En'am Suresi 159-160. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

159.

Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.

Diyanet İşleri

160.

Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

159- Şüphesiz ki gruplaşarak dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir şeyde onlarla bağımlı ve ilgili değilsin. Onların durumu Allahʹa kalmıştır. İleride, ne işlediklerini onlara haber verecektir.

160- Artık kim iyilikle gelirse, ona on misli vardır. Kim de kötülükle gelirse, ona ancak misliyle karşılık vardır ve onlara haksızlık edilmez.

İLGİLİ HADÎSLER

Ashab-ı Kirâmdan İrbad b. Sâriye (R. A. ) anlatıyor: Bir gün Resûlül­lâh (A. S. ) Efendimiz mübarek yüzünü bize çevirerek çok açık ve net bir vaazda bulundu, öyle ki gözler yaşardı, kalbler ürperdi. Bunun üzerine biz veya bir adam dedi ki: «Ey Allah’ın Peygamberi! bu bir vedâ konuşma­sına benziyor; bize neleri muhafaza edip nelere riâyet etmemizi emreder­sin? » Efendimiz ona şu cevabı verdi: «Size Allahʹtan korkup kötülükler­den sakınmanızı, başınızdaki kimseleri -isterse habeşli bir köle olsun- din­leyip itaât etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sizden yaşayanlar, bir­çok ihtilaflar göreceklerdir. Artık o durumda benim ve doğruyu bulan, doğ­ru yola erişen ve doğru yola irşât eden halîfelerin sünnetine gerekli olun; ona sımsıkı sarılın. Buna karşı (sıkıntıdan) dişlerinizi sıkın ve bir de son­radan din adına uydurulup ortaya atılan şeylerden sakının. Çünkü sonra­dan din adına uydurulup ortaya atılan her şey bidʹadir ve her bidʹa sapık­lıktır. » (Tirmizî/ilim: 16- Ebû Dâvud/sünnet: 5- İbn Mâce/mukaddeme: 6- Dâremî/mukaddeme: 16- Ahmed: 4/126, 127)

Muaviye (R. A. ) anlatıyor:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz aramızda bulunduğu bir sırada ayağa kalkıp şöyle hitapta bulundu: «Haberiniz olsun ki, sizden önceki Kitap Eh­li yetmiş iki fırkaya ayrıldılar; doğrusu bu (benim) ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; yetmiş iki fırkası Cehennemde, bir fırkası Cennette­dir; o bir fırka (İslâmʹın özüne ve ruhuna bağlı kalan) cemaattir. » (Ebû Dâvud/sünnet: 1- Tirmizî/imân: 18- İbn Mâce/fiten: 17- Ahmed: 2/232, -3/145)

«Şüphesiz ki İsrâiloğulları yetmiş iki fırkaya bölündüler. Benim üm­metim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; biri hariç diğerleri Cehennemde olacaktır. »

Bunun üzerine soruldu:

- O bir fırka kimlerdir?

Cevap verdi:

- «Ben ve Ashabımın bulunduğu yol üzerinde olanlardır. » (Ebû Dâvud/sünnet: 1- Tirmizî/imân: 18- İbn Mâce/fiten: 17- Ahmed: -2/332- 3/120, 143)

«Sizden biriniz (inanıp) İslâmiyetini güzelleştirirse işleyeceği her iyi­lik on misliyle kendisine yazılır ve bu yediyüze kadar yükselir. İşleyeceği her kötülük ise misliyle onun aleyhine yazılır ve bu hal, o, Allah’a kavuşun­caya kadar sürüp gider. » (Buharî/imân: 31- Müslim/imân: 205)

Kudsî Hadîs: Aziz ve Celîl olan Allah buyuruyor:

«Kulum bir kötülük işlemek istediğinde, onu işlemedikçe aleyhine bir şey yazmayın; işleyecek olursa misliyle yazın. Onu benim için yapmayıp terkederse kendisine bir iyilik yazın. Kulum bir iyilik yapmak istediğinde onu işlemeyecek olursa yine de kendisine bir iyilik yazın; işleyecek olur­sa, on ilâ yediyüz misliyle yazın. » (Buharî/tevhîd: 35- Müslim/iman: 205- Ahmed: 2/315)

