Maide Suresi 14-17. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمِنَ الَّذِينَ قَالُوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ يَهْدِي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَمِيعًا وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

16.

"Biz hıristiyanız" diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!

Diyanet İşleri

15.

Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur'an) gelmiştir.

16.

Allah, onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

17.

Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir", diyenler kesinlikle kafir oldular. De ki: "Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih'i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah'a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

14- Biz Nasrânîyiz diyenlerden de kesin söz aldık. (Ne yazık ki) onlar da uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. Bu yüzden aralarına kı­yâmet gününe kadar düşmanlık, kin ve nefret sokup bulaştırdık.

Allah, onlara neler işlediklerini, ne sanatlar kurduklarını haber ve­recektir.

15- Ey Kitap Ehli! Kitabınızdan gizlediğiniz birçok şeyi size açıkla­yan ve birçoğunu da (açıklamaya gerek görmeyip) geçen Resûlümüz size gelmiştir. Şüphesiz ki size Allahʹtan bir nur ve çok açık bir kitap da geldi.

16- Allah kendi hoşnutluğuna uyanları selâmet yollarına eriştirir; kendi izniyle onları karanlıklardan çıkarıp aydınlığa ulaştırır ve doğru bir yola koyar.

17- «Allah, Meryem oğlu Mesihʹin kendisidir» diyenler, and olsunki kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah Meryem oğlu Mesihʹi, anasını ve yer­yüzündeki her şeyi yok etmeyi dilese, Allahʹın (bu irâdesin)den bir şey kurtarmaya (onu durdurmaya) kim sâhip olabilir?

Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allahʹın kudreti her şeye yeter.

HIRİSTİYANLARIN DA VERDİKLERİ SÖZÜ BOZMASI

«Onlar da uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. »

Biz Nasranîyiz diye iddiada bulunanlar da verdikleri sözlerine bağlı kalmamışlar, ahde vefanın kötü örneklerini ortaya koymuşlardır. İsâ Pey­gamberden sonra ona ve getirdiği İncilʹe inanıp İncilʹin haber verdiği son peygamberi, İncil’in değişik tabiriyle Hakikat Nurunu ve Teselliciyi bekle­dikleri halde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz gönderilince ona karşı kinle, nef­retle çıktılar ve bununla da yetinmiyerek İncilʹde geçen «Ahmed», «Mu­hammed» anlamına gelen «Faraklit» ismini «Beklenilen Aziz», «Tesellici» ve «Hakikat Nuru» gibi tabirlerle çevirisini yapıp daha çok kendilerine göre «Mehdî» anlamına gelen bir aziz ile yorumladılar. Böylece İsâ tara­fından kendilerine hatırlatılan ve İncil’de yerini alan son Peygamberden paylarını almadılar; verdikleri sözü yerine getirmediler; İsâ Peygambere ve İncil’e bağlı kalmıyarak sadakat ve bağlılık sınırını aştılar.

Daha önce de kısaca belirttiğimiz gibi, İncil’de geçen müjde anlamın­daki ilâhi haberleri -değişikliğe uğratılmış şekliyle- burada bir defa daha görmemizde yarar var:

İsâ Peygamber Diyor ki:

«Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi tutarsınız. Ben de Babaya (Rabbime) yalvaracağım ve O size başkaca bir TESELLİCİ, Hakikat Ruhunu verecektir. Tâ ki, dâima sizinle beraber olsun. » (Yuhanna: 14/15-16)

«Size söyliyecek daha çok şeylerim var, fakat şimdi dayanamazsınız. Ama o Hakikat Ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek, zira ken­diliğinden söylemiyecektir; fakat her ne işitirse söyliyecek ve gelecek şey­leri size bildirecektir. O beni ta’zîz edecektir. Çünkü benimkinden alacak ve size bildirecektir. » (Yuhanna: 16/12-14)

«Bağın sahibi geldiği zaman.... »

«Bundan dolayı size derim, Allah’ın Melekûtu sizden alınacak ve onun meyvelerini yetiştirecek bir millete verecektir ve bu taşın üzerine düşen parçalanacak, o da kimin üzerine düşerse onu toz gibi dağıtacaktır. » (Matta: 21/43-45)

«Yahya da ele verildikten sonra, İsâ Allah’ın İncilʹini vâzederek, Galile’ye gelip dedi: Vakit tamam oldu ve Allahʹın melekûtu yakındır. Tövbe edin ve İncil’e imân eyleyin.. » (Markos: 1/14-15)

Bütün bu açık belgelerde bazı kelime değişikliği, çeviri hatası yapıl­mış ve «Ahmed» ismi yerine başka sıfatlar konulmuştur.

