MEÂLİ:
15- Dünya hayatını, onun süs ve şatafatını isteyenlere, dünyada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz ve onlar burada bir zarara ve eksikliğe de uğratılmazlar.
16- İşte bunlar, öyle kimselerdir ki, Âhiretʹte kendilerine ateşten başkası yoktur. Dünyada işledikleri boşa gitmiştir ve yaptıklarının hepsi de değersiz ve anlamsızdır.
İLGİLİ HADÎSLER
«Allah (c. c. ) buyurdu: Ben, ortaklıkta ortakların en müstağnisiyim, ortağa ve ortaklığa aslâ ihtiyacım yoktur. Kim bir amelde bulunur, bir iş işler de, o işte ve amelde benimle birlikte başkasını ortak ederse, onu da ortağını da (kendi hallerine) terkederim. » (Tirmizî/tefsîr: 18- İbn Mâce/zühd: 21- Ahmed: 4/215)
Açıklama:
Yapılan ibâdet, taat ve hizmeti Allah için yerine getirirken, başkalarının da görüp beğenmesini, takdîr etmesini isteyen kimse, amel ve ibâdetinde Allah’a ortak koşmuş olur. O bakımdan Allah o kimseyi, ortak koştuğu kişilerle başbaşa bırakır, Âhiret’te ona hiçbir sevâp ayırmaz. Yukarıdaki hadîs bilhassa bu inceliği yansıtmaktadır.
«Kim de Allahʹtan başkası için (İlâhî rızanın dışında bir takım amaç ve arzularını gerçekleştirmek için) ilim tahsîl ederse, Cehennemdeki yerine hazırlansın. » (Tirmizî/ilim: 6)
«Kim Allahʹın hoşnutluğu arzu edilen bir ilmi, sadece dünyalıktan bir şeyler elde etmek için tahsîl ederse, kıyâmet gününde Cennet kokusunu bulamayacak (alamayacak)tır. » (Ebû Dâvud/ilim: 12- İbn Mâce/mukaddeme: 23- Ahmed: 2/338)
«Sizin hakkınızda en çok korktuğum husus, küçük şirktir. »
Bunun üzerine soruldu: «Küçük şirk nedir? » Cevap verdi: «Riya (gösteriş)tir. » (Tirmizî/hudud: 24, fiten: 59, zühd: 21- İbn Mâce/hudud: 12, zühd: 21- Ahmed: 1/22, 44, - 3/7, 30. 382- 4/126- 5/428, 429)
Nitekim Enes b. Mâlik (R. A. ) ile Tabiînden Dahhak bu âyetin riyakârlar hakkında indiğini söylemişlerdir.
«Ameller niyetlere göre değer kazanır ve her kişiye niyetinin karşılığı vardır. Artık kimin hicreti Allah ve Resûlüne ise, onun hicreti Allah ve Resûlünedir. Kimin de hicreti dünyalıktan elde edeceği bir şey veya nikâhlayacağı bir kadın ise, onun da hicreti, niyet edip yöneldiği şeyedir. » (Buharî/bed’ü’l-vahiy: 1, ıtık: 6, menakıb: 45, talâk: 11, eyman: 23, ikrah: 1- Müslim/imâret: 155- Ebû Dâvud/talâk: 11- Nesâî/taharet: 59, talâk: 24, eyman: 19- İbn Mâce/zühd: 26)
HER AMELİN KARŞILIĞI NOKSANSIZ VERİLİR
«Dünya hayatını, onun süs ve şatafatını isteyenlere, dünyada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz ve onlar burada bir zarar ve eksikliğe de uğratılmazlar. »
Allahʹın insanlar hakkındaki hayat ve onu kazanma kanununun en belirgin ölçü ve neticelerinden biri de, her işin ve amelin karşılığını noksansız vermektir. Sonra da o iş veya amel kişinin niyet ve amacına göre değer kazanır veya hiçbir değer taşımayıp dünyadaki karşılığı ile noktalanır, âhirette yararlı bir ürünü görülmez. Nitekim dünya hukuk literatüründe de «Bir işten amaç ve niyet ne ise, hüküm ona göredir. » kuralının önemli bir yeri ve anlamı vardır. Bu kuralı, ilk maddeleştirenler, İslâm hukukçularıdır.
