Al-i İmran Suresi 14-15. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

15.

Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.

Diyanet İşleri

15.

De ki: "Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır." Allah, kullarını hakkıyla görendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

14- İnsanlara; kadınlardan, oğullardan, kantar kantar altın ve gü­müşten, salma atlar ve develer ile ekinlerden gönül çekici, şehvete sesle­niri bazı şeyler süslenmiştir. Bunlar dünya hayatının yararlanılacak geçi­ci şeyleridir. Asıl varılacak güzel yer Allah katindadır.

15- De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? (Al­lahʹa karşı gelmekten sakınıp fenalıklara dalmaktan) korkanlar için Rab­ları yanında, içinde devamlı kalacakları altlarından ırmaklar akan Cennet­ler, tertemiz eşler ve Allahʹtan da bir hoşnutluk (rıza makamı) vardır. Al­lah kullarını görüp bilendir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha şiddetli bir fitne bırakıl­mamıştır. (Yani benden sonra erkeklerin karşılaşacağı en korkunç fitne kadınlar olacaktır). » (Sahîh-i Buharî-Müslim)

Açıklama:

Kadını şehvet ve ticaret vasıtası haline getirip müşteri çekmek için onu süsleyip tezgahta çalıştırmak, manken yapıp vitrinlere yerleştirmek, bürolarda hiçbir ölçü ve düzenlemeye gerek görmeden erkeklerle dizdize, gözgöze getirmek suretiyle onun annelik vasfı, kadınlık vekarı öldürüldü­ğü, kısacası bir şehvet oyuncağı haline sokulup eti teşhir edildiği gün, erkekler için cidden ondan daha şiddetli bir fitne olmayacaktır.

Kadın kendine has hayat kanunlarına bağlı kalarak anne olmanın yüksek anlamı ve şuuru içinde kendini kötü erkeklerin şehvet nazarından korursa, onun için Peygamber (A. S. ) Efendimizin şu öğüdünü hatırlatırız:

«Dünya baştan sonuna kadar yararlanılacak bir geçimdir ama onun en hayırlı geçimliği saliha kadındır. Kocası baktığında onu neşelendirir, emredince itaat eder; ayrılıp bir tarafa gidince onun namus ve şerefini hem kendi nefsinde, hem onun malında korur. » (Müslim-Ahmed bin Hanbel-Nesâî: İbn Amir (R. A. )dan)

«Cennet hoşa gitmiyen şeylerle, Cehennem iç çekici, gönül okşayıcı şeylerle örtülmüştür. » (Zarfa değil, mazrufa bakmak gerek) (Sahih-i Müslim: Enes (R. A. )den)

«Cennet ehli cennete girdiğinde Allah onlara:

- Başka bir şey arzu ediyorsanız, artırayım? diye soracak. Onlar da:

- Ya Rab! bu içinde bulunduğumuzdan daha üstün ne olabilir ki?

Diye sorarlar. Allah:

- Benim rızam (hoşnudluğum).. Bundan böyle ebediyen size gazab etmiyeceğim (sizden hep razı olacağım), buyuracak. » (Sahîh-i Müslim)

İNSANIN ÖNCE DÜNYAYA AYAK BASMASINDAKİ HİKMET

«Asıl varılacak güzel yer Allah yanındadır. »

Genellikle her nîmet bir, ya da birçok külfet karşılığında elde edilir. Külfetsiz nîmet insan nazarında değer ölçüsünü kaybeder. Sıkıntılı, uğraştırıcı ve ter döktürücü bir takım aşamalardan geçmeden yüksek an­lamdaki nîmetlere kavuşup dünyayı tozpembe gören bir insana, içinde bu­lunduğu ve fakat milyonlarca insanın erişemediği bu nîmetin değerini an­latmak çok zordur. Onun gibi, Âdem babamız yaratıldığında dünyaya ayak basmadan Cennete yerleştirildi; o çok yüksek anlamdaki İlâhî nîmetler onun yalnızlığına cevap veremedi. Bu kez Havva anamız yaratıldı; Âdem (A. S. ) onunla gönlünü eğlendirdi ve fakat içinde bulunduğu elemsiz, ke­dersiz, külfetsiz ve sıkıntısız mutlak saadet yurdunun değerini bir türlü kavrayamadı. Çünkü daha önce sıkıntısını ve zevkini için için çekip tattı­ğı bir hayat süzgecinden geçmemişti. Bu yüzden İlâhî uyarıyı dikkate al­mama ölçüsüzlüğü içinde memnu meyve ağacından yedi. Aslında bu bir denemeydi. Böylece Allah ona ve zürriyetine yüksek nîmetin değerini an­latmak ve herkese çalışması, aklını ve yeteneğini kullanması oranında her iki hayatın kapısını açmak için -değişmeyen kanunları doğrultusunda - Âdem ile Havvâ’nın ve onlardan meydana gelecek zürriyetlerinin yollarını dünya uğrağına çevirdi. Kelimeden de anlaşıldığı gibi, dünya aşağı âlem demektir. Bu aşağılık, yüce âleme, saadet yurdu cennete nisbetledir. Böy­lece Allah, ikinci hayata nisbetle ve birinci hayatın geçiciliğine oranla ba­sit nimetlerle onları yüzyüze getirdi. Bununla beraber külfet ve meşakka­tini hayli ağır tuttu. Âdemoğlunun içine bu basit nîmetlere karşı aşırı bir hırs ve istek yerleştirdi. Bu, hem hayatın devamı, hem de ileride yüksek nîmetin değerini anlamak için gerekliydi. Nefsi hırs ve arzunun odağı yap­tı. Şeytanı buna destekleyici kıldı. İnsan ruhundaki yüceliğe ve temizliğe uygun gelecek anlamda kitap ve peygamber gönderdi. Ruhu imân ve ir­fanın odağı haline getirdi. Meleği de imân cevherine eriştirilen ruha des­tek yaptı. Böylece geçici hayatta insanı zıdlar düzeyinde çetin bir müca­deleyle başbaşa bıraktı.