DİNDE POST KAVGASI HARAMDIR

«Şüphesiz ki, hizipleşerek dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir şeyde onlarla bağımlı ve ilgili de­ğilsin. »

İnsanların saadetine yönelik mutlak hayrı emreden din, makam ve nüfuz sağlamanın ötesinde çok yüce amaçlar için gönderilmiştir. Hizmeti hasbî, mükâfatı uhrevîdir. Dinde başolma sevdası büyük vebal, ehil mürşide uymak büyük sevâptır. Değişik isimler altında din adına bir ta­kım ekoller oluşturmak ve hizmeti kendi tekelinde tutma basîretsizliğini sergilemek, cinayetlerin en kötüsüdür. Peygamber (A. S. ) Efendimiz İslâm adına başınıza geçen kişi Habeşli bir köle bile olsa ona itaât ediniz, diye emrederken, ileride dinin özünden ve mayasından ayrılıp onu kendi kişi­sel çıkarı uğrunda vasıta olarak kullanacak kişileri uyarmıştır.

Ayrıca ortaya çıkan her grup, ya da ekol, dini ve onun kutsal kitabı Kurʹânʹı, Hz. Peygamberin (A. S. ) hadîslerini kendi hevesi doğrultusunda yorumlamaya kalkışır; sırf muhalefet olsun, dikkatler kendisine çevrilsin diye Müslüman cemaatinden ayrılmayı amaçlarsa, dinde birlik yerine bö­lünme, kardeşlik yerine düşmanlık ortaya çıkar ve bu durum İslâm’ın ha­yat damarlarının kopmasına sebep olur, düşmanın ekmeğine yağ sürer. Sonra da zillet ve esaret başgösterir.

Kur’ân daha önce Kitap Ehlinin yetmişiki fırkaya ayrıldığına işaret ederken, Hz. Peygamber bunu açık biçimde ifade ediyor ve tarih boyun­ca Yahudilerin perişan olmasının, asırlarca esaret kaydı altında inleme­sinin sebeplerinden en önemlisine parmak basıyor. Kutsal Tevratʹta yap­tıkları değişiklik neticesi dinde ayrılığa düşmeleri ise, onlar için daha ha­zin tablolar meydana getirmiştir.

Hıristiyanlara gelince; Dinî liderlik sevdasına kapılmaları ve o yüzden her ruhanî reisin kendi düşünceleri doğrultusunda bir İncil hazırlayıp din­daşlarına sunması neticesi yüzlerce farklı İncil’in ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yüzden dinde ayrılık başgöstermiş, dinin özünden ve ma­yasından uzaklaştıkları, kendi mantıklarına göre bir din düzenledikleri için haçlı ruhunun şahlanmasına, insan kanının boş yere akıtılmasına ve din adına yüzkarası sayılan ENGİZİSYON MAHKEMELERİNİN kurulmasına sebep olmuşlardır. Engizisyon bilindiği gibi «çok aşırı eziyet» anlamına gelir. Oysa din insanlara eziyet etmek, onlara akla gelmedik işkenceler uygulamak için değil, onları dünya ve âhiret saadetine eriştirmek, kul ile Allah arasındaki engelleri kaldırıp kulu İlâhî rahmet ve sevginin engin ha­vasına kavuşturmak için gönderilmiştir.

