Yunus Suresi 15-17. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسِي اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ قُلْ لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَا اَدْرٰيكُمْ بِهِ فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهِ اَفَلَا تَعْقِلُونَ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ

15.

Ayetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım."

Diyanet İşleri

16.

De ki: "Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur'an'ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?"

17.

Artık, Allah'a karşı yalan uydurandan veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

15- Âyetlerimiz onlara karşı açık-seçik okunduğu zaman, bize ka­vuşmayı ummayanlar, «bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiş­tir» derler. De ki: Onu kendiliğimden değiştiremem, bu bana yakışır şey değildir, (böyle bir hak ve yetkim söz konusu değildir); ben ancak bana vahyedilene uyarım. Eğer Rabbıma isyân edersem, o büyük günün azâ­bından korkarım.

16- De ki: Eğer Allah dileseydi ben size onu okumaz ve O da size (benim vasıtamla) bildirilmemiş olurdu. Elbette bundan önce aranızda bir ömür bulundum; artık aklınızı kullanmaz mısınız?

17- Allahʹa karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalan sa­yandan daha zâlim kim olabilir? Doğrusu suçlu günahkârlar kurtuluşa eri­şemezler.

İNİŞ SEBEBİ

Mukatil’e göre, Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden beş kişi, Hz. Peygamber’e (A. S. ) başka bir Kurʹân getirmesini veya putları kötüleyen âyetleri değiştirmesini önermişlerdi. O sebeple yukarıdaki âyetler indi ve istenilen hususlarda Hz. Muhammedʹin (A. S. ) hiçbir yetkisinin bulunma­dığı açıklandı. (Lübabuʹt-te’vîl)

KENDİ ANLAYIŞLARINA GÖRE BİR DİN VE BİR KİTAP ARZU EDENLER

«Bize kavuşmayı ummayanlar, bundan başka bir Kurʹân getir veya bunu değiştir, derler. »

Mekkeli putperestlerin ileri gelenlerinden birkaç kişinin kendi arzu ve hevesleri doğrultusunda bir Kur’ân getirilmesini veya indiği iddia edilen Kurʹân âyetlerinin putlara dokunmayacak şekilde değiştirilmesini istemesi, önemli bir konuyu gündeme getiriyor. Çünkü bunun altında birçok gerçek­ler ve hikmetler yatmakta, müʹminleri aydınlatan mesajlar yer almakta­dır. Şöyle ki:

1- İnen Kur’ân’ın bütünüyle İlâhî olduğunu bir defa daha açıklamak ve kanıtlamak,

2- Hz. Muhammed’in (A. S. ) Allah ile kulları arasında bir aracı bu­lunduğunu, o bakımdan indirilen hiçbir âyeti kendiliğinden değiştirme yet­kisi olmadığını vurgulamak,

3- Kişilerin anlayış ve mantıklarına göre dini ve taşıdığı hakikatleri değiştirip yorumlamanın çok sakıncalı sonuçlar doğuracağını hatırlatmak ve bunun din adına bir cinayet olduğuna işârette bulunmak,

4- Dinî konuları ve meseleleri, duyguyla değil, akıl ve idrâkla ince­lemenin ve sonra da imân ile birleştirip bütünleştirmenin gereğini açıkla­mak gibi hikmetler bu cümledendir.

Kurʹân bu hikmetleri amaç edinip müşriklerin yersiz isteğini redde­derken, mü’minlere şöyle bir uyarıda da bulunmaktadır: Her çağ ve dö­nemde birtakım bilgiç geçinen inançsız kişiler çıkarlar da kendi mantıkları­na göre, ya bir din ararlar, ya da hak dini kendilerine uydurmaya çalışırlar. Oysa din kişilerin mantığına göre değil, kişilerin yaşadığı çağda yeti­şen büyük din âlimlerinin meydana getirdiği cumhurun mantığıyla uyum sağlar. O bakımdan dini, kişilerin mantığına göre te’vil etmek, onu aslın­dan uzaklaştırmayı sonuçlandırır ki bu, din ve ilim adına bir cinayet ve yüz karası olur.

