Nisa Suresi 148-149. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّٰهُ سَمِيعًا عَلِيمًا اِنْ تُبْدُوا خَيْرًا اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا

149.

Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Diyanet İşleri

149.

Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

148- Allah kötü sözün açıkça söylenmesini (hiç) sevmez. Meğerki söyleyen haksızlığa uğramış bulunsun, (o takdirde zâlimin zulmünü anla­tabilir). Allah her şeyi işiten ve görendir.

149- Bir hayrı (iyiliği) açığa vurur veya gizli tutar veya bir kötülüğü affederseniz, Allah muhakkak çok affedendir, gücü her şeye yetendir.

İNİŞ SEBEBİ

Sahih rivayetlere göre, Peygamber (A. S. ) Efendimizin de hazır bulun­duğu bir mecliste yontulmamış bir adam Hazret-i Ebubekir’e (R. A. ) ağır söz söyledi. Ebûbekir (R. A. ) sesini çıkarmadı. Adam hakaretini ikinci ve üçüncü defa tekrarlayınca Ebûbekir (R. A. ) dayanamıyarak karşılık verdi. Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz kalkıp toplantıyı terketti. Ebû­bekir (R. A. ) yaptığı hatayı anlayarak koştu ve:

- Ey Allahʹın Peygamberi! O adam bana birkaç defa ağır söz söyle­di, sesinizi çıkarmadınız. Ben karşılık verince, toplantıyı terkettiniz, neden? diye sordu.

Allah Resûlü şu cevabı verdi:

- A Ebûbekir! O sana ağır söz söylediğinde bir melek inip onu ce­vaplandırıyordu. Sen karşılık verince, melek ayrılıp gitti, şeytan içeri gir­di. O sebeple toplantıyı terkettim.

Az sonra yukarıdaki âyetler indi. (Lübabü’t-Te’vîl: 1/410)

İLGİLİ HADÎSLER

Hz. Âişe (R. A. )nin bir eşyası çalınmıştı; bu yüzden hırsıza bedduâ et­ti. Bunu işiten Hazret-i Peygamber (A. S. ) üzüldü ve: «Ya Âişe! ona bed­duâ etme» diye buyurdu. (Ebû Dâvud: Hz. Âişe (R. A. )dan)

Bir adam Peygamberimiz (A. S. ) Efendimize gelerek dedi ki:

- Ya Resûlellah! Komşumuz bize çok eziyet ediyor; ne yapmamızı emredersin?

Resûlüllâh Efendimiz ona şunu tavsiye etti:

- Git de evin bütün eşyasını sokağa taşı ve çoluk çocuğunla sokak ortasında otur.

Adam sebebini sormaya gerek duymadan gitti, yapılan tavsiyeyi ay­nen yerine getirdi. Sokaktan geçenler bu manzarayı görünce ister iste­mez sebebini sorduklarında, «Komşumun eziyetine dayanamadık, soka­ğa taşınmak zorunda kaldık!. » diye cevap vermesi, halkı da fazlasiyle üz­dü ve «öyle komşuya lânet olsun.. » dediler. Her geçen o komşuyu hem kınadı, hem de lânetledi. Kötü komşu, yaptığı kötülüğün neler doğurdu­ğunu görünce pişmanlık duydu, aynı zamanda kendisinden utandı ve ge­lip özür dileyerek, sokaktaki komşusunun eşyasını yine evlerine taşınma­sını sağladı. Bir daha eziyette bulunmamaya söz verdi. (İbn Kesîr Ebu’l-Fidâ: 1/571 - Ebû Dâvud: Kitabü’l-Edeb)

«Sadaka hiçbir mala noksanlık vermez. Affeden kulun Allah şeref ve itibarını artırır. Kim de Allah için alçak gönüllü davranırsa, Allah onu yük­seltir. » (Müslim-Ahmed bin Hanbel - Tirmizî/zühd: 17: Ebu Hüreyre (R. A. )den. Sahihtir.)

«Günaha dalıp gayr-i ahlâkî yolda yürüyerek (zararlı hale gelen) fâsıkı ve ondaki kötülükleri an ki, halk ondan sakınıp korunabilsin. » (Esnaʹl-Metâlib: Uzkûr maddesi)

KUR’ÂN TERBİYESİ

«Allah kötü sözün açıkça söy­lenmesini (hiç) sevmez. Meğerki söyleyen haksızlığa uğramış olsun. »

İnsan, melekle hayvan arasında ikinci mertebede yaratılmış, her iki mertebedeki sıfatlarla donatılmıştır. Bu bakımdan peygamberler dışında hemen her insanın içinden bir takım kötülükler geçebilir. Dinin insanın ruhu ve kalbi üzerindeki en kâmil mânadaki tesiri düşünce ve niyetleri berraklaştırmak, iyilik ve hayırlara ağırlık kazandırmaktır. Ne var ki kişi, içinden geçen kötülükleri sözlü ve fiilî alana intikal ettirmedikçe pek gü­nahkâr sayılmaz. Ancak bu tür düşüncelerin devamı, insanı çoğu zaman füyuzat-i ilâhiyenin bazı tecelli ve cilvelerinden mahrum edebilir.

