MEÂLİ:
159- Şüphesiz ki gruplaşarak dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir şeyde onlarla bağımlı ve ilgili değilsin. Onların durumu Allahʹa kalmıştır. İleride, ne işlediklerini onlara haber verecektir.
160- Artık kim iyilikle gelirse, ona on misli vardır. Kim de kötülükle gelirse, ona ancak misliyle karşılık vardır ve onlara haksızlık edilmez.
İLGİLİ HADÎSLER
Ashab-ı Kirâmdan İrbad b. Sâriye (R. A. ) anlatıyor: Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz mübarek yüzünü bize çevirerek çok açık ve net bir vaazda bulundu, öyle ki gözler yaşardı, kalbler ürperdi. Bunun üzerine biz veya bir adam dedi ki: «Ey Allah’ın Peygamberi! bu bir vedâ konuşmasına benziyor; bize neleri muhafaza edip nelere riâyet etmemizi emredersin? » Efendimiz ona şu cevabı verdi: «Size Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmanızı, başınızdaki kimseleri -isterse habeşli bir köle olsun- dinleyip itaât etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sizden yaşayanlar, birçok ihtilaflar göreceklerdir. Artık o durumda benim ve doğruyu bulan, doğru yola erişen ve doğru yola irşât eden halîfelerin sünnetine gerekli olun; ona sımsıkı sarılın. Buna karşı (sıkıntıdan) dişlerinizi sıkın ve bir de sonradan din adına uydurulup ortaya atılan şeylerden sakının. Çünkü sonradan din adına uydurulup ortaya atılan her şey bidʹadir ve her bidʹa sapıklıktır. » (Tirmizî/ilim: 16- Ebû Dâvud/sünnet: 5- İbn Mâce/mukaddeme: 6- Dâremî/mukaddeme: 16- Ahmed: 4/126, 127)
Muaviye (R. A. ) anlatıyor:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz aramızda bulunduğu bir sırada ayağa kalkıp şöyle hitapta bulundu: «Haberiniz olsun ki, sizden önceki Kitap Ehli yetmiş iki fırkaya ayrıldılar; doğrusu bu (benim) ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; yetmiş iki fırkası Cehennemde, bir fırkası Cennettedir; o bir fırka (İslâmʹın özüne ve ruhuna bağlı kalan) cemaattir. » (Ebû Dâvud/sünnet: 1- Tirmizî/imân: 18- İbn Mâce/fiten: 17- Ahmed: 2/232, -3/145)
«Şüphesiz ki İsrâiloğulları yetmiş iki fırkaya bölündüler. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; biri hariç diğerleri Cehennemde olacaktır. »
Bunun üzerine soruldu:
- O bir fırka kimlerdir?
Cevap verdi:
- «Ben ve Ashabımın bulunduğu yol üzerinde olanlardır. » (Ebû Dâvud/sünnet: 1- Tirmizî/imân: 18- İbn Mâce/fiten: 17- Ahmed: -2/332- 3/120, 143)
«Sizden biriniz (inanıp) İslâmiyetini güzelleştirirse işleyeceği her iyilik on misliyle kendisine yazılır ve bu yediyüze kadar yükselir. İşleyeceği her kötülük ise misliyle onun aleyhine yazılır ve bu hal, o, Allah’a kavuşuncaya kadar sürüp gider. » (Buharî/imân: 31- Müslim/imân: 205)
Kudsî Hadîs: Aziz ve Celîl olan Allah buyuruyor:
«Kulum bir kötülük işlemek istediğinde, onu işlemedikçe aleyhine bir şey yazmayın; işleyecek olursa misliyle yazın. Onu benim için yapmayıp terkederse kendisine bir iyilik yazın. Kulum bir iyilik yapmak istediğinde onu işlemeyecek olursa yine de kendisine bir iyilik yazın; işleyecek olursa, on ilâ yediyüz misliyle yazın. » (Buharî/tevhîd: 35- Müslim/iman: 205- Ahmed: 2/315)
DİNDE POST KAVGASI HARAMDIR
«Şüphesiz ki, hizipleşerek dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir şeyde onlarla bağımlı ve ilgili değilsin. »
İnsanların saadetine yönelik mutlak hayrı emreden din, makam ve nüfuz sağlamanın ötesinde çok yüce amaçlar için gönderilmiştir. Hizmeti hasbî, mükâfatı uhrevîdir. Dinde başolma sevdası büyük vebal, ehil mürşide uymak büyük sevâptır. Değişik isimler altında din adına bir takım ekoller oluşturmak ve hizmeti kendi tekelinde tutma basîretsizliğini sergilemek, cinayetlerin en kötüsüdür. Peygamber (A. S. ) Efendimiz İslâm adına başınıza geçen kişi Habeşli bir köle bile olsa ona itaât ediniz, diye emrederken, ileride dinin özünden ve mayasından ayrılıp onu kendi kişisel çıkarı uğrunda vasıta olarak kullanacak kişileri uyarmıştır.
