Al-i İmran Suresi 137-138. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ هٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ

138.

Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

Diyanet İşleri

138.

Bu (Kur'an), insanlar için bir açıklama, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

137- Muhakkak ki, sizden önce (Allahʹın koymuş olduğu hayat ka­nunları gereği) birtakım olaylar, yollar, yöntemler, şeriatler gelip geçti. O halde yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakkʹı inkâr edip Peygamberleri) yalan sayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

138- İşte bu (haberler) insanlar için bir açıklama, (Allahʹtan saygı dolu bir gönülle) korkup kötülüklerden sakınanlar için doğru yolu gös­terme ve bir öğüttür.

İNİŞ SEBEBİ

Uhud savaşında İslâm mücahitlerinden bir kısmının iyi niyetle de olsa emre uymamaları sebebiyle savaşın kaderi bir anda değişmiş ve müslümanlar hayli kayıp vererek yüreklerinden vurulmuşlardı. Yukarıdaki iki âyet hem teselli anlamında, hem de milletlerin hayatında bu tür olayların cereyan ettiğini, edeceğini ve yıkılıp giden milletlerin hakkı inkâr, emre itaatsizlik gibi çok sakıncalı bir yolda yürüdüklerini hatırlatmak için in­miştir.

GELİP GEÇEN MİLLETLERDEN GERİYE KALAN ESERLER

«Muhakkak ki, sizden önce bir­takım olaylar, yollar, yöntemler, şerîatler gelip geçti... »

Geçmişteki insan topluluklarının yaşayışlarını, karşılaştıkları toplum­sal ve siyasal olayların nedenlerini, inançlarını, gelenek ve törelerini, bi­limsel çalışmalarını ve elde ettikleri sonuçları bilmemizde büyük yararlar vardır. Milletlerin maddî ve mânevî yapılarını ve bu anlamdaki yaşayışla­rını ayrıntılarıyla tesbit etmek ise, kendi hayatımıza yön vermemiz bakı­mından çok önemlidir.

Bu arada geçmiş devirlerden kalma maddî kalıntıları gezip görmek, inceleyip anlamak, insanların geçmişi hakkında son derece yararlı bilgi­ler elde etmemize yardımcı olur. Hem arkeolojik çalışmalarla sağlanan belgeler nesnel olduğundan, eskiçağ dünyasını gerek töresel, gerekse di­nî yönlerden bize yansıtmada oldukça sağlam bilgiler verirler.

Bu çok lüzumlu konu asırlarca ihmal edilmiştir. Özellikle tarih öncesi arkeoloji gerçek bilim olarak ancak 1836ʹda kendisini kabul ettirebilmiş ve çalışmalar hızlanabilmiştir. Halbuki Kurʹân-ı Kerîm’de on dört asır ön­ce buna yer verilmiş ve gelip geçen milletlerin ve insan topluluklarının da­ha çok maddî kalıntılarını gezip görmemiz tavsiye anlamında emredilmiş­tir. Ne yazık ki, Kur’ânʹın bu konudaki hikmeti çok geç anlaşılmış, bu yüz­den medeniyetin beşiği sayılan İslâm ülkelerinden sayısı belirsiz tarihî değeri yüksek eşya başka ülkelere kaçırılmıştır.

Kurʹân’da bu emir ve tavsiye tam 13 yerde kısa fakat çok duyarlı bi­çimde tekrarlanmıştır. (Yusuf: 109-Hacc: 46 - Rum: 9, 42 - Fâtır: 44 - Gâfir: 21. 82 - Mu­hammed: 10 - Âl-i İmrân: 137 - En’am: 11 - Nahl: 36 - Nemi: 69 - Ankebut: 20)

