MEÂLİ:
165- İnsanlardan bir kısmı Allahʹtan başkasını (O’na) denk ve ortak edinirler de Allahʹı sever gibi onları severler. İmân edenlerin ise Allah’ı sevmesi çok daha köklü ve devamlıdır. O zulmedip kendilerine yazık edenler azâbı görecekleri zaman bütün kuvvet ve kudretin Allahʹa ait olduğunu ve Allahʹın çok şiddetli azâb edici bulunduğunu bir bilselerdi!.
166 - 167- O zaman uyulanlar azabı görünce kendilerine uyanlardan uzaklaşırlar ve aralarındaki bütün bağlar kopuverir. Onlara uyanlar ise, «Ah! bir daha bizim için dünyaya dönüş olsaydı, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık» derler. Böylece Allah onlara yaptıklarını hasret ve pişmanlıklar olarak gösterecektir ve onlar ateşten çıkacak da değillerdir.
Allah bundan önceki âyetlerle varlığını ve birliğini sekiz belgeyle insan aklına sunarken birliğine ters düşen tutum ve inançları yeriyor ve yukarıdaki âyetlerle kendisine başkasını denk tutan inkârcıların dünyadaki durumunu ve âhirette uğrayacakları şiddetli azâbı ve dünyada iken uydukları kimselerin kendilerinden nasıl uzaklaşacağını, bu yüzden derin bir hasret ve pişmanlık içinde kalacaklarını bildiriyor.
İLGİLİ HADÎSLER
Abdullah bin Mes’ud (R. A. ) diyor ki: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize,
- Hangi günah daha büyüktür?
Diye sorduğumda, buyurdu ki :
- «Allahʹa (başkasını) denk tutmandır; halbuki O seni yaratmıştır. » (Sahîh-İ Buharî - Müslim).
AHLÂKÎ YÖNÜ
Sonradan meydana gelen ve varlık âleminde yeralan fânileri ya da insan eliyle yontulup şekillendirilen putları; kitleleri sürükleyen liderleri Allah’a denk tutmak, Allah’ı sever gibi bunları sevmek, ilâhî hakka karşı büyük bir tecavüz sayılır; ayni zamanda iyiyi kötüden, hakkı bâtıldan ayırdetme özelliğini taşıyan aklı lâyık olduğu ölçü ve anlamda kullanmamaktır. Çünkü insanı diğer yaratıklardan ayırıp üstün ve başarılı bir canlı halinde ayakta tutan akıl, sonradan olma, eskiyip çürümeye mahkûm olan varlıklara tapınmayı gülünç sayar. Yaratıcılığın en yüksek ve en mükemmel tezgâhında insanı var eden bir Allah’a ortak koşmak, nankörlüğün en kötüsü, vicdanı bozmanın en fenası, kulluk ahlâkını yıkan sebeplerin en korkuncudur.
Günümüzün aydın geçinenlerinin çoğunun dilinden düşmeyen şu sözler oldukça dikkat çekicidir: «Tabiat şu canlıyı güçlü kılmıştır. », «Doğa şu canlı hakkında cömert davranmıştır. », «Tabiat böyle düzenlemiştir. » Bu sözlerden tabiatın Allahʹa denk tutulduğu veya Allahʹın inkâr edildiği sonucunu çıkarıyoruz. Birtakım kanunlara bağlı olan şuursuz bir tabiatın, böylesine mükemmel bir düzeni ve bu düzenin içinde yeralan insanı bir takım tesadüflerle oluşturması, imkân alanına getirmesi ve bunu devam ettirmesi nasıl düşünülebilir? Kâinatın hikmet, esrar, belge ve delil dolu kitabını görebilen bir göz, işitebilen bir kulak, anlayabilen bir kalb ve çözümünü yapabilen bir akıl elbetteki bu gibi inanç ve iddiaları kökünden reddeder.