O halde çalışan, iş gören, ibâdet eden, ilim tahsîli için didinip duran her kişinin ameli, yetenekleri, niyeti ve başarısı oranında karşılık görür. Sadece dünyalık elde etmek, yüksek makamlara erişmek için okuyan ve yeteneklerini bütünüyle bu amaca yönelten kimse, başarısı nisbetinde amacına erişir. Allah rızasını düşünmeyerek başkalarının gözüne girmek için çırpınıp duran da hizmeti ve azmi oranında sonuca ulaşır. Bunun istisnaları her zaman söz konusudur. Ama istisna genel kaideyi değiştirmez.
Niyeti ve amacı sırf Allah’ın sevgi ve hoşnutluğuna erişmek olan kimse de bu düzeydeki amelinin karşılığını hem dünyada, hem âhirette görür, dünyada görmediği takdirde âhirette mutlaka fazlasıyla mükâfatlandırılır. Zaten öylesi dünyada pek karşılık beklemediğinden, olumlu bir neticenin gerçekleşip gerçekleşmemesi onun için fazla önemli değildir.
Yalnız dünyalık elde etmeğe çalışan, âhiretle ilgili bir niyeti veya gayesi olmayan kimsenin yaptığı iş ve amelinden dolayı âhirette karşılık yani mükâfat beklemesi gereksizdir veya kendisine haksızlık yapıldığını iddia etmeye hakkı yoktur, çünkü kendisi böyle bir niyet taşımadığı gibi âhirette de bir mükâfat ve sevâp verilmesini düşünmemiş veya arzu etmemişti.
İlgili âyetle konu çok özlü ve duyarlı bir anlatımla kalp ve kafalara neşter vururcasına işleniyor.
ŞÖHRET VE MAKAM HIRSI BUDALALIĞI
«İşte bunlar öyle kimselerdir ki, Âhirette kendilerine ateşten başkası yoktur. Dünyada işledikleri boşa gitmiştir ve yaptıklarının hepsi de değersiz ve anlamsızdır. »
Hakk’ı inkâr edip âhirete inanmayan bazı mucit ve kâşiflere, âlim ve filozoflara gelince, bunların göz kamaştıran keşif ve buluşları âhirette mükâfatsız mı kalacak? Beşeriyete bunca hizmetlerine karşılık Cenâb-ı Hak onları sırf inkârlarından dolayı Cehennemde mi yakacak?
Genellikle dar görüşlü ve İslâmî esas ve ölçülerden nasîbini ya hiç almamış, ya da yeterince dinî kültüre, Kur’ân ilmine sâhip olmamış kişiler, bunları alkışlar, dünya ve âhiret cennetini herkesten çok onlara lâyık görürler. Bu, ilk bakışta biraz mantıkî görünür. Öyle ya bunca çalışma, kafa yorma, insanlığın hayrına hizmet verme, keşifler yapma boşuna mıdır? Kelimeyle anlatılamıyacak kadar başarılar mükâfatsız mı kalacak? Buna benzer bir takım sorular hatıra gelebilir ve bunları çoğaltmak mümkün. Ama meselenin derinliğine, iç yüzüne nüfuz edecek olursak, gerçeğin öyle olmadığını, alkışlayanların düşündüğü doğrultuda cereyan etmediğini görürüz. Şöyle ki: Eğer bir mucit veya kâşif, ya da İlmî araştırma ile çok değerli bilgiler toplayan ilim adamı, bütün bu çalışma, didinme ve gayretleriyle, buluş ve icatlarıyla dünya nîmetlerini, şöhrete erişip ülkeler arasında tanınmayı, yüksek makamlara erişmeyi amaç olarak seçmiş ve niyetini bu hususa teksîf edip Allah rızası, âhiret mükâfatı düşünmemişse, mesele kendiliğinden çözüme kavuşmuş ve akla gelen soruların tamamı cevaplanmış sayılır. Öyle ki: sözünü ettiğimiz kimseler çalışma, keşif ve icatlarda bulunmanın karşılığını dünyada görmüşlerdir. Zaten onların da niyet ve amacı bu değil miydi? Kendisi Allah’ı, Allahʹın hoşnutluğunu, âhiretteki mükâfatı düşünmemiş, bunları amaç olarak seçmemiş ve böyle bir niyet de taşımamışsa, kimin adına kime niçin âhiret mükâfatını, Cennet ve ondaki saadeti lâyık görüyoruz? Allahʹa ve âhirete inanmayan bir mucit veya kâşife, istemediği, beklemediği, düşünmediği ve inanmadığı bir mükâfat veya karşılığa lâyık olduğunu söylemek, hem Allah’ın adâletine ters düşmeyi, hem de o kimseye hakareti gerektirir. (Bilgi için: Mâide: 5, En’am: 88, Bakara: 217, Al-i İmran: 22, A’raf: 147, Tevbe: 69 tefsirlerine bak.)