İşte bu kısa süre içinde zıdlar âlemindeki aralıksız mücadele sonun­da Ebûbekirler ile Ebû Cehiller birbirinden seçildi. Sonunda kendine has hayat kanununun anlam ve ölçüsünü anlayan Ebûbekirlere saadetin cö­mert eli; bu ölçüyü anlayamıyan bedbahtlara felâketin azâb eli uzanır.

Kur’ân insanın gönlünü çeken, iştihasına hitab eden dünya geçimin­den söz ederken, bütün bunların kısa süreli yararlanılacak birer geçim vasıtası olduğunu hatırlatırken vasıtayı görüp gayeyi, amacı ve varılacak yeri unutan zavallılardan olmamamızı telkin ediyor. Sonra da ikinci ha­yatın birinci hayata nisbetle, o çok yüksek ve sonsuz nîmetlerini bir bir sıralıyarak kalbimize ve aklımıza sesleniyor.

Diğer birkaç âyetle bu hakikatlere dokunuluyor ve insanın dünyaya gelişinin asıl amacı belirtiliyor:

«Şüphesiz ki biz yeryüzünde bulunan şeyleri ona süs yaptık, tâki onlardan (insanlardan) hangisinin daha güzel-iyi amel ettiğini deneye­lim. » (Kehf sûresi âyet: 7)

«Mal ve oğullar Dünya hayatının süsleridir. Bâki kalan güzel-yararlı ameller ise Rabbinin yanında sevâbca da daha hayırlıdır, amel ve umutça da daha hayırlıdır. » (Kehf sûresi âyet: 46)

«Bilin ki, Dünya hayatı oyun ve eğlenceden, süsten, aranızda övünme ve böbürlenme aracı olmaktan, mal ve evlâdı çoğaltma yarışından ibaret­tir. Bu, ekini ziraatçıların hoşuna giden yağmura benzer. Sonra da onu sararmış görürsün. Sonra da çer-çöp haline gelir. » (Hadîd sûresi âyet: 20)

YORUMLAR - RİVÂYETLER

a) Kur’ân önce dünya süsü olarak kadından söz ediyor. Bununla hem kadına lâyık olduğu değeri sunuyor, hem bu değerin yaratılışındaki özel­liğine göre korunmasına dikkatleri çekiyor.

b) «Oğullar» diye çevirisini yaptığımız «benîn» kelimesinin tıpatıp karşılığı erkek evlâd’dır. Kurʹân burada Araplarca çok bilinen «tağlîb» kai­desini uygulamış, böylece hem erkek, hem kız çocuklarını kasdetmiştir.

c) «Kanatîr», «Kıntar»ın çoğuludur; hem çok servet anlamına gelir, hem de tartı âletlerinin büyüğü olan kantar’a denir. Bir başka rivâyete göre, bir k ı n t a r, 1200 okıyyedir. (Kurtubî: Ubey bin Kâ’b (R. A. )den. Bu daha çok Muaz bin Cebel, Ab­dullah bin Ömer ve Ebû Hüreyre’nin görüşüdür.)

d) «Hayl-i Müsevveme» iki mânaya gelir: 1. salma atlar, 2. belirlen­miş asil atlar..

e) «Metâ» dünyada geçimlik olarak yararlanılan şey demektir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle, dünya nimetlerinden çok daha hayırlısının Allah ka­tında bulunduğuna inanıp gönül bağlayan takvâ sâhibi mü’minlerin, bunun çok üstünde yüksek lütuflara ve onlar için sunulan nimetlerin doruğu sayılan «İlâhî rıza»ya mazhar olacakları haber verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, bu düzeye gelen müʹminlerin en güzel ölçüleri, in­sanlıktan yana en aydınlatıcı sıfatları söz konusu edilerek dünya haya­tından asıl maksadın ne olduğu hatırlatılıyor.