SOSYAL YÖNÜ
Bir olan, eşi-ortağı, dengi ve benzeri bulunmayan bir ilâha inanmak ve inanç çerçevesi içinde O’na tapınmak şüphesiz ki toplumu gaye ve ideal birliğine ulaştırır; aralarında bölünme ve sürtüşmeyi çekişme ve itişmeyi önler; dengeli ve huzurlu bir hayat ortamını sağlar. Bunun aksine bir yol tutup Allah’tan başka bir varlığa taparcasına gönül vermek ve herkesin anlayış ve çıkarına göre bir güç ve dayanak aramak, toplum düzenini bozar, mezhep kavgalarına kapı açar. Liderleri, başkanları, ileri gelen önemli şahısları Allah’ı sever gibi sevmek; lüzumundan fazla ilgi gösterip bağlanmak, taparcasına önlerinde eğilmek hem sapıklık, hem de insan onurunu, toplumun manevî yapısını kırıcı ve yıkıcıdır. Bir ülkede tek lider değil de birkaç lider bulunacağına göre, lidere İlâhî sıfatları yakıştırıp aşırı derecede sevgi göstermek bölünmeyi, ikilik doğurmayı ve hiçbir zaman uygun karşılanmıyacak tartışma ve sürtüşmeyi hızlandırır. Millî bünye büyük zarar görür.
İşte Kur’ân «Allah’ı sever gibi onları severler» cümlesiyle bu tip insanları yermekte ve böylesine aşırı bir bağlanışın küfre yol açtığına dikkatleri çekmektedir. Bütünleşmenin ve huzur içinde yaşamanın tek yolunun Allah sevgisi olduğunu öğütlemektedir.
TASAVVUFÎ YÖNÜ
Zevkine erilmiş sağlam imân, derin sevgiye kapı açar. Ne var ki bilini Allah için sevmek başka, Allah’ı sever gibi sevmek daha başkadır. Allah’ı sevmek, O’nun muhabbet havası içinde zevklerin en yücesini ve en nefisini tadmak ise olgun mü’min için en yüksek gayedir. Birinci ölçüdeki sevgide sevap ve rahmet vardır. İkinci türdeki sevgide günah ve şirk (Allah’a ortak, denk ve benzer) koşmak anlamı vardır. Üçüncü sevgi ise peygamberlerin, velîlerin, salihlerin ve büyük âlimlerin yolu ve sünnetidir.
«İmân edenlerin ise Allah’ı sevmesi çok daha köklü ve devamlıdır. » cümlesi, hakikî tasavvufun temelini, ruha gıdanın en yararlı dozajını yansıtır. Bunun için Sevgili Peygamberimiz (A. S. ) Efendimiz hadîs-i şeriflerinde:
«Kim Allah’a kavuşmayı (ölmeden evvel ölme sırrına erişmeyi) severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim Allahʹa kavuşmayı sevmezse, Allah da ona kavuşmayı sevmez. » (Buharî ve diğer hadîs kitapları: Ebû Hüreyre (R. A. )den).
Buyurarak sevginin karşılıklı olduğuna dikkatleri çekmiş ve böylesine bir istek ve muhabbetin çok sağlam bir imana dayandığını başka hadîslerinde belirtmişlerdir. Kudsî bir hadîste ise şöyle buyuruluyor:
«Kulum daha çok, kendisine farz kıldığım ibâdetle Bana yaklaşır; sonra kulum durmadan nafile ibâdetle bu yaklaşmasını artırır, tâki onu sevmeye başlarım; sevince de onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Kulum artık benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür. Bu durumda Benden isterse veririm, Bana sığınırsa onu korurum. Yaptığım hiçbir şeyde tereddüt etmedim; ancak mü’min kulumun canını almakta tereddüdüm oldu: O, ölümden hoşlanmaz, Ben de onun kötü söz ve davranışlarda bulunmasından hoşlanmam, ama onun için ölümden kurtuluş yoktur. » (Buharî -ʺMüslim - Ahmed bin Hanbel - Tirmizî - İbn Mâce: Âişe (R. A. ) dan).
Cenâb-ı Hak bir insanda iki kalb yaratmadığı için bir gönülde iki sevgi birleşemez. Allah’ı sever gibi başkasını sevmek tevhîd’i zedeler, ruhu gıdasız bırakır, aslına ulaşma yollarını tıkar. Hakiki bir imân bunun tek çaresi ve en sağlam temelidir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Bundan önceki âyetle Allah’ın varlığı, birliği açıklandı, yaratmada O’nun kendi başına bulunduğu, kimsenin O’na ortak ve denk olmadığı bildirildi. İlâhî sevginin ölçü ve anlamına dokunuldu. Aşağıdaki âyetlerle yerdeki ni’metlerden söz ediliyor; bunlardan insan sağlığına zararlı olan, ruhî yapıyı tahrîb eden maddelerden kaçınılması ve herkesin kendine ait helâl ve temiz rızıktan yemesi emrediliyor.