A'raf Suresi 163-166. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتِيهِمْ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ وَاِذْ قَالَتْ اُمَّةٌ مِنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا اللّٰهُ مُهْلِكُهُمْ اَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا قَالُوا مَعْذِرَةً اِلٰى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ اَنْجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ وَاَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَـِٔيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ فَلَمَّا عَتَوْا عَنْ مَا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـِٔينَ

164.

(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

Diyanet İşleri

164.

Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Siz, Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)" demişlerdi.

165.

Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.

166.

Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

163- Ey Muhammed! Bir de onlara şu deniz sahilindeki şehrin du­rumunu sor. Hani bir zamanlar Cumartesi yasağına saygısızlık gösterip ilâhî sınırı aşıyorlardı; hani Cumartesi günü balıklar sürü hâlinde akın akın onlara doğru geliyordu; diğer günlerde ise onlara gelmiyorlardı. Biz onla­rı günah işleyip ilâhî sınırları aştıklarından dolayı böylece denedik.

164- İçlerinden bir topluluk, «Allahʹın yok edeceği veya şiddetli bir azâp ile azâplandıracağı bir kavme neden öğüt veriyorsunuz? » demişlerdi de, onlar da: «Rabbımıza bir özür (beyan edelim) ve bir de belki Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınırlar diye (öğüt verme ihtiyacını duyuyoruz), cevabında bulunmuşlardı.

165- Ne vakit ki kendilerine yapılan uyarı ve öğüdü unuttular; kötü­lükten alıkoymaya çalışanları kurtardık; baş kaldırıp haksızlığa devam edenleri -ilâhî sınırları aşmaları sebebiyle- şiddetli bir azâba uğrattık.

166- Onlar, menʹedildikleri şeyleri dikbaşlık ve inatla yapmaya de­vam edince; onlara: «Rahmetten kovulup uzaklaştırılmış aşağılık maymun­lar olun! » dedik.

İLGİLİ HADÎSLER

«Yahudilerin yapageldikleri kötülükleri siz yapmayın; sonra Allahʹın haram kıldıkları şeyleri en değersiz ve en basit hilelerle helâl kılmaya yel­tenirsiniz. » (İbn Kesîr: Ahmed b. Muhammed’den isnad-i ceyyid ile.. 2/257)

«Şüphesiz ki Allah meshi (suret değiştirmeyi) soy üreme şeklinde yap­mamıştır. Hem maymunlarla domuzlar bu olaydan önce de varlardı. » (Müslim/kader: 32- Ahmed: 1/390, 433)

DENİZ SAHİLİNDEKİ ŞEHİR

«Bir de onlara şu deniz sahilindeki şehrin durumunu sor.. »

Müfessirlerin çoğuna göre, Mısırʹla Medine arasında bir kent veya Medyen ile Tür arasında Şap denizinin yakınında bir kasabadan söz edi­liyor. Zühriye göre, Şam Taberiyeʹsidir. Sahîh tesbitlere göre, Eyle olduğu söylenir ki bu, Medyen ile Tûr arasında deniz kıyısında meşhur bir kasa­badır. Orada oturan Yahudîler, cumartesi yasaklarına uymadılar, dikbaşlık ettiler. Allah da onları çetin bir denemeden geçirdi: Cumartesi günleri ba­lıklar kıyıya doğru akın akın gelir, diğer günlerde ise gelmezlerdi. Yahudi­lerden bir kısmı ilâhî yasağa rağmen balıkları avlamaya devam ettiler; bir kısmı ise, onları bu gibi günah ve saygısızlıktan alıkoymak için öğüt ver­meyi kendilerine görev saydılar. Bir Üçüncüsü ise, fazîlet düzeyinde olup sapık şaşkınlara öğüt vermenin bir yararı olmadığını savundular. Sonun­da İlâhî sınırı aşıp büyük günah işleyen ve aynı zamanda verilen öğütle­re, yapılan uyarılara kulak tıkayanlar üzerine şiddetli sıkıntı, üzüntü ve bunalıma sebep olan azâp indi.

