En'am Suresi 17-18. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ اِلَّا هُوَ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

17.

Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O'ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Diyanet İşleri

18.

O, kullarının üstünde mutlak hakimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

17- Eğer Allah sana bir sıkıntı ve üzüntü dokundurursa, onu Oʹndan başka giderip kaldıran bulunmaz. Ve eğer sana bir hayır dokunursa, (şüp­hesiz ki) O, her şeye gücü yetendir.

18- O, kulları üstünde eşsiz üstünlüğe, sınırsız tasarrufa sâhiptir; O hikmetle tasarrufta bulunandır, (her şeyden) haberlidir.

İLGİLİ HADÎSLER

İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor:

- Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin yanında bulunuyordum. Ba­na ilgi göstererek şöyle buyurdu:

«Ya Abdellah! Sana birkaç kelime öğreteceğim; Allahʹın hakkını koru ki Allah da seni (kötülüklerden, sıkıntılardan) korusun. Allahʹın hakkına saygılı ol ki, Allahʹın yardımını karşında bulasın. İstediğin, dilekte bulun­duğun zaman, Allahʹtan iste. Yardım beklediğinde Allahʹtan yardım bek­le.. Bilmiş ol ki, ümmetin hepsi toplanıp sana bir şey ile yarar sağlamaya çalışsalar, ancak Allahʹın yazıp takdîr ettiğini sağlıyabilirler. Toplanıp sa­na bir zarar vermek isteseler ancak Allah’ın takdîr edip yazdığı şey ne ise ona göre zarar verebilirler. Kalemler kaldırıldı, sahifelerin (mürekkebi) ku­rudu. » (Tirmizî/kıyâmet: 59- Hadistin sahihtin - Ahmed: 1/293, 303. 307)

«Allahʹın hakkını koruyup muhafaza et ki onun (yardımını) karşında bulasın. Genişlik zamanında Allahʹı bil ki, O da seni sıkıntılı zamanlarında bilsin. Bilmiş ol ki, sana dokunmadan sapıp geçecek (musîbet ve sıkıntı) herhalde dokunacak değildir. Sana dokunacak şey de hatâ edip sapacak değil. Bilmiş ol ki, yardım sabırla beraberdir. Ferahlık ise sıkıntıyla bera­berdir. Doğrusu her sıkıntıyla beraber bir genişlik ve ferahlık vardır. » (Ahmed bin Hanbel)

«Allah, ilk önce kalemi yarattı ve ona: yaz, dedi. Kalem ne yazayım? diye sordu. Allah, kıyamete kadar olmuş olacak her şeyi yaz, buyurdu. Ka­lemin mürekkebi kurudu, sahifeler dürülüp kaldırıldı. » (Ahmed: 1/116, 118, 140 - Tirmizî/hudud: 1, Ubade b. Sâmit (R. A. )den)

KADER ÇİZGİSİ

«Eğer Allah sana bir sıkıntı ve üzüntü dokundurursa, onu Oʹndan başka giderip kaldıran bulunmaz. »

Allahʹın öncesiz ve sonrasız ilmi, geçmiş-gelecek her şeyi, her olayı kapsayıp kuşatmıştır. Her insanın kendi çevresine, aklına, yeteneğine, irâ­de ve idrâkine göre işliyeceği iyilik, ya da kötülükler; her insana dokuna­cak hayır ve musibetler önceden tesbit edilip yazılmış ve her birinin mo­del ve örneği MİSAL âleminde sergilenmiştir.