İslâm ve Kurʹânʹın getirdiği yüksek anlamdaki edep ve terbiye ölçü­lerinden biri de açıktan kötü söz söylememek, aklı imânla birleştirip içi­mizden geçen fenalıkları dışa vurmadan belirsiz hale getirmektir. Unut­mayalım ki, Yüce Yaratan Rabbimiz, LÂ İLÂHE İLLÂLLAH diyen bir dilin, bu kelimeye yakışmayan sözlerle kirletilmesine razı değildir.

Rivâyete göre:

İsâ Peygamber bir köyün içinden geçerken azgın Yahudîlerden biri ona ağız dolusu hakarette bulundu, en yakışıksız sözleri sarfetmekte bile bir sakınca görmedi. Hz. İsâ (A. S. ) o münasebetsizi dinledikten sonra, ona en duyarlı, okşayıcı ve rahmet saçıcı sözlerle karşılık verdi. Bu olaya şahit olanlardan insaf sahibi bir adam dayanamıyarak dedi ki: «Ya İsâ! şu adam size en ağır sözleri sarfetti, hakarette bulundu, sen ise ona en güzel ve okşayıcı sözlerle karşılık verdin, neden? » İsâ Peygamber ona şu cevabı verdi: «Herkes kesesindekini harcar. Onun kesesinde küfür, her­ze, edep dışı sözler var. Benim kesemde, edep, terbiye, güzel ahlâk ve fazî­let çiçekleri var..» (Muhadaratü’l-Ebrar/Muhyiddin Arabî)

İşte din terbiyesinin en açık meyvelerinden biri!. Peygamber (A. S. ) Efendimizin hayatı bu örneklerle doludur. Kur’ân sadece bu terbiyeyi ge­tirmiştir.

AÇIK VE GİZLİ HAYIR

«Bir hayrı (iyiliği) açığa vurur veya gizli tutar veya bir kötülüğü affederseniz, Allah muhakkak çok affe­dendir, gücü her şeye yetendir. »

Bu konuda Fahrüddîn Razî özetle diyor ki:

«Hayrın ölçü ve biçimleri çok olmakla beraber onları şu iki hususta özetliyebiliriz: Hak ile beraber doğruluk, halk ile beraber güzel huyluluk.. Bu ikinci kısım da ikiye ayrılır: Yararlı olanı onlara ulaştırmak, zararlı ola­nı onlardan savmak..

«Bir hayrı açığa vurur veya gizli tutar» cümlesi, halka yararlı şeyleri ulaştırma; «Veya bir kötülüğü affederseniz.. » cümlesi, zararı defetmeye işârettir.

Böylece bu iki cümle hayrın bütün çeşitleriyle iyi sayılan bütün amel­leri kendinde taşımaktadır. »

Allah ise, her affedenden çok daha affedici; öc alma gücüne sahip olan her intikamcıdan çok daha güçlüdür. O halde birinden öc alma güç ve imkânını bulan kimse, fiilî bir durum meydana getirmeden Allahʹın ken­disinden çok güçlü bulunduğunu hatırlamalı ve: «Beni hasmıma karşı güç­lü kılan Allah bir gün beni daha güçlü ellere teslim edecektir.. » fikir ve inancını için için aklından geçirerek kötülüğe adım atmamalıdır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Kurʹân’ın yüksek terbiyesi sergilendikten sonra, terbiyenin asıl kaynağının sağlam ve köklü bir imân olduğuna, nifak ve hayasızlığın her zaman buna ters düştüğüne işâret edildi. Aşağıdaki âyet­lerle de edep ve terbiyenin aslı ve kaynağı sayılan dinin ve sunduğu kök­lü imânın bir bütün olduğu, bölünmeğe tahammülü bulunmadığı açıklanı­yor İmânın gerektirdiği bütün şartları bir bütünlük içinde düşünüp kabul etmenin şart olduğu belirtiliyor. Bu düzeyde olan mü’minlerin kıyâmet günü ebedî saadet nîmetleriyle mükâfatlandırılacakları bildiriliyor.