MEÂLİ:
131- Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. And olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmanızı tavsiye etmişizdir. Eğer inkâra sapıp tanımazlık ederseniz, (bilmiş olun ki) göklerde olanlar da, yerdekiler de Allahʹındır. Allah her şeyden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur). Övülmeğe de (her zaman) lâyıktır.
132- Göklerdeki olanlar da, yerdekiler de Allahʹa aittir; (işleri düzene koymada) vekîl olarak Allah yeter.
133- (Allah) dilerse -ey insanlar! - sizleri giderip başkalarını getirir. Allahʹın (elbette) gücü buna yeter.
134- Kim dünya sevâbı (nîmet ve mutluluğu) isterse, (bilsin ki) dünya sevâbı da, âhiret sevâbı da Allahʹın yanındadır. Allah işiten ve görendir.
İNİŞ SEBEBİ
Son âyetin Arap müşrikleri hakkında indiği söylenir. Onlar Allahʹın yegâne yaratıcı olduğuna inanır, ama öldükten sonra artık kalkmıyacaklarını sanırlardı. Daha doğrusu âhirete inanmazlardı. Münafıkların da itikat ve tutumu, düşünce ve davranışı buna yakındı. Âhirete inanmadıkları için Peygamberle savaşa çıkmaz, çıkmamak için türlü bahaneler gösterir, yan çizerlerdi. (Lübabü’t-Te’vîl/Alaeddin Ali)
HAK DİNLER ÂİLE HAYATINA AYNI AÇIDAN BAKAR
«And olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmanızı tavsiye etmişizdir. »
Daha önce de belirttiğimiz gibi, âile milletin temel taşı ve değer ölçüsüdür. Hak dinlerin hemen hepsi âileye bu açıdan bakar ve hükümlerini -günün sosyal şartlarını dikkate alarak- bu doğrultuda sergiler. Ne var ki, sosyal yapıda ve âile bünyesinde tarih vetiresi (süreç) içinde meydana gelen gelişmeye paralel olarak dinlerde de gelişme, yani tekâmül meydana gelmiş ve bu tekâmül İslâm ile son şeklini bulmuştur.
Tevratʹta âile hayatına ve kadının mahremiyetine geniş yer verilmiştir. «Sizden hiç biri kendi yakın akrabasından da birine onun çıplaklığını açmak için yaklaşmıyacaktır. » (Tevrat/Levililer: 18/6)
«Ve başka birinin karısı ile zina eden, komşusunun karısı ile zina eden adam, hem o, hem kadın mutlaka öldürülecektir. » (Tevrat/Levililer: 20/10)
İncil’de de âile yuvasının kutsallığı belirlendikten sonra zinanın kesinlikle haram kılındığı şu belgeyle anlatılır: «Zina etmiyesin, katletmiyesin, çalmıyasın, yalan şehadet etmiyesin. Babana ve anana hürmet et. » (İncil/LUKA: 18/20)
Kur’ân bu hususu şu âyetle açıklamıştır: «And olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmanızı tavsiye etmişizdir. »
İLÂHÎ SÖZÜN ÜÇ DEFA TEKRARI
Yukarıda konumuzla ilgili üç âyette: «Göklerde olanlar da, yerdekiler de Allahʹındır.. » sözü üç defa tekrarlanmıştır. Belli başlı tefsirlerde de bu hususa dikkatler çekilmiş ve bir takım yorumlar yapılmıştır. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi, her tekrar, insan idrâkindeki izi derinleştirerek devamlı bir şuur uyanıklığı sağlar. Gerçek bu olmakla beraber buradaki tekrar ilâhî kudret ve sıfatın üç ayrı alana yöneldiğini göstermektedir:
1. Karı-koca anlaşamayıp ayrıldıkları takdirde bunun yarar ve zararı kendilerine aittir. Geçim ise, mutlaka evlilik bağıyla orantılı değildir. Allah yarattığı her insanın rızkını -onun yetenek, hareket ve çalışması ölçüsünde takdir edip- hazırlamıştır. Boşanan kadın aç kalır, erkek perişan olur diye genel bir kaide yoktur. Ama evlilik herhalde hayırlıdır. Allah’ın ise bizim evli kalmamıza ihtiyacı yoktur. Her şey Oʹnundur. O mutlak anlamda ganiydir.