Hıristiyanlar İncilʹe imân ettiklerini iddia etmekle beraber, ne yazık ki onun emir ve haberlerine uymadılar. Son peygamber ve Onun getirdiği son dinden (Allahʹın Melekûtʹundan) nasiplerini almayı unuttular. Aşırı tu­tucularla diğerleri kendi anlayışlarına göre birçok İncil’ler meydana geti­rip yeni yeni mezhepler kurdular. Bu yüzden birbirlerine düşüp düşman oldular. Ayni düşmanlık biraz daha katı biçimde Yahudîlerle Hıristiyanlar arasında baş gösterdi ve kıyâmete kadar da sürüp gidecektir. Ancak İs­lâm’ın sulh ve selâmet çatısı altında toplandıkları takdirde bu düşmanlık kalkabilir.

YAHUDÎDE TİCARET, HIRİSTİYANDA SANʹAT

«Allah onlara neler işlediklerini, ne sanatlar kurduklarını haber verecektir. »

Kurʹân, ilgili âyetlerle, Yahudî ve Hıristiyanların verdikleri kesin sözü bozmalarının ve hakka yan çizmelerinin, mukaddes kitaplarda bazı deği­şiklikler yapmalarının bir diğer sebebini açıklıyor:

Yahudîler daha çok dünya saltanatına ve paraya bağlı kaldıkları için ağırlıklarını ticarete vermiş ve bütün yetenek ve dehalarını bu konuda kullanarak kendilerini dünya ekonomisinde söz sahibi olma düzeyine ge­tirmiş, ithalat ve ihracatın önemli bir bölümünü ellerinde tutmayı başar­mışlardır. Maddî güç ve imkânlar onlara mânevî gücün asıl değer ve öl­çüsünü kaybettirmekle kalmamış, son dine ve son peygambere karşı düş­manlık duygusunu geliştirmiştir. Bu yüzden Tevrat’ta kelimelerin konul­dukları yerlerini değiştirmekten, recim âyetini inkâr etmekten bile kaçın­mamışlardır. O kadar ki para ve servet onların tek dayanağı ve umudu olarak ruhlarında yer etmiştir.

Hıristiyanlar ise, dar topraklar üzerinde çok çalışmak zorunda kalmış; kilisenin İncil’in prensipleri ve İsâ Peygamberin hoşgörüleri dışına çıkarak engizisyon mahkemeleri kurup hürriyetleri iyice kısması, gelişmeye yüz tutan ilmî buluşların karşısına çıkması sonucu bir patlamaya ve taassup çemberinin kırılmasına neden olmuştur. Böylece Hıristiyan halk kurtuluşu ilimde ve daha çok sanayi’de bulmuş, hızlı bir çatışma devresi açarak tek­nik alanda büyük mesafeler kat’etmesini başarmıştır.

Bunun tabii sonucu olarak din ve dindarlık onlar için fantezi olarak kalmış ve tek kurtuluş sanayi mu’cizesinde aranmıştır.

Kurʹân ise, hakikî dindarlıktan ve gerçek imândan uzak ticaretin ve sanatın insanlığa dünyada da, âhirette de arzulanan saadeti getirmiyeceğini hatırlatıyor. Her iki milletin bu doğrultudan uzaklaşmalarının ken­dilerine çok pahalıya mal olduğuna ve olacağına işarette bulunuyor.