KUR’ÂN’IN EMİRLERİNE UYMAYAN MÜSLÜMANLARIN ÇETİN SINAVLARDAN GEÇİRİLECEĞİNE İŞARET EDİLİYOR

İlgili âyetle, Yahudilerʹden, Cumartesi gününde konan yasaklara uyma­yanların, o gün balıkların sürü halinde kıyıya doğru akın akın gelmele­riyle çetin bir sınavdan geçirildikleri, Allah’ın emirlerine uymak ile Cumar­tesi gününde avlanması yasaklanan balıkları avlama arasında nasıl bir tercîh yapacakları denendi. Çoğu bu sınavı kaybetti. Müslümanların da za­man zaman Allahʹın emirlerine uymak ile dünyalık arasında birtakım sı­navlardan geçirileceklerine işârette bulunuluyor ve kendilerine ulaşan her nîmete çok dikkat etmeleri; nereden geldiğini, nasıl ve ne yolda kullanıl­masının uygun olacağını; Allah’a karşı bir günaha sebep olup olmayaca­ğını iyice araştırmaları üzerinde duruluyor. Yahudilerin, günahı gerektiren anlayış ve tutumları ibret ve öğüt alınacak bir misal şeklinde naklediliyor. Diyebiliriz ki, Allah’a imân eden herkes hayatı boyunca bu gibi deneme ve sınavlarla sık sık yüzyüze gelir. Kurʹânʹı, ondaki ilâhî uyarıları ve tarihî misalleri çok iyi bilenler ve bildikleriyle amel edenler o sınavları başarıy­la atlatırlar. Dünyalığı ön plâna alanlar ise hep kaybederler.

VAAZ VE İRŞADIN ÜÇ ANA AMACI

Kitleyi belli bir amaca yöneltmek, toplumu eğitip sağlıklı bir düzeye getirmek, şüphesiz ki sıradan kişilerin işi değildir. Özel yetenekle birlikte geniş kültür, sağlam imân ve sonra da kitle psikolojisini çok iyi bilmek gerekiyor.

O halde, bu vasıf ve ölçüde veya ona yakın bir seviyede bulunan müminlerin vaaz ve irşât hizmetinde bulunurken üç ana amacın hâkim olma­sı bildirilmektedir:

1. Allah’ın insanlar için seçtiği hak dini yaymak, onun esas ve prensip­lerini günün teknik araçlarından, gelişen sanatından ve uygulanan metodun­dan yararlanarak kalb ve kafalara, akl-ı selîmin kabul edebileceği şekilde işlemek.

2. Bilgi, görgü ve kültür seviyesi elverişli her müʹmine, iyilikle emret­mek, kötülükten men’etmek vâcib olduğuna göre, bu vecibeyi, Allah rıza­sını gözeterek yerine getirmeye çalışmak.

3. Yozup sapıtan, kötülüğü sanat edinen bir topluluktan umut kesme­mek; doğru yolu seçerler diye onlara ilâhî emirleri -anlayabilecekleri bir anlatım biçimiyle- teblîğ etmek.

Nitekim İsrâiloğulları’ndan iyilikle emretmeyi, fenalıktan alıkoymayı kendine görev kabul edenler bu üç ana amaç etrafında hizmetlerini sür­dürmüşlerdir. 164. âyetle onların bu güzel tutumu şöyle açıklanmıştır: «İç­lerinden bir topluluk, Allahʹın yok edeceği veya şiddetli bir azâp ile azâplandıracağı bir kavme neden öğüt veriyorsunuz? demişlerdi de onlar da Rabbımıza bir özür (beyan edelim) ve bir de belki Allahʹtan korkup kötü­lüklerden sakınırlar diye (öğüt verme ihtiyacını duyuyoruz) cevabında bu­lunmuşlardı. »

