Neml Suresi 15-19. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًا وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلٰى كَثِيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَاأَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫تِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْنِٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

16.

Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.

Diyanet İşleri

16.

Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.

17.

Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.

18.

Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.

19.

Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!"

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

15- And olsun ki Davudʹa ve Süleymanʹa ilim verdik. Onlar da «bizi müʹmin kullarından bir çoğuna üstün kılan o Allahʹa hamd olsun» dediler.

16- Ve Süleyman (babası) Davudʹa (hem peygamberlik, hem de hü­kümdarlıkta) vâris oldu da, «Ey insanlar! dedi, bize kuş dili öğretildi ve bi­ze (insanları idâre edip yönetme hususunda) her şey verildi. Şüphesiz ki bu apaçık ortada (gözle görülebilen) bir üstünlüktür. »

17- Süleymanʹın (buyruğu gereği) cinlerden, insanlardan ve kuşlar­dan meydana gelen ordusu toplanıp bir araya getirildi ve bunlar (emredil­diği cihete) gruplar halinde dağıtıldı.

18- Sonunda karıncaların (daha çok eyleştiği) vâdiye geldiler. Dişi bir karınca, «ey karıncalar! yuvanıza hemen girin ki Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırıp geçmesinler. » dedi.

19- Bunun üzerine Süleyman, karıncanın o sözüne gülerek tebessüm etti ve «Ey Rabbim! dedi, bana, anama-babama verdiğin nimetlere karşı şükretmemi ve senin hoşnut olacağın iyi-yararlı işde bulunmamı ilham ey­le ve beni kendi rahmetinle sâlih kulların arasına sok.

DÂVUD VE SÜLEYMAN PEYGAMBERLER

«And olsun ki Davudʹa ve Süleymanʹa ilim verdik.. »

İsrâil oğullarına altın çağı yaşatan Dâvud Peygamberle oğlu Süley­man Peygambere (Salât-ü selâm ikisine de olsun) üç önemli vasıf verildi­ği hatırlatılmaktadır: Peygamberlik, hükümdarlık ve ilim.. Gerçi peygamber­lik denilince beraberinde ilim ve hikmeti de taşıdığı akla gelirse de, Kurʹân’ın bu iki peygambere verilen ilmin ayrı bir özellik taşıdığına işârette bu­lunduğu anlaşılıyor. O da insanları idare etme bilgisi; sanat ve teknik alan­da yetişen uzmanları kullanma ve yeni elemanlar yetiştirme becerisidir. Nitekim Dâvud Peygamberʹin disiplinli bir ordu kurduğunu, savaş aleti ola­rak zırh ve benzeri silahlar imal ettiğini; Süleyman Peygamberʹin disiplinli ordusuyla birlikte günün mevcut tekniğinden yeteri kadar yararlandığını, güçlü bir deniz filosu meydana getirdiğini; heykeller, lengerler, büyük ka­zanlar imal ettirdiğini; deniz altı ürünlerinden yararlandığını; bunun için eği­tilmiş dalgıçlar yetiştirdiğini yine Kur’ânʹın verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Ayrıca haberleşmede bazı kuşlardan yararlandığı da kesindir.

İlgili âyette, sözü edilen iki peygambere verilen üç sıfattan bahsedil­mesi, sadece bize tarihî bir bilgi vermek değil; peygamberlere verilen vasıf­ların tamamının Hz. Muhammed’e (A. S. ) verildiğini ve İslâm’ın iki hayatı birden kucakladığını bildirmek; bunun devamını sağlamanın ilimle, sanat­la, peygamberlik ahlâkıyla, insanları idare etme becerisiyle, sanatı ve sa­natkârı himaye edip yetiştirmekle mümkün olacağını öğretmeği telkîn ve tavsiyede bulunmak içindir. Misal olarak Dâvud ve Süleyman Peygamber­ler veriliyor ve son dinin her konuda olduğu gibi bu üç konuda da çok ge­niş bilgilerle indirildiğine işârette bulunuluyor.