Dikkat edecek olursak, «YASNAÛN» fiili getirilmiş de «YAʹMELÛN» veya «YAFALÛN» denilmemiştir. Cenâb-ı Hak, dinden ve imândan uzak bir sanatın neler getireceğini ileride onlara bildireceğini Kurʹân vasıtasiyle haber veriyor. (Bu konuda fazla bilgi için bak: Ra’d Sûresi Âyet: 31 Tefsirine)

KUR’ÂN İNSAN RUHUNU AYDINLATIR

Kur’ân, insan ruhunun çok yönlü arzu ve temayüllerine cevap vere­cek, onun hareket sahasını açacak, ufkunu genişletecek, gücünü ortaya çıkaracak bilgilerle inmiştir. İlgili âyetlerle bu husus beş madde halinde özetlenerek inananlar aydınlatılmıştır:

1. Daha önceki kutsal kitapların önemli bölümlerini açıklaması.

Bunun hikmeti, insan aklını harekete geçirmek içindir. Okur-yazar ol­mayan bir kişinin cehalet bataklığında bir ömür tüketen kaba bir toplum içinden çıkıp önceki kitaplarda insan elinin dokunup değiştirdiği önemli maddeleri açıklaması ve daha mükemmel bir kitap getirmesi, üzerinde hassasiyetle durulacak bir konu değil midir? Onbeş asır geriye gidip o günkü sosyal yapıyı incelediğimizde karşımıza her türlü şüpheden uzak bir peygamber çıkması, tabii bir sonuç olarak belirlenir.

2. Allah’tan bir nûrun gelmesi..

İnsan ruhunun yüceliğiyle her bakımdan uyum sağlayan, geçmiş ve gelecek olaylardan haber veren ve verdiği hiçbir haberinde yanılmayan; hukuk, astronomi, tarih, jeoloji, biyoloji, tıp, anatomi, fizik ve benzeri ilmî konularda ana fikirler getiren ve ilim ilerledikçe onun ana fikirleriyle mu­vafakat halinde olduğu anlaşılan bir kitabın 1400 yıl önce en gelişmiş bir kafadan bile çıkmasının mümkün olmayacağı dikkate alınınca, insanın iç ve dış âlemlerini aydınlatan bu kitabın ancak Allah tarafından indirildiği kesinlik kazanır.

3. Allah’ın hoşnudluğuna erişmek istiyenleri selâmet yollarına eriştir­mesi..

İmân ve irfan gözüyle okuyup her cümlesi üzerinde özellikle durarak İlâhî muradı anlamaya çalışan bir insanın Kur’ân’dan alacağı sayısız ders­ler, ibretler, öğütler ve bilgiler vardır. Bunlar yalnız aklı ve zekâyı geliş­tirmekle kalmaz, ayni zamanda ruh ve vicdanı harekete geçirip insanla Yaratan’ı arasındaki engellerin kalkmasını sağlar. Böylece selâmet yol­larını bütün genişliğiyle insan idrâkine takdîm eder.

O nedenle son peygamberin bu kitapla yapmış olduğu en büyük in­kılâbın nedeni daha iyi anlaşılır.

4. Karanlıklardan aydınlığa çıkarması..

İnsan için en büyük dayanak ve en yüksek güven kaynağı Allah’tır. En köklü umut ise, âhiret mutluluğudur. Kur’ân insanı daha çok bu iki temel itikat potasında eğitip şekillendirir. Kafa ve kalbleri umutsuzluk, yok olup belirsiz hale gelme karanlığından çıkarıp imân, ümit ve güvenin aydınlığına kavuşturur. Bir fâni için bundan daha anlamlı bir nîmet var mıdır?

5. Doğru yola eriştirmesi veya doğru yolu gösterip ona rehberlik yap­ması..

Kur’ân ruhlara seslenir, vicdanları harekete geçirir; insan muhayyi­lesini, görüş açısını, düşünce çemberini genişletir. Kafa ve kalbleri fizik âleminden zaman zaman çekip metafiziğe çevirir. Dünya ile âhiret, beden ile ruh arasında sağlam bir köprü oluşturur. Böylece insanı nefs batak­lığından kurtarıp en doğru yola eriştirir.

Kur’ânʹın bu sıralaması ise, bize şu hikmeti yansıtmaktadır:

Allah rızasına erişmenin yolu, O’ndan gelen nûra kafa ve kalbimizi açık tutmamızla gerçekleşir. İlâhî rızaya erişmekle insan karanlıktan ay­dınlığa çıkmış olur. Aydınlık ise, insanın önündeki doğru yolu gösterir.