Ancak bütün bunları önceden tesbit edip yazan kalemler ikiye ayrılır: Biri KALEM-İ A’LÂ = En Yüce Kalem diğeri aşağı derecedeki AKLÂM = Kalemlerdir. Kalem-i Aʹlâʹnın yazdığı, daha çok kâinatın mevcut düzeni, düzenin bozulması, kıyâmetin kopması, Peygamber ve Kitapların gönde­rilmesi, kimlerin Peygamber, kimlerin velî yaratılacağı gibi önemli husus­lardır. Bunların değişmesi mümkün değildir. «Benim katımda söz değiş­mez. » âyeti buna işârettir.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin sözünü ettiği Kalem işte budur. O yaz­dığını. yazdıktan sonra mürekkebi kurumuş, sahifeler de dürülüp kaldırıl­mıştır. Artık değişmesi, silinmesi söz konusu değildir. Kalemler ise, hâlen de yazmaya devam etmektedirler. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu kalem­lerin gıcırtı seslerini duyduğunu şu hadîsleriyle belirtmişlerdir: «Sonra Cibril benimle yükseldi, derken öyle bir düzeye geldim ki Kalemlerin gıcır­tı seslerini duydum.. » (Zührî: İbn Abbas (R. A. )dan - Buharî/sâlat: 1, enbiyâ: 5 - Müslim/ imân: 263 - Ahmed: 5/144)

Evet, Mi’rac gecesi Efendimizin gıcırtı seslerini işittiği kalemler, sözü­nü ettiğimiz ikinci AKLÂMʹdır. Bunların yazdıklarını Cenâb-ı Hak bazı se­beplerden dolayı bazen siler, bazen tesbit eder. Kurʹânʹda, «Allah diledi­ğini siler, dilediğini sabit bırakır; Ümmü’l-Kitap (Ana Kitap) Oʹnun yanında­dır. » âyeti buna işârettir. (Ra’d sûresi: 39)

Ayrıca konumuzu oluşturan ilgili âyette belirtilen, «Eğer Allah sana bir sıkıntı ve üzüntü dokundurursa, onu Oʹndan başka giderip kaldıran bu­lunmaz ve eğer sana bir hayır dokundurursa, (şüphesiz ki) O, her şeye gü­cü yetendir. » mealindeki hususa gelince, kulun irâdesiyle meydana gele­cek sıkıntı ve ferahlığı Kalemler yazar; ama Allah bazan kulun iyi veya kö­tü bir halinden dolayı yazılanı siler ve o silince artık onu değiştiren bulun­maz. Bu sebeple sadaka, ana-babaya iyilik, yakınlarla samimi ilgi kurmak gibi iyi haller İlâhî rahmeti coşturur ve kulun irâdesi doğrultusunda mey­dana gelecek ve önceden yazılmış bulunan musîbeti Allah silip kaldırır. Çünkü Ana Kitap O’nun katindadır.

YORUMLAR - RİVÂYETLER

DURR = ZARAR: Elem, üzüntü, korku ve bunlardan birine sebep olan sıkıntı demektir.

NEFİ’ = YARAR: Lezzet, sevinç ve bunlardan birine yol açan iyilik demektir.

HAYR: Zararı savmakla yararı elde etmek arasındaki ortak­laşa ölçünün ismidir.

KAHİR: Yarattığını yüksek terbiyeyle yöneten, yönettiğini disipline eden, hiçbir şeyden âciz olmayan, her şeyi hükümranlığı altında tutup dilediği gibi hikmetle tasarruf eden yüce kuvvet ve kudret sâhibi zat, demektir. Bu bakımdan Allah’ın sıfatlarından biri sayılmıştır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Allah’ın her şeyi kendi tedbir ve kudretiyle yönettiği belirtildi. Kulları üstünde eşsiz bir hükümran bulunduğuna dik­katler çekildi. Hikmetle tasarrufta bulunduğu, her şeyden haberdar oldu­ğu açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle Onun hikmetinin müstesnâ eserlerinden biri olan Hz. Muhammed (A. S. )ın son nebî olarak gönderildiği, Kurʹânʹın da son ki­tap olarak indirildiği hatırlatılıyor. İnkârcılar bu yüce hikmete inanmasa­lar bile şâhit olarak Allah’ın yettiği açıklanıyor. Sonra da Kurʹânʹdan ön­ceki semavî kitaplarda yazılı bulunan son peygamberin sıfatlarına işâret edilerek bu sebeple Kitap Ehlinden olan din âlimlerinin Hz. Muhammedʹi (A. S. ) öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanıdıklarına temas ediliyor.