MAYMUNLAŞAN GÜNAHKÂRLAR

«Onlara: rahmetten kovulup uzaklaştırıl­mış aşağılık maymunlar olun! dedik. »

Bakara, Mâide ve A’raf sûrelerinde olmak üzere, iki yerde «aşağılık maymunlar olun! », bir yerde de «Allahʹın lânetlediği, gazap edip kendile­rinden maymunlar ve domuzlar meydana getirdiği kimseler» diye söz edil­mektedir. Her üç âyet de azgınlık gösteren Yahudilerle ilgilidir.

Haber-i vâhid (tek kişinin rivâyet ettiği hadîs)ten onların maymun su­retine döndürüldüğü anlaşılıyorsa da, ilim adamlarımızın bir kısmı hadîsi sahîh bulmadığı için âyeti, ruh ve karakter bakımından maymunlaşma şek­linde yorumlamıştır. Tabiînden Mücahit de aynı görüştedir.

Gerçi, t e k v î n î bir emirle insan maymuna veya domuza dönüşe­bilir. İlâhî emir ve kudret mutlaka nâfizdir. «Kün = ol! emri»yle derhal se­bepler oluşur ve irâde edilen aynen gerçekleşir. Ancak bu yolda cari bir sünnetullah yoktur. Sadece Yahudilerden bir zümrenin mesha uğraması ise, cari bir sünnetin varlığına delâlet etmez. Ama bir mu’cize anlamında düşünecek olursak, o takdirde cari bir sünnetullah söz konusu olmaya­bilir. Çünkü muʹcize, âyet ve cari sünneti kesip aşar; o ölçünün dışında ka­lır.

Konunun başında Müslim’in rivâyet ettiği hadîs ise, maymun ve domuzların, insanların meshedilmesiyle vücut bulmadığını, daha önce­leri de bu iki hayvanın mevcut olduğunu net biçimde açıklamaktadır. O halde Yahudilerden isyan ve azgınlık gösterip İlâhî emirlere sırt çevirmek­te ısrar edenler hakkında «aşağılık maymunlar olun! » emri, daha çok may­mun tabiatlı olun demektir. Nitekim Yahudilerin, sözü edilen iki hayvanın bazı vasıflarını benimseyenleri olmuştur.

Ayrıca bu konuyla ilgili açıklamaları Bakara sûresi 65. âyetin tefsîrinde yapmış bulunuyoruz.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inandıktan sonra günahlara dalıp İlâhî sınırları aşan kavim ve milletlerin birtakım üzücü olaylarla denemeden geçirildik­leri anlatıldı ve İsrâiloğulları’nın cumartesi yasağına uymadıkları ve o se­beple sıkıntı ve üzüntülere uğratıldıkları bir misal olarak verildi. Sonra da İsrâiloğullarıʹnın birkaç gruba ayrıldıkları bir grubun her şeye rağmen öğüt ve irşada devam ettiği kapalı şekilde övülerek belirtildi. Baş kaldırıp zulüm ve isyanda ısrar edenlerin ise azaba uğratılacaklarına atıf yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, İsrâiloğulları’ndan çoğunun kıyâmete kadar gü­nah ve haksızlıklarını sürdürecekleri ve o yüzden zaman zaman onları kah­redecek savaşçı güçlerin gönderileceği haber veriliyor. Aynı zamanda bu milletin kıyâmete kadar ırklarının devam edeceğine açık işârette bulunu­luyor.

Sonra da, Tevrat’a sahip çıkan, fakat onun hükümlerini geçici dünya­lık karşılığında değiştirenlerin ortaya çıkacakları haber veriliyor ve böylece Yahudi din adamlarının çok dikkatli olmaları ve Müslüman bilginlerinin de Kur’ân hükümleri hakkında çok duyarlı ve dikkatli bulunmaları hatırlatılı­yor.