MEÂLİ:
15- And olsun ki Davudʹa ve Süleymanʹa ilim verdik. Onlar da «bizi müʹmin kullarından bir çoğuna üstün kılan o Allahʹa hamd olsun» dediler.
16- Ve Süleyman (babası) Davudʹa (hem peygamberlik, hem de hükümdarlıkta) vâris oldu da, «Ey insanlar! dedi, bize kuş dili öğretildi ve bize (insanları idâre edip yönetme hususunda) her şey verildi. Şüphesiz ki bu apaçık ortada (gözle görülebilen) bir üstünlüktür. »
17- Süleymanʹın (buyruğu gereği) cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplanıp bir araya getirildi ve bunlar (emredildiği cihete) gruplar halinde dağıtıldı.
18- Sonunda karıncaların (daha çok eyleştiği) vâdiye geldiler. Dişi bir karınca, «ey karıncalar! yuvanıza hemen girin ki Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırıp geçmesinler. » dedi.
19- Bunun üzerine Süleyman, karıncanın o sözüne gülerek tebessüm etti ve «Ey Rabbim! dedi, bana, anama-babama verdiğin nimetlere karşı şükretmemi ve senin hoşnut olacağın iyi-yararlı işde bulunmamı ilham eyle ve beni kendi rahmetinle sâlih kulların arasına sok.
DÂVUD VE SÜLEYMAN PEYGAMBERLER
«And olsun ki Davudʹa ve Süleymanʹa ilim verdik.. »
İsrâil oğullarına altın çağı yaşatan Dâvud Peygamberle oğlu Süleyman Peygambere (Salât-ü selâm ikisine de olsun) üç önemli vasıf verildiği hatırlatılmaktadır: Peygamberlik, hükümdarlık ve ilim.. Gerçi peygamberlik denilince beraberinde ilim ve hikmeti de taşıdığı akla gelirse de, Kurʹân’ın bu iki peygambere verilen ilmin ayrı bir özellik taşıdığına işârette bulunduğu anlaşılıyor. O da insanları idare etme bilgisi; sanat ve teknik alanda yetişen uzmanları kullanma ve yeni elemanlar yetiştirme becerisidir. Nitekim Dâvud Peygamberʹin disiplinli bir ordu kurduğunu, savaş aleti olarak zırh ve benzeri silahlar imal ettiğini; Süleyman Peygamberʹin disiplinli ordusuyla birlikte günün mevcut tekniğinden yeteri kadar yararlandığını, güçlü bir deniz filosu meydana getirdiğini; heykeller, lengerler, büyük kazanlar imal ettirdiğini; deniz altı ürünlerinden yararlandığını; bunun için eğitilmiş dalgıçlar yetiştirdiğini yine Kur’ânʹın verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Ayrıca haberleşmede bazı kuşlardan yararlandığı da kesindir.
İlgili âyette, sözü edilen iki peygambere verilen üç sıfattan bahsedilmesi, sadece bize tarihî bir bilgi vermek değil; peygamberlere verilen vasıfların tamamının Hz. Muhammed’e (A. S. ) verildiğini ve İslâm’ın iki hayatı birden kucakladığını bildirmek; bunun devamını sağlamanın ilimle, sanatla, peygamberlik ahlâkıyla, insanları idare etme becerisiyle, sanatı ve sanatkârı himaye edip yetiştirmekle mümkün olacağını öğretmeği telkîn ve tavsiyede bulunmak içindir. Misal olarak Dâvud ve Süleyman Peygamberler veriliyor ve son dinin her konuda olduğu gibi bu üç konuda da çok geniş bilgilerle indirildiğine işârette bulunuluyor.
SÜLEYMAN PEYGAMBERʹE MANTIK-İ TAYR ÖĞRETİLDİĞİ
«Ve Süleyman (babası) Davudʹa (hem peygamberlik, hem de hükümdarlıkta) vâris oldu da, «ey insanlar, dedi, bize kuş dili öğretildi ve bize (insanları idare edip yönetme hususunda) her şey verildi. Şüphesiz ki bu apaçık ortada (gözle görülebilen) bir üstünlüktür. »
«Mantık-ı tayr» Arapça olup «nutk» kökünden bir masdardır. Düşünüleni belli sözlerle anlatmak anlamına gelir. Terim olarak: Doğru düşünmenin kurallarını tesbit eden, düşüncenin düşünceyle doğru ve yanlış olduğunu yine kurallarla ortaya koyan ilim dalı demektir.