İNKÂRCILARIN TEKLİFİ

Müfessir İmam Kurtubîʹnin tesbitine göre, Mekkeʹde oturan inkârcıla­rın teklifleri şu üç maddede toplanıyordu:

a) Kurʹân’da yer alan ve kâfirlerle münafıkları hedef seçen azâp âyet­leriyle, mü’minlere güven vaʹdeden ve müjde veren belgelerin değiştiril­mesi ve çoğunun Kur’ânʹdan çıkarılması,

b) Putları kötüler, ayıplar ve yerer mahiyetteki âyetlerin değiştirilme­si veya tamamen çıkarılması, aynı zamanda helâlin haram, haramın da helâl sayılması cihetine gidilmesi,

c) Kıyâmetle ilgili bütün âyetlerin Kur’ân’dan çıkarılması, ya da de­ğiştirilmesi..

İnkârcıların amacı, inanmak değil, Kur’ân’ı ve Hz. Muhammed’i (A. S. ) akıllarınca oyuncak durumuna sokmaktı. Hâşâ Hz. Muhammed (A. S. ) on­ların bu cahilce arzusuna -bilfarz- uyarak Kur’ânʹda bazı değişiklikler yap­mış olsaydı, onlar yine inanmayacaklardı. Kaldı ki, İlâhî buyruklar kesin­likle değiştirilemezler. Hepsi bir bütün halinde ya kabul edilir, ya da red­dedilir. Bir kısmına inanmak, bir kısmını ret ve inkâr etmek, tamamını red­detmek ve bütününe inanmamak demektir.

Günümüzde de görünüşte Müslüman geçinen, gerçekte İslâm’la ilgisi bulunmayan bazı mürekkep yalamışlar, hiçbir araştırma, inceleme zahme­tine katlanmadan, hayat kanunlarıyla İlâhî buyruklar arasındaki kopmaz bağları tesbite çalışmadan Kur’ân’ın bazı hükümlerini tenkit eder; hac ve­ya namaz hususunda yeni şekiller önerirler. Camilere, kilise ve havralarda olduğu gibi, iskemle ve sıra konulmasının uygunluğunu savunurlar. Oysa o tiplerin camiyle, hacla ve namazla uzaktan, yakından ciddi hiçbir ilgileri yoktur. Camileri ve namazı beğenmiyorlarsa, neden kilise veya havraya gitmiyorlar? İstedikleri reformun çoğu bu iki ibâdet yerinde zaten mevcut­tur. Ama mesele o değildir; ülkelerin omurgası mesabesinde olup, aile ve toplumu ayakta tutan İslâmiyeti mefluç hale getirmektir.

İlgili âyetlerle hem Mekkeli putperestlerin, hem de günümüzdeki re­form havarilerinin nasıl büyük bir haksızlık içinde bulundukları teşhîr edi­lerek şöyle buyuruluyor: «Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyet­lerini yalan sayandan daha zâlim kim olabilir? »

PEYGAMBERİMİZİN (A. S. ) MÜŞRİKLER ARASINDA UZUN BİR SÜRE KALMASI

«Elbette bundan önce aranızda bir ömür bulundum; artık aklınızı kullanmaz mısınız? »

Mekkeʹde doğan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce tam kırk yıl gibi uzun bir süre putperestler arasın­da tertemiz, nezîh, dürüst, namuslu, iffetli, şerefli ve fazîlet dolu bir hayat geçirmiş; herkesin sevgi ve saygısını kazanmış, bir gün olsun yalancılıkla suçlanmamıştır. Peygamberlik göreviyle sahneye çıkınca, müşriklerin ço­ğu hemen ağız değiştirip suçlamalara geçtiler, akla hayale gelmedik ya­lanlar ve iftiralar peşpeşe sıralayıp onu küçük düşürmeye başladılar. Kurʹân, ilgili âyetle onları insafa çağırıp, bundan önce Muhammed (A. S. ) aranızda bir ömür bulunmadı mı? Kırk yaşına kadar hiç yalan söylemeyen, doğruluktan ayrılmayan ve aranızda «el-Emîn» diye anılan bir zatı, kendi­sine vahiy indi diye mi suçluyor, ona yalan ve iftira atıyorsunuz? Böyle yapmanız büyük bir haksızlık değil midir? diyerek onları kınıyor.