Müslümanlara gelince: Daha hicretin birinci asrında Hz. Osmanʹın âsiler tarafından öldürülmesi; Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki çetin sa­vaş, İslâm’ın birliğini ve dirliğini bozmuş ve bu ortamdan yeterince yarar­lanmayı fırsat bilen iç ve dış düşmanlar tarafından değişik isimler altında oluşturulan, fakat hepsi de sözde ve görünürde İslâmiyet adına hareket eden farklı gruplar, ekoller ve mezhepler meydana çıkmıştır. Özellikle di­nin temel prensipleri üzerinde ardı-arkası kesilmeyen tartışma ve sürtüş­meler kışkırtılıp körüklenmiş ve çok geçmeden Hz. Peygamber (A. S. ) Efen­dimizin hadîslerinde en güzel ifâdesini bulan yetmiş üç fırka oluşmuştur. Böylece İslâm âlemine konuk olarak sokulan FİTNE, bir daha çıkmamasıya, yerleşik hüviyete bürünmüştür. Bugün hâlâ aynı düşmanların yeni yeni metotlarla fitne ateşini körükledikleri muhakkak. Ortaya çıkan ve din adına kendini MÜCAHİDÎN olarak tanıtan ekoller ve gruplar her geçen gün azalacağı yerde çoğalmakta ve İslâmʹı için için kemirmekte, onu esasın­dan, amacından uzaklaştırıp hayat damarlarını kurutmaya yönelmektedir. Buna karşı eli kalem tutan şuurlu din âlimlerinin gayret ve himmeti Allahʹ­ın inâyetine mazhar olarak bu felaketin karşısında bir set gibi durmak­tadır. O nedenle sözü edilen âlimleri Müslüman halkın gözünden ve gön­lünden düşürmek için İslâmiyeti paravana yaparak olmadık yalan ve ifti­ralar tezgâhlanmakta, pervasızca çamur atılmakta, kara sürülmektedir.

Bunun sebebi açıktır:

İslâm’ı çağın ve her çağın hayat dini ve can simidi olarak tanıtan ilim adamlarını tesirsiz hale getirip halkın nefretine hedef seçtikleri ve az-çok başarı sağladıkları gün, herşey bitmiş, düşmanın arzusu yerine gelmiş olur. O takdirde din sadece bir duâ ve ibâdet dini olarak derin bir uykuya sokulur, camiler cansızlarla dolar; hikâye ve uydurma kıssalarla vakitler öldürülür. Bunun tabii sonucu olarak Müslümanlar ruhtan kopup şekle bağlı kalırlar, keyfiyeti bırakıp kemiyetin peşine takılırlar. Her yerde muh­teşem camiler, Kur’ân Kursları, Yurt Binaları ve benzeri tesisler vücuda getirilir, fakat içinde kimin nasıl yetiştirileceği üzerinde pek düşünülmez.

İslâmʹdan yana hizmet ettiğini iddiâ edenlerin haklı, ya da haksız ol­duklarını anlatmak ise, çok zor ve bazı kesimlerde imkânsızdır. Bu grup­ların çoğu temelde dinî eğitim ve öğretim görmemişlerdir. Ellerinde doğru­yu eğriden, hakkı bâtıldan ayırt edecek sağlam kıstasları da yoktur.

Kur’ân bu gerçeğe parmak basarak diyor ki:

«Gruplaşarak dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir şeyle onlarla bağımlı ve ilgili değilsin. Onların durumu Allahʹa kalmıştır. İleri­de ne işlediklerini onlara bir bir haber verecektir. »

Bu haber iki yönlüdür: Biri dünyada, diğeri âhirette gerçekleşir. Dün­yada bu parçalanmadan dolayı İslâm’ın üzerine çökecek musibetin öldürü­cü ağırlığı hissedildiğinde. Âhirette İlâhî adâlet bütün ihtişamiyle tecelli ettiğinde..

Ve sonra Kur’ân, gruplaşma sonucu parçalanan Müslümanlara sesle­nerek onları İslâm’ın birliğine davet ediyor; tevbe kapılarının açık bulun­duğunu hatırlatıyor:

«Artık kim iyilikle gelirse, ona on misli vardır. Kim de kötülükle gelir­se, ona ancak misliyle karşılık vardır ve onlara haksızlık edilmez. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle dinde bölünüp parçalanmanın nasıl bir mu­sibet olduğuna işâret edildi ve bilerek veya bilmeyerek bu son derece sa­kıncalı yola giren Müslümanlar uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle Tevhît Dininin temelini sapasağlam kendinde ta­şıyan İbrâhim Peygamberin Hanîf dini örnek veriliyor. Hz. Peygam­berin bu dimdik ve arızasız ayakta duran, batıldan uzak, hakka yö­nelik temel üzerinde yükseldiği belirtiliyor ve sonra da dinin asıl hayat felsefesi çok özlü ve duyarlı biçimde anlatılıyor.