MEÂLİ:
146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimizden çevireceğim. Onlar her âyeti (ve açık belgeyi) de görseler yine inanmazlar ona. İyilik, doğruluk ve düzenlik yolunu da görseler, onu (kendilerine) yol edinmezler; azgınlık ve sapıklık yolunu görürlerse, onu hemen (benimseyip) yol edinirler. Bu böyle; çünkü onlar âyetlerimizi yalanlamayı sanat edinmişler ve hep ondan gaflet edegelmişlerdir.
147- Âyetlerimizi ve Âhiret’e kavuşmayı yalanlayanlar var ya, onların amelleri boşa gitmiştir. Onlar ancak, amel edegeldiklerinin karşılığıyla cezâlandırılırlar.
ALLAH’A KUL OLMA KANUNU
«Onlar her âyeti (ve açık belgeyi) de görseler yine inanmazlar. »
Nasıl sevgi kanunu her ferde iki emir verir: Birincisi başkalarına iyilik yapmak, İkincisi de başkalarının kendisine iyilik yapmasını önleyen kusur ve zaaflarını düzeltmek.. Onun gibi, Allahʹa kul olma kanunu da her fert ve aileye iki emir verir: Birincisi, bütün mevcudiyetiyle Hakk’ın irâdesine teslim olmak; İkincisi karşılaştığı her insana inanç ve yaşına, bilgi ve irfanına göre ilgi ve saygı gösterip, mü’min ise, kendisinden daha az günah işlemiş ve daha çok iyilikte bulunmuş olabileceğini düşünerek tevazu kanadını yere sermek..
Sevgi, saygı ve Allahʹa kul olma kanunlarından kaynaklanan emirlerin dışına çıkanların üç önemli hastalığa yakalanacakları ve tedavisinin çok zor olabileceği ilgili âyetle şöyle sıralanıyor:
1- Açık âyet ve belgeyi görseler yine inanmazlar.
2- İyilik, düzenlik yolunu görseler yine de kendilerine yol edinmezler.
3- Azgınlık ve sapıklık yolunu görürlerse, onu hemen yol edinirler.
Böylece sıraladığımız üç mânevî hastalığın kaynağı, bencillik, kendini beğenmişlik, büyüklük taslamak, başkalarını hep küçük görmektir. Kur’ân Firʹavnʹı tipik bir misal olarak veriyor ve sonra Mekkeli mağrur müşriklere atıfta bulunarak her çağda ve hemen her ülkede bu gibilere rastlamanın mümkün olduğuna işaret ederek o gibilerin karakter yapısını belirliyor.
FİR’AVN’IN HELÂKİNE SEBEP OLAN GURUR
«Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimizden çevireceğiz. »
İlâhlık iddiasında bulunacak kadar büyüklük taslama hastalığına yakalanan Firʹavn ve yandaşlarının helâkını hazırlayan sebeplerin başında bu hastalığın geldiği dolaylı şekilde ifade ediliyor. Musa Peygamber’in gösterdiği bir çok belgelere ve muʹcizelere rağmen Allahʹa kul olmayı bir türlü sahte gururuna yediremiyen Fir’avn, sadece kendi helâkine değil, birçok insanların İlâhî hükmün altında can vermesine de sebep olmuştur. O bakımdan Kur’ân, Mısırʹdaki müşriklere dikkatleri çekerken daha çok onları idare edip yöneten Firʹavn üzerinde durur ve mağrur bir hükümdarın bir milleti de kendisiyle birlikte uçuruma yuvarlayacağını çok duyarlı sözlerle anlatarak insanları ve milletleri uyarır.
O halde sapıklık, kibir ve gurur zulümle birleşip, herşeye rağmen Hakʹtan yüzçevirince, sünnetullah harekete geçer; o, belirlenen noktaya gelince İlâhî emir iner.
AHLÂKÎ YÖNÜ
Toplum ve milletlerin mânevî zırhı, hakiki din ve o dinden kaynaklanıp iyi-yararlı örf ve âdetle birleşen ahlâktır. Bu zırhtan milletini mahrum edenler, yavaş yavaş kendilerini tasfiyeye tabi tutmuş olurlar. Çöken aile ve kavimlerin çöküş sebepleri araştırıldığında temelinde ahlâksızlığın yattığı görülür.
Rahatlıkla diyebiliriz ki, ahlâksızlığı doğuran faktörler arasında, büyüklük taslamanın, başkalarını küçümsemenin payı çok büyüktür. Çünkü kibir ve gurur, Hakkʹı ret ve inkâr, kalbi örten kesif bir tabaka oluşturur; vicdanı köreltip ruhu safiyetinden uzaklaştırarak karartır. Böylece nefis denilen iç kuvvet, İblîs denilen dış kuvvetle birleşmenin ve dörtnala gitmek için alanı boş bulmanın bütün imkânlarına kavuşmuş olurlar. Artık hayat dizginini nefis ve İblîsʹin eline teslim edip ruhî yapısını kibir ve gurur tokmağı altında tanınmaz hale sokan bir kişiye ne İlâhî âyetler, ne de akla ve vicdana seslenen semavî belgeler tesir eder. Firʹavn ve ülkesinin ileri gelenleri bu dereceye düşenlerden bir kısmıdır.
Allah ile yarışmaya kalkışan, tabir caizse, O’nunla boy ölçmek isteyen gafiller hemen her ülkede bulunabilir. Kurʹân bunlarla ilgili ezelî mesaj ve uyarıyı şu cümlelerle ifade ediyor: «Âyetlerimizi ve âhiret’e kavuşmayı yalan sayanlar var ya, onların amelleri boşa gitmiştir. Onlar ancak işleyegeldiklerinin karşılığıyla cezalandırılırlar. »
Bu ceza iki türlüdür: Birincisi, dünyadan ayrılmadan ulaştıkları küfür ve ahlâksızlık grafiğinin üst çizgisinde yakalanıp başaşağı edilmeleri; İkincisi, Âhiret’te en âdil terazi başında hesap verip lâyık olduğu yere sevkedilmeleridir. Çünkü ceza amelin cinsindendir; büyüklük taslayıp yeryüzünde azgınlık gösterenler, Cehennemde ayaklar altında çiğnenip rezil ve rüsvay edilirler. Saf sûresinde bu âdil ölçü şöyle belirtiliyor: «Ne vakit ki, onlar (haktan bâtıla) meyledip saptılar, Allah da onların kalblerini (hakkı kabulden uzak tutup) eğik hale getirdi. Allah, hakkın sınırlarını çiğneyip yozan (fisk u fücür işleyen) milleti doğru yola çıkarmaz. » (Saf sûresi: 5)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayıp inkâr, azgınlık ve ahlâksızlığı şiâr edinenlerin her türlü İlâhî rahmet ve füyüzattan kendilerini mahrum edecekleri belirtildi. Sonra da Allah’ın indirdiği kitaba inanmayıp Âhiret’i inkâr edenlerin hiçbir amelinin Allah yanında bir değer taşımıyacağı, yaptıklarının boş ve anlamsız olacağı hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle Fir’avn’ın gurur ve zulmünden kurtulan İsrâiloğullarıʹnın Allah’ı maddeleştirme eğilimleri konu ediliyor ve o yüzden büyük bir haksızlık işledikleri anlatılarak günah ve inkârdan sonra dönüş yapıp Hakkʹa yönelmenin mümkün olduğuna işâret ediliyor. Turʹdan inip gelen Musa Peygamberin onların şirke heveslendiklerine çok üzüldüğü tasvîr edilerek olayın üç önemli safhası üzerinde duruluyor.