SÜLEYMAN PEYGAMBERʹE MANTIK-İ TAYR ÖĞRETİLDİĞİ

«Ve Süleyman (babası) Davudʹa (hem peygamberlik, hem de hü­kümdarlıkta) vâris oldu da, «ey insanlar, dedi, bize kuş dili öğretildi ve bi­ze (insanları idare edip yönetme hususunda) her şey verildi. Şüphesiz ki bu apaçık ortada (gözle görülebilen) bir üstünlüktür. »

«Mantık-ı tayr» Arapça olup «nutk» kökünden bir masdardır. Düşünü­leni belli sözlerle anlatmak anlamına gelir. Terim olarak: Doğru düşünme­nin kurallarını tesbit eden, düşüncenin düşünceyle doğru ve yanlış oldu­ğunu yine kurallarla ortaya koyan ilim dalı demektir.

Âyette geçen «mantık»tan sözlük anlamı kasdedilmiştir. Belirtilen ter­kibi Türkçemize ancak «kuş dili» olarak çevirmemiz mümkündür ki bu tam bir karşılık değildir. Çünkü Kur’ânʹa göre «mantık» düşünüleni sözle anlatmak olduğu gibi, içgüdüyü sesle anlatmak anlamına da gelmekte veya bu anlamda da kullanılmaktadır.

Süleyman Peygamber, kuşların içgüdülerine dayalı seslerinden neler anlatmak istediklerini nasıl anlayabiliyordu? Önce şunu belirtelim ki, pey­gamberlerin ruhî varlığı çok faal durumdadır. Her peygamberin özelliğine ve içinde bulunduğu sosyal şartlara göre ruhunun ayrı bir veya birkaç ib­resi devamlı kendine has titreşim halinde olup belli bazı konularda duyu­larımızın ve aklımızın tesbit edemediğini onlar tesbit edebilmektedirler. Sü­leyman Peygamber’in (A. S. ) daha çok faal olan ruhunun birkaç ibresi de­vamlı tesbite yönelik bir titreşim içindeydi. Bir ibresi kuşların seslerinden ve ötmelerinden neler dediklerini anlama yeteneği taşırken, diğer bir ibre­si cinlere tesir edip onları bazı işlerde kullanabiliyordu.

Aslında olağanüstü sayılan bütün bu olaylar, ruhun gücünü, kudreti­ni, mana âlemine nüfuzunu, fizikötesi algılarını göstermektedir. Ne var ki, ruhların çoğunun bu gibi tesir sahası kapalıdır. Aşkla birleşen imân; imânla birleşen tezkiye-i nefs sayesinde ruhun kapalı duran bazı ibreleri­nin düğmesi açılabilir. Nitekim büyük velî ve mürşitlerde bu husus az veya çok belirginleşir.

Ruhun bu özellikleri hakkında İlmî çalışmalar henüz tatmin edici bir tesbit yapamamıştır. Daha doğrusu insanoğlu kendindeki bu büyük hazi­ne ve kudreti bilmemektedir. Cenâb-ı Hak adı geçen peygambere verilen birtakım yetenekleri misal göstererek ruh üzerinde daha iyi çalışmamızı ve kuşlar hakkında bilmediğimiz çok şeylerin bulunduğunu ilham etmek­tedir.

Kur’ân-ı Kerîm, Süleyman Peygamber’e verilen bu meziyetlerin apaçık bir üstünlük olduğunu, bunu da Cenâb-ı Hakk’ın ona lütfettiğini belirterek, her şeyin dizgininin Oʹnun kudret elinde bulunduğuna işâret etmektedir.

SÜLEYMAN PEYGAMBERʹİN ORDUSU

«Süleymanʹın (buy­ruğu gereği) cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplanıp biraraya getirildi ve bunlar (emredildiği cihete) gruplar halinde da­ğıtıldı. »

Süleyman Peygamber (A. S. ), Allahʹın kendisine verdiği kudret ve ye­teneklerle üç ayrı cins canlıdan yeterince yararlanabiliyordu: İnsanlar, cin­ler ve kuşlar..

İnsanlardan yararlanmayı açıklamaya gerek görmüyoruz. Kuşlardan yararlanmasına gelince: Onları daha çok savaşlarda posta, haberleşme iş­lerinde kullandığı, bunun için de bazı kuşları eğittiği anlaşılıyor. Cinleri de meydana gelen bazı önemli olayları zamanında tesbit edip bilgi toplamak­ta görevlendirdiği; deniz aşırı ülkelerden bu sayede haber aldığı ayrı bir yorum olarak ortaya konmaktadır.