Ayrıca ortaya çıkan her grup, ya da ekol, dini ve onun kutsal kitabı Kurʹânʹı, Hz. Peygamberin (A. S. ) hadîslerini kendi hevesi doğrultusunda yorumlamaya kalkışır; sırf muhalefet olsun, dikkatler kendisine çevrilsin diye Müslüman cemaatinden ayrılmayı amaçlarsa, dinde birlik yerine bölünme, kardeşlik yerine düşmanlık ortaya çıkar ve bu durum İslâm’ın hayat damarlarının kopmasına sebep olur, düşmanın ekmeğine yağ sürer. Sonra da zillet ve esaret başgösterir.
Kur’ân daha önce Kitap Ehlinin yetmişiki fırkaya ayrıldığına işaret ederken, Hz. Peygamber bunu açık biçimde ifade ediyor ve tarih boyunca Yahudilerin perişan olmasının, asırlarca esaret kaydı altında inlemesinin sebeplerinden en önemlisine parmak basıyor. Kutsal Tevratʹta yaptıkları değişiklik neticesi dinde ayrılığa düşmeleri ise, onlar için daha hazin tablolar meydana getirmiştir.
Hıristiyanlara gelince; Dinî liderlik sevdasına kapılmaları ve o yüzden her ruhanî reisin kendi düşünceleri doğrultusunda bir İncil hazırlayıp dindaşlarına sunması neticesi yüzlerce farklı İncil’in ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yüzden dinde ayrılık başgöstermiş, dinin özünden ve mayasından uzaklaştıkları, kendi mantıklarına göre bir din düzenledikleri için haçlı ruhunun şahlanmasına, insan kanının boş yere akıtılmasına ve din adına yüzkarası sayılan ENGİZİSYON MAHKEMELERİNİN kurulmasına sebep olmuşlardır. Engizisyon bilindiği gibi «çok aşırı eziyet» anlamına gelir. Oysa din insanlara eziyet etmek, onlara akla gelmedik işkenceler uygulamak için değil, onları dünya ve âhiret saadetine eriştirmek, kul ile Allah arasındaki engelleri kaldırıp kulu İlâhî rahmet ve sevginin engin havasına kavuşturmak için gönderilmiştir.
