez de bu yüzden ölürse, intihar ölçüsünde bir anlam ve hüküm taşıdığı için cehenneme girer. Çünkü yaşama hakkı muhteremdir ve korunması gereklidir.
Görülüyor ki âyette zaruret sınırlanmış, şahısların arzusuna bırakılmamıştır. Sahîh-i Buharî’de de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden zarûret miktarını soran sahabeye yukarıda belirtilen şartlar çerçevesi içinde sınırlanmış bir ölçü verdiği belirtilmiştir. İslâm Hukukunda «Zarûretler kendi miktarıyla takdîr olunur. » kaidesi konumuzu oluşturan âyetten istidlâl edilmiştir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Kaçınılmaz bir nedenle mubah olan bir şey ancak zaruret miktarınca mubah olur. Fazlası mubah değildir. Çünkü haramı mubah kılan cevâz illeti, zarûreti aşmakla kalkmış oluyor; bu bakımdan fazlası zarûretsiz alınmış ölçüsüne giriyor. (Bak: Celâl Yıldırım / Kur’ân Ahkâmı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları: C: 2/403). Buna bir örnek verelim: Soğuktan donmak üzere bulunan bir kimse, tehlikeyi atlatacak miktarda başkasına ait odun ve yakıttan -ileride bedelini ödemek niyetiyle- kullanabilir; fazlası ise haramdır.
O halde «Başkasının hakkına el uzatmamak ve zarûret miktarını aşmamak şartiyle» denilince, bundan, açlıktan ölmek üzere bulunan kimse başkasına ait bir yiyeceğe ancak -bedelini veya mislini ödemek niyetiyle- el uzatır da ölmeyecek kadar yerse, bu mubah sayılır, hükmü anlaşılmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Allah, yukarıdaki âyetlerle temiz şeylerin yenilmesinin mubah olduğunu; insan sağlığına zararlı, ruh ve karakteri olumsuz yönde etkileyen murdar şeyleri açıkladıktan; diğer milletlerin bu ölçü ve sınırın dışına taşıp kendi arzu ve anlayışlarına göre ni’metlerden yararlandıklarını yererek asıl uyulması gereken doğru yolu belirttikten sonra aşağıdaki âyetlerle KİTAP EHLİNİN (Yahudi ve Hıristiyan) bu gibi aşırılıkla kalmayıp TEVRAT ve İNCİL’deki bazı hakikatleri gizlediklerini, son peygamber Hazreti Muhammed (A. S. ) Efendimizle ilgili belgeleri ya kısmen ya da tamamen değiştirip karşılığında önemsiz bir değer aldıklarını ve bu yüzden Kitap’ta ayrılığa düşmekle derin bir çıkmaza düştüklerini haber veriyor. Müslümanların böyle bir çıkmaza düşmemelerini dolaylı yoldan hatırlatarak uyarıda bulunuyor.