Âyette geçen «mantık»tan sözlük anlamı kasdedilmiştir. Belirtilen terkibi Türkçemize ancak «kuş dili» olarak çevirmemiz mümkündür ki bu tam bir karşılık değildir. Çünkü Kur’ânʹa göre «mantık» düşünüleni sözle anlatmak olduğu gibi, içgüdüyü sesle anlatmak anlamına da gelmekte veya bu anlamda da kullanılmaktadır.
Süleyman Peygamber, kuşların içgüdülerine dayalı seslerinden neler anlatmak istediklerini nasıl anlayabiliyordu? Önce şunu belirtelim ki, peygamberlerin ruhî varlığı çok faal durumdadır. Her peygamberin özelliğine ve içinde bulunduğu sosyal şartlara göre ruhunun ayrı bir veya birkaç ibresi devamlı kendine has titreşim halinde olup belli bazı konularda duyularımızın ve aklımızın tesbit edemediğini onlar tesbit edebilmektedirler. Süleyman Peygamber’in (A. S. ) daha çok faal olan ruhunun birkaç ibresi devamlı tesbite yönelik bir titreşim içindeydi. Bir ibresi kuşların seslerinden ve ötmelerinden neler dediklerini anlama yeteneği taşırken, diğer bir ibresi cinlere tesir edip onları bazı işlerde kullanabiliyordu.
Aslında olağanüstü sayılan bütün bu olaylar, ruhun gücünü, kudretini, mana âlemine nüfuzunu, fizikötesi algılarını göstermektedir. Ne var ki, ruhların çoğunun bu gibi tesir sahası kapalıdır. Aşkla birleşen imân; imânla birleşen tezkiye-i nefs sayesinde ruhun kapalı duran bazı ibrelerinin düğmesi açılabilir. Nitekim büyük velî ve mürşitlerde bu husus az veya çok belirginleşir.
Ruhun bu özellikleri hakkında İlmî çalışmalar henüz tatmin edici bir tesbit yapamamıştır. Daha doğrusu insanoğlu kendindeki bu büyük hazine ve kudreti bilmemektedir. Cenâb-ı Hak adı geçen peygambere verilen birtakım yetenekleri misal göstererek ruh üzerinde daha iyi çalışmamızı ve kuşlar hakkında bilmediğimiz çok şeylerin bulunduğunu ilham etmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm, Süleyman Peygamber’e verilen bu meziyetlerin apaçık bir üstünlük olduğunu, bunu da Cenâb-ı Hakk’ın ona lütfettiğini belirterek, her şeyin dizgininin Oʹnun kudret elinde bulunduğuna işâret etmektedir.
SÜLEYMAN PEYGAMBERʹİN ORDUSU
«Süleymanʹın (buyruğu gereği) cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplanıp biraraya getirildi ve bunlar (emredildiği cihete) gruplar halinde dağıtıldı. »
Süleyman Peygamber (A. S. ), Allahʹın kendisine verdiği kudret ve yeteneklerle üç ayrı cins canlıdan yeterince yararlanabiliyordu: İnsanlar, cinler ve kuşlar..
İnsanlardan yararlanmayı açıklamaya gerek görmüyoruz. Kuşlardan yararlanmasına gelince: Onları daha çok savaşlarda posta, haberleşme işlerinde kullandığı, bunun için de bazı kuşları eğittiği anlaşılıyor. Cinleri de meydana gelen bazı önemli olayları zamanında tesbit edip bilgi toplamakta görevlendirdiği; deniz aşırı ülkelerden bu sayede haber aldığı ayrı bir yorum olarak ortaya konmaktadır.
Bunun için Kur’ân ilgili âyetle Süleyman Peygamber’in (A. S. ) ordusunun üç ayrı cins canlıdan oluştuğunu haber vererek daha iyi düşünmemizi ilhâm etmektedir.