Bunun için Kur’ân ilgili âyetle Süleyman Peygamber’in (A. S. ) ordusu­nun üç ayrı cins canlıdan oluştuğunu haber vererek daha iyi düşünme­mizi ilhâm etmektedir.

İslâm Dini’nin bu husustaki hükmüne gelince:

İslâm, her bakımdan aklı ve ilmi rehber seçip bu ikisini dinin esaslarıy­la birleştirerek hayatımızın yolunu aydınlatmamızı emreden ve cinlerle te­mas kurmayı, gâipten haber veren kâhinlerden, büyücülerden ve cinciler­den bir şey sormayı haram kılıp yasaklayan en mütekâmil dindir.

Cenâb-ı Hak, Süleyman Peygamberʹin belirtilen bazı özelliklerini bize nakletmekle, insan ruhunun yüceliğini, bilhassa peygamberlerin ruhların­daki kudreti; kuşlar hakkında ciddi araştırma yapmamızı; cinler hakkında bilgi sahibi olmamızı tavsiye etmektedir.

SÜLEYMAN PEYGAMBER (A. S. ) VE KARINCA VADİSİ

«Sonunda karıncaların (daha çok eyleştiği) vadiye geldiler. Di­şi bir karınca, «ey karıncalar, yuvanıza hemen girin ki Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırıp geçmesinler» dedi.. »

Kurʹân bu garip olayı nakletmekle, karınca ve benzeri kollektif çalışan canlılar hakkında ciddi araştırma yapmak isteyen ilim adamlarına ip ucu, diğer bir tabirle ana fikir vermekte ve karıncaların kendilerine göre bir ze­kâya sahip olduklarına, gelen tehlikeden kendilerini korumayı bildiklerine dikkatlerimizi çekmektedir.

Süleyman Peygamberʹin (A. S. ) ruhunun hayvan sesiyle ilgili duyarlığı­na bir başka örnek veriliyor. Karıncaların tabiat olaylarını; diğer canlıların ve insanların neler yaptıklarını görebildikleri nisbette bilip anladıklarına, içgüdüleri ve sezileri sayesinde korunduklarına işâret ediliyor.

KUVVET VE KUDRETİ ALLAHʹA ÇEVİRMEK

İmandan kaynaklanıp gelen en güzel tevazu ve teslimiyet; kuvvet ve kudreti, başarı ve zaferi Allah’a çevirmektir. İnsanlar sadece birer vasıta­dır. Onları gerçekte yükselten de, alçaltan da Cenâb-ı Hak’tır. Hazırladığı hayat plânı insan aklının kavrayabileceği, insan yeteneğinin uygulayabi­leceği ölçüdedir. Süleyman Peygamber bütün ihtişam ve kudretine rağ­men bu gerçeği bir an olsun aklından çıkarmamış ve her nîmete erişme­de, her başarı sağlamada Allahʹa yönelip teslimiyet göstermesini bilmiş­tir. Nitekim Karınca Vadisi’nde bir dişi karıncanın fısıltısını anlayan bu pey­gamber hem Allah’ın bu lûtfuna sevinip tebessümde bulunmuş, hem de kuvvet ve kudreti ona çevirerek şöyle demiştir: «Ey Rabbim, bana, ana- babama verdiğin nimetlere karşı şükretmemi ve senin hoşnut olacağın iyi yararlı işlerde bulunmamı bana ilham eyle ve beni kendi rahmetinle sâlih kulların arasına sok.. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, yahudilere altın çağı yaşatan Dâvud Peygam­berʹden ve daha çok onun oğlu Süleyman Peygamber’den ve onlara veri­len üç sıfattan söz edildi. Ayrıca Süleyman Peygamber’in faal olan ruhu­nun birkaç ibresinin çok duyarlı olduğu belirtilerek bir iki misal verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Süleyman Peygamberʹin Hüdhüd kuşunu haber­leşmede kullandığı ve bu kuşun kendine göre zekâsı olduğu anlatılıyor. Sonra da adı geçen kuşun Sebe’ ülkesine gittiği ve ülkeyi bir kraliçe’nin yönettiğini tesbit edip Süleyman Peygamber’e bilgi toplayıp getirdiği açık­lanarak kuşlar üzerinde daha ciddi araştırma yapmamız için temel bilgiler veriliyor.