Abdullah b. Selâm diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Mekkeʹden Medine’ye hicret edip gel­dikleri gün, onu görmek için halk büyük bir coşku ve sevinç içinde koşu­yor, mahşeri bir kalabalık oluşturuyorlardı. Ben de o koşanlar arasında bulunuyordum. Merakla ilerledim ve mübarek yüzünü gördüğüm an, ya­lancı bir yüz olmadığını anladım. Kendisinden ilk duyduğum söz de şu ha­dîsleri olmuştu: «Ey insanlar! Selâm vermeyi yaygınlaştırın, (Allah için aç­lara, muhtaçlara) yedirin, akrabalık bağlarını koruyun ve halk uyurken siz gece kalkıp namaz kılın ki, selâmetle Cennetʹe giresiniz. » (Tirmizî/et’ime: 45, kıyâmet: 42- İbn Mâce/ikamet: 174, et’ime: 1, edeb: 11- Dâremî/salât: 156, et’ime: 39, isti’zan: 4, 26- Ahmed: 2/156, 170, 196- 4/282, 286- 5/401)

Aynı zamanda geçen kırk yıl içinde Kur’ân âyetlerinin yüce ve lâhutî manalarını, yüksek edebî uslûbunu içeren ve o kudrette akıcılık ve çekici­lik arzeden bir söz de Oʹndan işitilmemişti, yani kırk yaşına kadar geçen ömrü ve kırk yaşından sonraki kalan hayatı arasında sözünü ettiğimiz husus hakkında bir mukayese yapıldığında, peygamberlik döneminde inen vahyin yüksek kudreti bütün açıklığıyla ortaya çıkar ve daha önce bu öl­çü ve kudrette bir söz sarfetmediği kesinlik kazanır.

Abdullah bin Selâmʹın (R. A. ) dediği gibi, «O halde şimdi söyledikleri onun değil, âlemlerin Rabbi Allahʹındır. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Kur’ân’ın lâhutî kudretini takdîr edemiyen cahil Arapların, «Bize başka bir Kur’ân getir», demeleri üzerinde duruldu ve Peygamberin (A. S. ) hiçbir zaman böyle bir yetkiye sâhip olmadığı açık­landı. Sonra Peygamber (A. S. ) Efendimizin tertemiz geçen hayatı misal ve­rildi. Peygamberliğinden önce geçen kırk yıllık uzun bir süre içinde Oʹnun yalan söylediğine hiçbir kulun şâhit olmadığına; iftiracı ve maceracı bir in­san olduğunu ise hiç kimsenin iddia etmediğine işâret edildi. Sonra da Al­lahʹa karşı yalan uydurmanın büyük bir zulüm ve ahlâksızlık sayılacağına atıf yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, hayatı bu kadar temiz ve nezîh geçen bir zata iftira edenlerin Allah’ı bırakıp kendi elleriyle yontup şekillendirdikleri put­lara tapınmaları ve onları Allah yanında şefaatçiler kabul etmeleri kına­nıyor; bunda aklın, ilmin, vicdanın ve sağ duyunun payı bulunmadığı, hele insaf ölçüsüne hiç girmediği kapalı bir şekilde ifade ediliyor.

Sonra da insanların, ilk yaratılıp bir aile ve kabîle kurma düzeyine gel­dikleri zaman tek bir din üzere olup, Tevhîd inancına bağlı bir ümmet du­rumuna eriştiklerine ve yavaş yavaş çoğalıp yeryüzüne yayıldıkça düşün­celer, inançlar ve kültürler arasında birtakım farkların meydana geldiğine işaret ediliyor.

Kâinat kitabında milyonlarca âyet ve belgeleri, eşya üzerindeki İlâhî damgayı görmeyip hâlâ peygamberden muʹcize isteyenlere, ileride nasıl büyük bir inkılâbın meydana geleceği ve Hz. Muhammedʹin (A. S. ) asıl bü­yük muʹcizesinin o zaman bütün açıklığıyla ortaya çıkacağı haber veriliyor.