MEÂLİ:
158- Şüphesiz ki, S a f â ile Merve Allah’ın (ibâdet yerleri olarak gösterdiği) alâmetlerdir. Artık kim Beyti (Kabeʹyi) hacceder veya umre (niyetiyle) ziyaret ederse, bu ikisini tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. Her kim de gönülden (kendisine vâcib olmadığı halde) bir hayr ve iyilik işlerse, şüphesiz ki Allah (onu mükâfatlandırarak) şükrün karşılığını verendir ve O her şeyi bilendir.
İNİŞ SEBEBİ
Hazret-i Âişe Vâlidemiz (R. A. )dan yapılan rivâyete göre, bu âyet Ansar hakkında inmiştir. Medîneli Müslümanlar Safa ile Merve arasında tavaf etmekten çekindiler. Zira Câhiliyye devrinde İ s â f ile N â i i e adında iki put, bu iki tepede bulundurulurdu. İslâmiyet gelince bu iki putu da kırmıştı; fakat Müslümanlar bir türlü bu tepeler arasında gidip gelmeye gönül veremiyorlardı. Bunun üzerine yukarıdaki âyet, saʹyetmekte bir günah olmadığına delâlet eder anlamda indirilmiştir. (Esbab-i Nüzûl: C. 1, S. 27 / Kahire baskı: 1968 - Tefsîr-İ Kurtubî: C. 2. S. 178 / Mısır baskı: 1967).
Ayrıca Buharî’nin Âsim bin Süleyman’dan yaptığı rivâyette, Âsim diyor ki: Enes bin Mâlik (R. A. )den Safa ile Merve’den sorduğumda bana şu cevabı verdi:
«Biz bu iki tepe (arasında gidip gelme)yi Câhiliyye âdetlerinden bilip kabul ederdik; İslâmiyet gelince artık bu düşüncemizin yeri kalmadı. O sebeple Allah yukarıdaki âyeti indirdi. (Tefsîr-i Kurtubî).
İLGİLİ HADÎSLER
«Safa ile Merve arasında sa’yedin. Çünkü Allah saʹyetmeyi üzerinize yazmıştır. » (Dâre Kutnî.).
«Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın (ibâdet yerini gösterir dinî) belirtilerdendir; Allah’ın başladığıyla başlayın! » (Tefsîr-İ İbn Kesîr: C. 1, S. 199).
AHLÂKÎ YÖNÜ
Allah’ın dinî belirti yerleri olan Safa ile Merve tepeleri bir bakıma hayatın hareket noktasıyla bitiş noktasını; doğumla ölüm arasındaki hareketin derin mânasını; ahlâkın pozitif ve negatif uçlarını birleştirmek suretiyle meydana çıkacak olan fazîlet ışığını ifâde etmektedir. Safa’dan Merve’ye dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş, hayatta her gidişin bir dönüşü olduğunu, Allahʹdan başka hiçbir şeyin sonsuzluğa uzanıp nihayetsiz olmadığını hatırlatıyor.
Ahlâkımıza yön veren, sosyal hayatımıza hareket getiren bu hususları biraz açıklıyacak olursak şöyle özetleyip sıralayabiliriz:
a) Hayatın bir hareket noktası, bir de bitiş noktası vardır. Ömür bu iki nokta arasında değer ölçüsünü bulacak bir sermayedir. Safa’dan Merve tepesine yol alırken iki yeşil mil arasında hızlanmak, ömrün ortalarında daha çok hareketli ve fakat ölçülü ve temkinli olmayı telkîn eder.
b) Hareketli olması gereken ömrün hedefine doğru yol alırken hareketinin İlâhî nizama uyması ve hiçbir canlıya, özellikle din kardeşine zarar verecek veya onları üzecek serbestide olmaması gerekir. Safa ile Merve arasındaki sa’yimizde başkasına eziyet etmemek, rahat yürüyebilmek için şunu bunu itip kakmamak tenbih edilmemiş midir? İşte tıpkı böyle olan bir ömür, güzel ahlâkın tatlı meyvelerini verebilir, etrafına feyiz ve bereket saçabilir.
c) Ahlâkın biri müsbet, diğeri menfi olmak üzere iki ucu vardır. Güzel ahlâk olmayınca kötü ahlâkın ne olduğu; kötü ahlâk da olmayınca iyi ahlâkın ne demek olduğu zor anlaşılır. Safa’dan Merve’ye yol alırken güzel ahlâkın nurlu yolunu görmeye çalışıyor; onun yararlı semeresini elde etmek için çırpınıyoruz.