Tabii Allah’a ve âhirete dosdoğru inanan ilim adamlarına, mucit ve kâşiflere sözümüz yok..
Kur’ân, kişinin hizmet ve amelini, onun niyet ve amacına bağlarken ona göre, ya her iki hayatta, ya da yalnız dünya hayatında hizmet ve amelinin karşılığını tastamam göreceğini belirterek ortaya genel bir kural koymuştur. Artık bu kuralın değişmesi söz konusu değildir.
AMACI SIRF DÜNYALIK OLANLAR
«Dünya hayatını, onun süs ve şatafatını isteyenlere, dünyada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz... »
Peygamber (A. S. ) Efendimiz, «Ameller niyetlere göre değer kazanır, karşılık görür.. » buyurmuştur. Yaptıkları iş ve amellerden, keşif ve icatlardan niyet ve maksadı sırf dünyalık olan kimseler, başarıları oranında dünyalıktan nasiplerini alırlar. Bu da Allah’ın devam edegelen sünnetlerinden biridir ve pek az istisnası vardır.
Ne var ki, dünyalıklar, makam ve şöhretler, alkışlanma ve hayranları çoğaltma da insan kadar fanidir. Ölüm bir bakıma herkesi aynı seviyeye getirmektedir. Geride kayda değer ne kalmıştır? İyilikler ve kötülükler, Allah’a dosdoğru inanmalar ve inanmamalar.. Ölen kişinin kabirdeki ve âhiretteki asıl derece ve makamı ona göre bir farklılık arzeder. Kıyâmet pazarında, ancak Allah rızasına yönelik iş ve ameller değer kazanır. Dünyalıktan yana elde edilen bütün takdirler, şöhretler ve alkışların o pazarda yeri ve değeri yoktur. İşte ilgili iki âyetle Kur’ân bu gerçeği bize öğretiyor.
Konuyu bir misal ile şöyle açıklayabiliriz:
Bu, köyde az-çok kıymetli kabul edilen boncuk ve âdi taşları toplayıp şehirde mücevherat pazarına getirerek satmaya benzer. Oysa mücevherat pazarında boncuğun ve âdi taşların yeri ve sözü yoktur. «Köyümüzde bu taşlar pek değerliydi, siz bunlara neden değer vermiyor, iltifat etmiyorsunuz? » şeklinde bir soru sormak bile abes ve anlamsız sayılır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kişinin amel ve hizmetinin niyet ve amacına göre karşılık göreceği konu edinildi. Sadece dünya hayatını, onun süs ve şatafatını arzulayıp, âhirete inanmayanlara âhirette bir mükâfat verilmeyeceği açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle her iki hayatın amacını insanlara en iyi ve en doğru şekilde öğreten kitap ve peygambere inanmanın nasıl bir mutluluk vaʹdettiğine işâret ediliyor. Allah’ın koyduğu kurallar dışına çıkıp, Allah adına ebedî saadeti, inanmayan kâşif ve mucitlere, hakkı ret ve inkâr eden bazı ilim adamlarına lâyık görenlerin, Allah’a karşı yalan uydurdukları, o yüzden büyük bir haksızlıkta bulundukları açıklanıyor. Aynı zamanda o gibilerin insanları Allah’ın yolundan alıkoymaya çalıştıklarına dikkatler çekiliyor.