Allah Kelâmında bu konuya ağırlık verilmesinin nedeni açıktır; bunu şöyle özetleyip sıralıyabiliriz:

a) Geçmiş milletlerin ve kabilelerin tarihini bilmek, böylece tarih bil­gisini sağlam belgelere dayandırmak,

b) Tarih öncesi ve sonrası devirlerde insan topluluklarının yaşayışla­rını, inançlarını ve kültürel yapılarını tesbit etmek,

c) Putlara tapanlarla bir olan Allahʹa tapanlar arasındaki farkı anla­mak, aynı zamanda bâtılın insanlıktan yana örnek alınacak hiçbir şey. bı­rakmadığını, fakat ibret alınacak çok şey bıraktığını kalıntılarında görmek; haktan yana olanların insanlıktan yana örnek alınacak çok şey bıraktığı­na şâhid olmak,

d) Küfrün, tuğyanın, zulüm ve haksızlığın insanları her devirde yıkıp yok ettiğini görüp ibret almak,

e) Şekillendirilmiş taşlara ve ağaçlara, ayrıca bazı hayvanlara tapı­nıp asıl yaratanı arayıp bulmamanın, bu konuda Allahʹın insana sunduğu akıl ve diğer yetenekleri kullanmamanın insanlığa çok pahalıya mal olduğunu görmek,

f) Daha güçlü ve uzun ömürlü olmalarına rağmen, Allahʹın koymuş olduğu hayat kanununa, yani Sünnetullah’a uymadıklarından yine en kah­redici darbeyi bu kanundan yediklerini anlamaya çalışmak gibi yararlı sonuçlar elde etmek her zaman mümkündür.

Bütün bu sıraladıklarımızı Kur’ân üç madde halinde özetler:

1. Bunda insanlar için bir açıklama vardır.

2. Sakınanlar için doğru yolu bulup seçme fırsatı mevcuttur.

3. Allah’a kul olmanın derin anlamını kalbinde taşıyarak derin bir saygı ile O’ndan korkup kötülüklerden sakınabilmek için nice ibretler ve öğütler sergilenmiştir.

İLAHİ SÜNNETLER

«Muhakkak ki, sizden önce birtakım sün­netler gelip geçti... »

Kur’ânʹda bu sünnete geniş yer verilmiş ve ağırlık kazandırılmıştır. Tefsirimizde bu bakımdan sık sık buna temas etmekte ve gereken açık­lamayı bir bakıma tekrarlamaktayız. Çünkü inanan bir milletin İlâhî sün­netin kâinatta hükümran olduğunu bilmesi çok, hem çok lüzumludur. İn­kâra sapıp olayları tabiata bağlıyarak işin içinden sıyrılıp çıkmak kolay, ama bunun sonucuna katlanmak çok zordur. Sırf Allah’ı unutturmak ve körpe dimağlara maddeciliği aşılamak için «tabiat böyle yaptı, böyle ge­liştirdi», «doğa bunun böyle olmasını zorunlu kıldı» gibi sözler kullanmak evet çok kolay ve basittir. Ama bu nedenle yetişen dinsiz bir neslin nasıl bir tuğyan içine gireceğini düşünmemek o nisbette körlük ve aşağılıktır.

Tarih bize gelip geçen milletlerin kendi kaderini bu sünnete uyarak, ya da uymayarak çizdiğini göstermektedir. Sünnete uyanlara hayatın yü­zü gülmüş, kudretin yardım eli uzanmıştır. Uymayanlara felâket kapıları açılmış, kudretin yardım eli uzanmamıştır.

Evet, «Yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakkʹı inkâr edip Peygamber­leri) yalan sayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçmiş milletlerden ve insan topluluklarından Hakk’ı inkâr edip Sün­netullah’ın sınırlarını aşanların yine bu sünnet gereği nasıl kötü bir so­nuca kendilerini ittiklerini, kalıntılarından görüp öğrenmekteyiz. Kur’ânda bu konuda yukarıdaki âyetlerle tavsiyede bulunuldu. Gezip dolaşmamızı, tarih öncesi ve tarih sonrası gelip geçen milletlerin birçok yapılarını yan­sıtan kalıntılarını görmemizi emrederek arkeoloji’ye kapı açtı.

Bu noktadan hareketle Uhud savaşında arzulanan amaca erişilemediği üzerinde duruldu; bunun nedeninin dikkatsizlik ve itaatsizliğe dayan­dığına işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, imân cevherine sâhip olup Hakʹtan yana sağlam bir doğrultuda bulunanların er-geç üstünlük sağlayacakları, düşmanlarına karşı zafer bulacakları haber veriliyor.