FIKHÎ YÖNÜ
Hz. Urve bin Zübeyr (R. A. ) diyor ki; Âişe Vâlidemize dedim ki:
- Safa ile Merve arasında sa’yetmiyen kimseye birşey gerekmez! Ben de şahsen bunları tavaf etmiyecek olursam hiçbir beis görmüyorum.
Bunun üzerine Hz. Âişe (R. A. ):
- Söylediğin hiç de uygun değildir, ey kız kardeşimin oğlu! Safa ile Merve arasını hem Resûlüllâh (A. S. ), hem de Müslümanlar tavaf ettiler. Bunları ancak Müşellel’deki Menat putuna tehlîl getiren azgın müşrikler tavaf etmezler! Cenâb-ı Allah bu hususta şu âyeti indirmiştir:
«Artık kim Beytʹi (Kabe’yi) hacceder veya umre (niyetiyle) ziyaret ederse, bu ikisini tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. »
Eğer senin dediğin gibi olsaydı, «Bu ikisini tavaf etmemesinde kendisine bir günah yoktur. » şeklinde inmesi gerekirdi, diye cevap verdi. (Tirmizî: Urve bin Zübeyr (R. A. )den - Tefsîr-i İbn Kesîr: C. 1, S. 198).
Buharî’nin tahrîcinde ise, Hazret-i Âişe (R. A. ) diyor ki:
«Safa ile Merve arasını tavaf etmeyi Resûlüllâh (A. S. ) sünnet kılmıştır. Nitekim Tirmizî’nin Câbir bin Abdullah (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre Resûlüllâh (A. S. Mekke’ye gelip Kâ’be’yi yedi defa tavaf etti ve (Siz de İbrahimʹin makamından bir namazgah edinin! ) meâlindeki 124. âyeti okudu; Makamın arkasında namaz kıldı, sonra Hacerülesvedʹe gelerek istilâmda bulundu ve: «Allah’ın başladığıyla başlıyoruz! » deyip önce Safa tepesine çıktı ve
«Şüphesiz ki, Sefâ ile Merve Allah’ın (ibâdet yerleri olarak gösterdiği) alâmetlerdendir. » âyetini okudu (Tirmizî: Hadîsün hasenün).
İmam Şâfî ile İmâm Ahmed bin Hanbelʹe göre Safa ile Merve arasında sa’yetmek rükündür. İmâm Mâlik’in mezhebince de meşhûr olan budur. Delilleri ise, «Saʹyediniz; çünkü gerçekten Allah size saʹyetmeyi farz kılmıştır. » hadîsidir. (Dâre Kutnî tahrîc etmiştir.).
İmâm Ebû Hanîfe, Sevrî ve Şa’biy’e göre sünnettir. Hazret-i Âişe (R. A. ) ayni görüştedir. İbn Abbas, İbn Zübeyr, Enes bin Mâlik ve İbn Sirînʹe göre, tetavvu’dur. (Tefsîr-i Kurtubî: C. 2, S. 183).
TASAVVUFÎ YÖNÜ
Mutasavvıflara göre nefsin yedi mertebesi vardır. Bu mertebeleri sabır, imân ve irfan zevki içinde yavaş yavaş aşan ve en son mertebeye ulaşan kimse kemal mertebesine yükselmiş olur. Nefsin yedi mertebesini burada özetlemekle yetineceğiz. Bunun tasavvufî izahını nefisle ilgili âyetlerin tefsîrinde vereceğiz.
Ancak şunu ifâde edelim ki, gerek Kâbe-i Muazzama’nın etrafında yedi defa dönmek, gerekse Safa ile Merve arasında yedi defa sa’yetmek, nefsin yedi mertebesini ve her tavafla bir mertebeyi aşmanın derin mânasını ifâde eder.