Müslümanlara gelince: Daha hicretin birinci asrında Hz. Osmanʹın âsiler tarafından öldürülmesi; Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki çetin savaş, İslâm’ın birliğini ve dirliğini bozmuş ve bu ortamdan yeterince yararlanmayı fırsat bilen iç ve dış düşmanlar tarafından değişik isimler altında oluşturulan, fakat hepsi de sözde ve görünürde İslâmiyet adına hareket eden farklı gruplar, ekoller ve mezhepler meydana çıkmıştır. Özellikle dinin temel prensipleri üzerinde ardı-arkası kesilmeyen tartışma ve sürtüşmeler kışkırtılıp körüklenmiş ve çok geçmeden Hz. Peygamber (A. S. ) Efendimizin hadîslerinde en güzel ifâdesini bulan yetmiş üç fırka oluşmuştur. Böylece İslâm âlemine konuk olarak sokulan FİTNE, bir daha çıkmamasıya, yerleşik hüviyete bürünmüştür. Bugün hâlâ aynı düşmanların yeni yeni metotlarla fitne ateşini körükledikleri muhakkak. Ortaya çıkan ve din adına kendini MÜCAHİDÎN olarak tanıtan ekoller ve gruplar her geçen gün azalacağı yerde çoğalmakta ve İslâmʹı için için kemirmekte, onu esasından, amacından uzaklaştırıp hayat damarlarını kurutmaya yönelmektedir. Buna karşı eli kalem tutan şuurlu din âlimlerinin gayret ve himmeti Allahʹın inâyetine mazhar olarak bu felaketin karşısında bir set gibi durmaktadır. O nedenle sözü edilen âlimleri Müslüman halkın gözünden ve gönlünden düşürmek için İslâmiyeti paravana yaparak olmadık yalan ve iftiralar tezgâhlanmakta, pervasızca çamur atılmakta, kara sürülmektedir.
Bunun sebebi açıktır:
İslâm’ı çağın ve her çağın hayat dini ve can simidi olarak tanıtan ilim adamlarını tesirsiz hale getirip halkın nefretine hedef seçtikleri ve az-çok başarı sağladıkları gün, herşey bitmiş, düşmanın arzusu yerine gelmiş olur. O takdirde din sadece bir duâ ve ibâdet dini olarak derin bir uykuya sokulur, camiler cansızlarla dolar; hikâye ve uydurma kıssalarla vakitler öldürülür. Bunun tabii sonucu olarak Müslümanlar ruhtan kopup şekle bağlı kalırlar, keyfiyeti bırakıp kemiyetin peşine takılırlar. Her yerde muhteşem camiler, Kur’ân Kursları, Yurt Binaları ve benzeri tesisler vücuda getirilir, fakat içinde kimin nasıl yetiştirileceği üzerinde pek düşünülmez.
İslâmʹdan yana hizmet ettiğini iddiâ edenlerin haklı, ya da haksız olduklarını anlatmak ise, çok zor ve bazı kesimlerde imkânsızdır. Bu grupların çoğu temelde dinî eğitim ve öğretim görmemişlerdir. Ellerinde doğruyu eğriden, hakkı bâtıldan ayırt edecek sağlam kıstasları da yoktur.
Kur’ân bu gerçeğe parmak basarak diyor ki:
«Gruplaşarak dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir şeyle onlarla bağımlı ve ilgili değilsin. Onların durumu Allahʹa kalmıştır. İleride ne işlediklerini onlara bir bir haber verecektir. »
Bu haber iki yönlüdür: Biri dünyada, diğeri âhirette gerçekleşir. Dünyada bu parçalanmadan dolayı İslâm’ın üzerine çökecek musibetin öldürücü ağırlığı hissedildiğinde. Âhirette İlâhî adâlet bütün ihtişamiyle tecelli ettiğinde..
Ve sonra Kur’ân, gruplaşma sonucu parçalanan Müslümanlara seslenerek onları İslâm’ın birliğine davet ediyor; tevbe kapılarının açık bulunduğunu hatırlatıyor:
«Artık kim iyilikle gelirse, ona on misli vardır. Kim de kötülükle gelirse, ona ancak misliyle karşılık vardır ve onlara haksızlık edilmez. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle dinde bölünüp parçalanmanın nasıl bir musibet olduğuna işâret edildi ve bilerek veya bilmeyerek bu son derece sakıncalı yola giren Müslümanlar uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle Tevhît Dininin temelini sapasağlam kendinde taşıyan İbrâhim Peygamberin Hanîf dini örnek veriliyor. Hz. Peygamberin bu dimdik ve arızasız ayakta duran, batıldan uzak, hakka yönelik temel üzerinde yükseldiği belirtiliyor ve sonra da dinin asıl hayat felsefesi çok özlü ve duyarlı biçimde anlatılıyor.