Al-i İmran Suresi 149-150. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ

149.

Ey iman edenler! Siz eğer kafir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.

Diyanet İşleri

150.

Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

149- Ey imân edenler! eğer inkâr edenleri dinler de onlara uyar­sanız sizi gerisin geri çevirirler; bu yüzden zarara uğrayanlar olarak dö­nüp kalırsınız.

150- Oysa sizin Mevlânız (yegâne sâhibiniz, koruyucunuz ve yakın dostunuz) Allahʹtır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.

İNİŞ SEBEBİ

Uhud savaşında hatalı tutumlarından dolayı bozguna uğrayan mü’minleri İslâm’ın saadet caddesinden ayırmayı, onları ikbal burcundan al­aşağı etmeyi plânlayan münafıklarla inkârcılar elbirliği ederek yoğun bir propagandaya başladılar: «Artık her şey bitti, yolun sonuna gelindi. Sîz­ler Mekkeli hemşehrilerinize dostluk elini uzatın, eski dininize dönün! » di­yerek Allah’ın nurunu söndürmeye çalıştılar. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi.

İLGİLİ HADÎSLER

«Sizden biriniz, ben kendisine ana-babasından, çocuklarından ve bü­tün insanlardan daha sevgili olmadıkça imân etmiş sayılmaz. » (Buharî - Müslim - Nesâî: Enes bin Mâlik (R. A. )den)

«Kimde şu üç şey bulunursa, imânın tatlılığını tatmış olur:

1- Allah ve Resûlü ona başkalarından daha sevgili olmak,

2- Kişiyi ancak Allah için sevmek,

3- Ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi küfre dönmekten hoşlanma­mak... » (Buharî - Müslim - Tirmizî - Nesâî _ İbn Mâce: Enes b. Mâlikʹden)

«Allahʹın Rab, İslâmʹın din, Muhammedʹin Resûl olduğuna râzı olan kimse imânın tadını tatmıştır. » (Müslim - Tirmizî: Abbas b. Abdilmuttalib (R. A. )den)

HER CİSİM SAYDAMLIĞI NİSBETİNDE GÜNEŞTEN IŞIK ALIP YANSITIR

İlâhî hidâyet ve rahmet güneşi bütün insanlara yönelik doğmuştur. Peygamberler ve Onlara inanıp bağlanan Allah dostları, insanları bu gü­neşten yeterince ışık almaları için eğitmekle görevlidirler. Ruhlarını ka­rartan nefs ve şeytandan kendilerini koruma şuurunda olanlar, bu büyük mürşit ve terbiyecilere uymakta tereddüt etmezler. Bu yoldan hidâyet (doğru yol) güneşinin ışığını alıp yansıtma bahtiyarlığına erişirler. Daha çok kendini maddeye ve mideye verip bu ikisi uğrunda ömür sermayesini törpülüyenlerdir ki bu güneşe iltifat etmez ve hiç bir dinî mürşid ve ter­biyecinin sesine kulak vermezler; hattâ bu sesten rahatsız olurlar.

Ne var ki, her devirde bu tip insanlar çoğunluktadır. İştihayı çekmek­te becerikli, maddenin çekiciliğini anlatmakta başarılıdırlar. Günlük ha­yatları, zayıf irâdeli inanmışları imrendirir düzeydedir. Uhud savaşında, savaşın kaderini değiştiren birkaç kişi, bu irâdesizlikten şikâyetçi olma­dılar mı?

Hak din, insanın nefs, madde ve şehvetten yana olan eğilimini fren­leyip ölçülü biçimde kanalize etmekle; ruhu karartan, vicdanı kirleten sa­pıklıkların önüne sed çekmekle ve tek kelimeyle insanı insanlığa has şe­ref mevkiine yükseltmekle uğraşır. Bunun için inkârcı maddeciler, sapık şehvetperestler dine karşı nefret duyar, onun tesirini sıfıra düşürmek için amansız bir mücadele verirler. Ortama göre hareket edip sinsi planlar uygulayan bu tipler çok renkli ve siyasîdirler; bununla beraber asıl renk­lerini pek belli etmezler.

İşte Kur’ân bu ve benzeri inkârcılara uyulmamasını, onların dinlen­memesini telkin ediyor ve bu hususta sık sık müʹminleri uyarıyor. Hidâyet güneşinden nasîbini almayan dünyacıların, bu güneşten enerji ve ışığını alanları kendilerine uydurmakta kusur etmiyeceklerine işârette bulunu­yor. Aynı zamanda bu tiplerin hiçbir zaman müʹminlere sadık dost, yakın arkadaş ve gönüldaş olmayacaklarını hatırlatıyor.

Belini kitaplılara veya kitapsızlara bağlayan Müslüman ülkelerinin ileri gelen siyasîlerinin nasıl hatalı bir yola girdiklerini zaman ortaya çıkar­mış, milletlerine nasıl bir kötülükte bulunduklarını belgelemiştir. Ama hâ­lâ Arap ülkelerinde bu gerçeği anlamıyan veya anlamak istemiyenler sah­nededir.

Kur’ân sözü edilen uyarısını yaptıktan sonra, inanmışların asıl dost ve yardımcısının inkârcılar değil Allah olduğunu bir kez daha gönüllere neşter vururcasına belirtiyor.

O halde Allah kimin Mevlâsıdır? Bunun cevabını Kur’ân vermiştir: Allahʹa inandıktan sonra O’nun dinine hizmet eden ve bu uğurda hizmet verirken her türlü sıkıntıya katlanmasını bilenlerdir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle, inkârcılara uyup onları dinlemenin mü’minlere za­rar getireceği açıklandı. Mü’minlerin kendi dert ve meselelerini kendi ara­larında çözmeğe çalışmalarının yararına işâret edilerek inanmışlar ara­sında ciddi bir kaynaşmanın ve birlik içinde hareket etmenin önemi belir­tildi. Aşağıdaki âyetlerle, inkârın korku ve endişeyi dâvet edeceğine, iman­sızlığın ümitsizliğe kapı açacağına dikkatler çekiliyor. Cenâb-ı Hakkʹa inanıp gönülden teslimiyet göstermenin azim ve cesareti artıracağına işâ­ret edilerek Uhud savaşında mü’minlerden bir kısmının kararsızlığının ve inkârcılar gibi dünyaya meyletmelerinin onlara çok pahalıya mal olduğu anlatılıyor ve böylece İlâhî uyarının sinyalleri veriliyor.