MEÂLİ:
150-151- Doğrusu o kimseler ki Allah ve Peygamberlerini inkâr ederler ve bir de Allah ile Peygamberlerini birbirinden ayırmak isterler: Bunlardan kimine inanırız, kimini inkâr ederiz, derler de bu ikisi (imân ile küfür) arasında bir yol tutmayı arzularlar; işte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirler için horlayıcı, aşağılayıcı bir azâp hazırlamışızdır.
152- Allah’a ve Peygamberlerine imân edip onlardan birini (diğer lerinden imân hususunda) ayırmayanlar (var ya), işte onların mükâfatlarını Allah kendilerine verecektir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
İNİŞ SEBEBİ
Yukarıdaki âyetler Yahudî, Hıristiyan ve onların inancında olan gayr-i müslimler hakkında inmiştir. Çünkü Yahudîler Tevratʹa ve Musa’ya inandılar; İsâ’yı ve İncilʹi, sonra da Muhammed’i (A. S. ) ve Kurʹân’ı inkâr ettiler. Hıristiyanlar da İsâ Peygambere ve İncilʹe inandılar ama Muhammedʹi (A. S. ) ve Kurʹânʹı tanımadılar. (Lübabu’t-te’vîl - İbn Kesîr - Kurtubî - İbn Cerîr - Mefatihü’l-gayb)
İLGİLİ HADÎSLER
(Cibril Hadîsi)
«İmândan bana haber ver? » diye sorduğunda Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şu cevabı verdi: «İmân, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kaderin hayrına, şerrine inanmandır. » buyurdu. (Et-TAC: 1/25)
«Allahʹın Rab, İslâmʹın din, Muhammedʹin Peygamber olduğuna razı olan kimse gerçekten imânın tadını tatmıştır. » (Müslim/imân: 56 - Ahmed: 1/208)
İMÂNIN İKİ RÜKNÜ
«Allah’a ve peygamberlerine imân edip.... »
Kur’ânʹda ilgili âyetle imânın iki ana rüknü söz konusu ediliyor: Allah’a imân ve bütün peygamberleri tasdîk. Bu iki rüknü bütün derinliğiyle kabul edenler, Kitapları ve diğer rükünleri de haliyle kabul etmiş sayılırlar. İkisinden birini inkâr etmek veya peygamberlerin kimini tanıyıp kimini tanımamak, imânın bütün rükünlerini beraberinde yıkar. Bu tarz bir imâna sahip olanlar müʹmin sayılmazlar; katıksız kâfir kabul edilirler. Çünkü din, bütün esaslarıyla bir bütündür, bir kısım esaslarına inanıp bir kısmını inkâr etmek tamamını inkâr demektir.
Kur’ân imânın bu iki rüknünü sergilerken daha çok Yahudî ve Hıristiyan din adamlarını uyarmaktadır. Kanunlar birbirini yürürlükten kaldırdığı gibi, dinler de tekâmül ederek sonra gelen öncekini meriyetten kaldırmıştır. Ama gönderilen bütün kitap ve peygamberlerin hak olduğu imânın esaslarından biri sayılmış ve böylece dinler arasındaki bağların kopmamasına özen gösterilmiştir. Müslümanlar Kur’ân’ın bu açık belgesine tamamen uymuş ve daha önce gelen bütün peygamberlere ve kitaplara inanmışlardır.
RUHUN KRİSTALLEŞMESİ
Bu deyim daha çok fizikte kullanılır. Biz ruhun arınıp her türlü kir ve pastan, bulanıklıktan kurtulmasını kristalleşen maddelere benzeterek daha kolay anlaşılmasını sağlamaya çalışıyoruz.
Nefsin madde ve şehvet karşısında yükselen ısısını düşürmek, olgun insan olmanın yolu, kâmil müʹmin olmanın aracıdır. Bilindiği gibi nefsî eğilim daha çok iki şeye olur: Madde ve şehvet.. Nefs ile bu ikisi arası engellerden temizlenip açık tutulduğu takdirde, eğilim büyük bir ısıyla faaliyete geçer. O kadar ki bütün organları kısa zamanda tesiri altına alır. Ruh safiyet ve berraklığını kaybetmeye yüztutar. İnkâr, madde ve şehvet nefsin ortaklaşa dayanağı ve güç kaynağı haline gelir.
O halde nefsin sınır tanımıyan eğiliminin belli bir ölçü ve yararlı düzeye getirilebilmesi için sözü edilen desteği, diğer bir deyimle kaynağı çekmek, hiç olmazsa mefluç hale getirmek gerektir. Bu da önce Allah’a ve Peygamberlere, sonra da diğer esaslara imânla mümkündür. Çünkü bu anlamdaki bir imân nefsin ısısını kademeli biçimde düşürürken, diğer yandan ruhun arınıp kristalleşmesini sağlar ve böylece ruh asıl safiyetine kavuşmuş olur. Bu safiyet, ya da kristalleşme devam ederse, insan olgunlaşıp kemâl mertebesine yükselir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Kur ân beşer aklına ve mantığına ışık tutan esasları bir bir sıraladı ve Kitap Ehlini insafa dâvet etti. Kemale erişen son din ile, evvelkilerin -tıpkı kanunlar arasındaki bir önceki ile bir sonraki durum gibi- meriyetten kalktığını açıkladı. Aşağıdaki âyetlerle Yahudîlerin, insan aklıyla uyum sağlayan bu hakikat karşısında şaşırıp yokuşa vurdukları belirtiliyor. Olmayacak şeyler isteyerek katı bir inkâr içinde bulunduklarını ihsas ettirmek istediklerine işaret ediliyor. Daha önce de ataları, Musa Peygamberden daha büyük şey istedikleri için ilâhî gazaba çarpıldıkları hatırlatılıyor.