1. Nefs-i emmâre
2. Nefs-i levvâme
3. Nefs-i mülheme
4. Nefs-i mütmainne
5. Nefs-i râdiye
6. Nefs-i mardiyye
7. Nefs-i kâmile (Fazla bilgi için bak: Füyuzat-i Rabbaniye / Celâl Yıldırım tercemesi: 20-25)
TARİHÎ YÖNÜ
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Câhiliyye devrinde şeytan ruhlu bazı kimseler vardı; bunlar bütün gece Safa ile Merve arasında zahidlik yapıp oynarlardı. Kâbe-i Muazzama’da olduğu gibi, bu iki tepe arasında da bir hayli put bulunurdu. »
ŞÂ’BÎ (R. A. ) diyor ki:
«Câhiliyye devrinde Safa tepesinde İ s â f adında bir put, Merve tepesinde de N â i I e adında başka bir put vardı. Müslümanlar bu durumu çok iyi bildikleri ve o devirlerde müşriklerin tavaf yapınca bu putlara el sürdüklerini hatırladıkları için Kâbe’yi tavaf ederler, fakat Safa ile Merve arasında saʹyetmezlerdi. Müslümanların bu iki tepe arasında tavaf yapmalarında bir günah olmadığını Allah beyân buyurarak konumuzla ilgili âyeti indirmiştir. »
Kurtubî’nin rivâyetine göre, Âdem Peygamber Safa tepesinde, Havva anamız da Merve tepesinde namaz kıldıkları ve bu tepeleri kutsal saydıkları için onlara Safa ve Merve isimleri verilmiştir.
Çoğu müfessirlerimizin yapmış oldukları rivâyete göre, İbrahim Peygamber Hacer ile İsmail’i getirip Mekke vâdisine koyup ayrıldıktan sonra, Hacer ile oğlu İsmail güneşin te’siriyle kısa bir müddet sonra susadılar. Susuzluk te’sirini artırınca Hacer, yavrusunun çığlıklarına dayanamıyarak Safa ile Merve arasında koşarak su aramıştı. O bir taraftan su ararken bir taraftan da Kâbe’nin bulunduğu yere bırakmış olduğu yavrusunu gözetliyor, ona bir zarar gelmesin diye daha fazla uzaklara gitmiyor, bu iki tepe arasında mekik dokuyordu. Yorulup yavrusuna döndüğünde çocuğun ayaklarının dokunduğu yerden su fışkırdığını sevinçle gördü. Allah’ın, kendilerine dokunan sıkıntıdan sonra bu nimetiyle genişlik getirmesine hamd-u senâ etti ve göz yaşlarını tutamadı.
Rivâyetlere göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Safa ile Merve arasında sa’yederken, müşriklere karşı güçlü ve azimli olduklarını göstermek için seğirtmişti. Biz de hem Hacerʹi, hem de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi taklîd ederek bu iki tepe arasında koşarak sa’yediyoruz.
TAHLİLLER
Safa: Lügatte, kaygan taş demektir. Bilahare Kâbeʹnin yakınındaki tepeye isim olmuştur. Bu kelimenin « s a f v » kökünden müştak olduğunu söyliyenler de var; toprak ve çamurdan paklandığı için tepeye bu isim verilmiştir.
Merve: Merv kelimesinin tekilidir. Merv, yumuşak, ya da sert küçücük taşlara denilir. (Tefsîr-i Kurtubî: C. 2, S. 179-180 - Tefsîr-i İbn Kesîr: C. 1, S. 199 / Mısır basla:? Tefsîr-i Alûsî: C 2, S. 24-25 / Beyrut:?).
Ş e â i r: Şeire ya da şiare kelimelerinin çoğul şeklidir. Lügat mânası, belirli, demektir. Terim olarak, dinî belirtiler ve ibâdet yerlerinden belli ve belirtili olanlar demektir. Burada ise, ibâdet için Allah’ın belirttiği yerler, demektir.
Umre: Ziyâret anlamına gelir. Fıkıhta ise yedi defa Kâbe’yi ziyâret edip iki rekʹat namaz kıldıktan sonra Safa ile Merve arasında sa’yetmek ve sonra da traş olmaktan ibârettir. Ancak daha önce ihram giyip umreye niyet getirmek gerekir.
C ü n a h: Günah, vebâl, yanlış ibâdet gibi mânalara gelir. Lügat olarak meyletmek anlamına gelir.
Tavaf: Buradaki tavaf, ıstılah olarak Safa ile Merve arasında saʹyetmekten ibârettir. Lügat olarak, bir şeyin etrafını dolaşmak, bir şeyi gezip ziyaret etmek demektir.