İslâm Dini’nin bu husustaki hükmüne gelince:
İslâm, her bakımdan aklı ve ilmi rehber seçip bu ikisini dinin esaslarıyla birleştirerek hayatımızın yolunu aydınlatmamızı emreden ve cinlerle temas kurmayı, gâipten haber veren kâhinlerden, büyücülerden ve cincilerden bir şey sormayı haram kılıp yasaklayan en mütekâmil dindir.
Cenâb-ı Hak, Süleyman Peygamberʹin belirtilen bazı özelliklerini bize nakletmekle, insan ruhunun yüceliğini, bilhassa peygamberlerin ruhlarındaki kudreti; kuşlar hakkında ciddi araştırma yapmamızı; cinler hakkında bilgi sahibi olmamızı tavsiye etmektedir.
SÜLEYMAN PEYGAMBER (A. S. ) VE KARINCA VADİSİ
«Sonunda karıncaların (daha çok eyleştiği) vadiye geldiler. Dişi bir karınca, «ey karıncalar, yuvanıza hemen girin ki Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırıp geçmesinler» dedi.. »
Kurʹân bu garip olayı nakletmekle, karınca ve benzeri kollektif çalışan canlılar hakkında ciddi araştırma yapmak isteyen ilim adamlarına ip ucu, diğer bir tabirle ana fikir vermekte ve karıncaların kendilerine göre bir zekâya sahip olduklarına, gelen tehlikeden kendilerini korumayı bildiklerine dikkatlerimizi çekmektedir.
Süleyman Peygamberʹin (A. S. ) ruhunun hayvan sesiyle ilgili duyarlığına bir başka örnek veriliyor. Karıncaların tabiat olaylarını; diğer canlıların ve insanların neler yaptıklarını görebildikleri nisbette bilip anladıklarına, içgüdüleri ve sezileri sayesinde korunduklarına işâret ediliyor.
KUVVET VE KUDRETİ ALLAHʹA ÇEVİRMEK
İmandan kaynaklanıp gelen en güzel tevazu ve teslimiyet; kuvvet ve kudreti, başarı ve zaferi Allah’a çevirmektir. İnsanlar sadece birer vasıtadır. Onları gerçekte yükselten de, alçaltan da Cenâb-ı Hak’tır. Hazırladığı hayat plânı insan aklının kavrayabileceği, insan yeteneğinin uygulayabileceği ölçüdedir. Süleyman Peygamber bütün ihtişam ve kudretine rağmen bu gerçeği bir an olsun aklından çıkarmamış ve her nîmete erişmede, her başarı sağlamada Allahʹa yönelip teslimiyet göstermesini bilmiştir. Nitekim Karınca Vadisi’nde bir dişi karıncanın fısıltısını anlayan bu peygamber hem Allah’ın bu lûtfuna sevinip tebessümde bulunmuş, hem de kuvvet ve kudreti ona çevirerek şöyle demiştir: «Ey Rabbim, bana, ana- babama verdiğin nimetlere karşı şükretmemi ve senin hoşnut olacağın iyi yararlı işlerde bulunmamı bana ilham eyle ve beni kendi rahmetinle sâlih kulların arasına sok.. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, yahudilere altın çağı yaşatan Dâvud Peygamberʹden ve daha çok onun oğlu Süleyman Peygamber’den ve onlara verilen üç sıfattan söz edildi. Ayrıca Süleyman Peygamber’in faal olan ruhunun birkaç ibresinin çok duyarlı olduğu belirtilerek bir iki misal verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Süleyman Peygamberʹin Hüdhüd kuşunu haberleşmede kullandığı ve bu kuşun kendine göre zekâsı olduğu anlatılıyor. Sonra da adı geçen kuşun Sebe’ ülkesine gittiği ve ülkeyi bir kraliçe’nin yönettiğini tesbit edip Süleyman Peygamber’e bilgi toplayıp getirdiği açıklanarak kuşlar üzerinde daha ciddi araştırma yapmamız için temel bilgiler veriliyor.