YAHUDÎ VE NASRÂNÎ DEYİMLERİ

Kur’ân, Kitap Ehli sayılan bu iki millet üzerinde sık sık durur. Geniş hareketli ve zikzaklı bir tarihe sahip olan ve İslâm’a karşı cephe alan iki ayrı milleti sık sık insaf ve iz’ana dâvet eder. O halde bu iki isim üzerinde az da olsa bir bilgi vermemizde yarar vardır:

Hz. İsâ (A. S. ) NASIRA’da doğduğu ve oralı olduğu için Kur’ân’da bu peygambere uyanlara NASARÂ denilmektedir.

Hıristiyanlık ise, İbrânice veya Yunanca olan KHRISTOSʹdan gelme bir isimdir. Kur’ân’da geçen MESÎH buna karşılık kullanılmıştır. Hıristiyan­lığı yayıp Roma İmparatorluğuna sokarak ümitlerin çok üstünde olumlu sonuçlar sağlayan AZİZ PAULOS’dur. Birçok mezheplere ayrılmakla be­raber daha çok Hıristiyanlığı şu üç büyük mezhepte görmek ve tanımak mümkündür: Katolik, Ortodoks, Protestan..

Yahudilerle Hıristiyanlar arasında ciddi bir rekabet, tartışma ve sür­tüşme bulunduğu gibi, bizzat sözü edilen üç mezhep arasında da aynı ha­va mevcuttur. Kur’ân özellikle bu noktaya dikkatleri çekmekte ve mü’minleri mezhep konusunda uyarmaktadır.

Yahudilik, YAHUDA isminden alınmadır ve Yahuda ismine nisbet edi­len din demektir. Yahuda aynı zamanda İsa Peygamberi düşmanlarına teslim eden havarinin adıdır.

Yahudîlerle Hıristiyanlar arasındaki düşmanlığın daha çok iki nedeni üzerinde durulur: Birincisi, Hıristiyanların iddiasına göre, İsâ Peygamberi Yahudîler öldürmüştür. İkincisi, bu yüzden Yahudî milleti Allah’ın lânetine çarpılmış ve bir cezâ olarak yurtlarını kaybederek dünyanın her tarafına yayılmışlar ve gittikleri her yerde huzursuzluğa sebep olmuşlardır.

«Bu yüzden aralarına kıyâmet gününe kadar düşmanlık, kin ve nefret sokup bulaştırdık.. » meâlindeki âyetin bu düşmanlıktan söz ettiğini söyli­yenler de var.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Allah’a karşı -dinî buyruklara inanıp uyacakları­na dair- kesin söz verdikten sonra sözünde durmayan ve bu yüzden gerek kendi bünyelerinde, gerekse birinin diğerine karşı tutum ve anlayışında ardı-arkası kesilmiyen kin, nefret ve düşmanlıklara yol açan Yahudî ve Hıristiyanlar kınandı. Son dine uyan mü’minlere bu doğrultuda birkaç önemli misal verilerek gereken uyarı yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, yine Yahudî ve Hıristiyanların Tanrı hakkındaki çok yanlış inançları ve sakat tutumları söz konusu ediliyor. Asırların geç­mesiyle dinlerinde birçok değişikliklerin meydana geldiği, Tevrat ve İn­cil’in asıllarından uzaklaştırıldığı, bir takım yanlış itikatların doğduğu, pey­gamberlerin getirmiş olduğu ibâdetlerin ölçü ve anlamının unutulduğu, İlâhî ölçüde olmayan bir takım ibâdet şekillerinin ortaya çıkarıldığı hatır­latılıyor. Ve artık şirazesi kopan dinlerinin İlâhî sünnetten saptığına işâret edilerek yeni bir peygamberin lüzumu belirtiliyor. Kıyâmet günü, «bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi» diye itirazda bulunmamaları için son pey­gamber Hz. Muhammedʹin (A. S. ) gönderilmesinin gereği üzerinde durulu­yor.