2. İlâhî buyruğu tanımayıp inkâra sapar, kötülüklere devam ederlerse, bunun da zararı kendilerine yöneliktir. Allahʹa hiç kimse hiçbir suretle zarar veremez. Çünkü göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi O’na aittir. Allah’ın hiçbir zaman kullarının imân, ibâdet ve iyilik üzere bulunmalarına ihtiyacı yoktur. İşlenen günahlar, ortaya konulan küfür, inkâr ve tuğyanlar Oʹnun kudret ve yüceliğinden eksiltemiyeceği gibi, işlenen ibâdet ve iyilikler de O’nun kudret ve yüceliğini artırmaz. O ne ise odur, olduğu gibi kalacaktır. Her şey Oʹnundur. Günah, sevâp, iyilik ve kötülük nisbî ve İzafîdir. Yani bize nisbetle bir şey ya iyi, ya da kötüdür; ya sevâp ya da günahtır; ya helâl ya da haramdır.
3. Baş kaldırıp inkâr ve inatta ısrar ederseniz, Allahʹa hiç bir şekilde zarar veremezsiniz. O dilerse sizleri alaşağı edip başkalarını hizmet alanına getirir. İnsanların mutlak anlamda hayrına ve mutluluğuna tevcih edilen son dine sahip çıkmıyacak olursanız, Allah bu kutsal emaneti sizden çekip alır, sahip çıkacak başka bir millete verir. Çünkü göklerde olanlar da, yerdekiler de hep Allahʹındır. Mülk Oʹna aittir. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.
Görülüyor ki, her tekrar tecelli ettiği alan ve anlam farkıyla insan akIını ve anlayışını Allahʹtan başkasıyla meşgul olmaktan çevirip mârifet-i ilâhiyeye yöneltmektedir. Diğer bir deyimle, İlâhî kudretin her şeyi kapsayıp kuşattığını, her şeyin Oʹnun sonsuz tasarrufu altında bulunduğunu insan idrâkine, iz bırakacak biçimde işlemektedir.
GÜNDÜZ GECEYİ UNUTTURMAMAM
«Kim dünya sevâbı (nimeti) isterse, (bilsin ki) dünya sevabı da, âhiret sevabı da Allah’ın yanındadır. »
Her gündüzün mutlaka bir gecesi var, denildiği gibi; varlık âleminde her şeyin çift yaratıldığı da bir gerçektir. Bu çiftlerin çoğu dış görünüşleriyle birbirinin karşıtı, aslında biri diğerinin tamamlayıcısı ve tanıtıcısıdır. Soğuk ile sıcak, karanlık ile aydınlık, acı ile tatlı, dünya ile âhiret gibi..
Kur’ân 134. âyetle dünya ile âhiretin birbirini tamamlayıcı ve açıklayıcı çift olduğunu çok duyarlı bir anlatımla idrâk perdemize aksettirmekte ve akıl denilen yol göstericiye ışık tutmaktadır. Dikkat ettiğimizde gündüz gece ile değer ölçüsünü bulmaktadır. O halde dünyayı âhiretsiz düşündüğümüzde onun değer ölçüsünü ortaya koyacak ne vardır? Karşılığı bulunmayan bir mücadelenin ne yararı vardır? Dünya bu durumda neyi ifade ediyor, ne gibi bir saadet getiriyor? Eğer âhiret yoksa, boş bir kuruntudan başka neyi anlatır? Ama hakikat hiç de böyle değildir. Gündüzün geceyle bağlantısı ne ise, dünyanın âhiretle bağlantısı bir bakıma odur. Çünkü dünya âhiretle değer ve ölçüsünü bulmakta, âhiret de onunla asıl amaç ve gaye olduğunu göstermektedir. Bu çiftleri birbirinden ayrı düşünmek sonuca götürücü değildir ve olamaz da..
O halde yalnız dünya sevâbı istemek, yani ondaki nimetleri elde etmeyi arzulamak, yalnız gündüzün nîmetini isteyip, insanı hayat mücadelesinin cenderesinden çekip alan ve dinlenmesini sağlayan geceyi arzu etmemek kadar anlamsız ve ölçüsüzdür. Bunun için Kurʹân’da «Dünya sevâbı da, âhiret sevâbı da Allahʹın yanındadır.. » buyurularak ikisini bir arada düşünmenin gereğine ve paralel bir değerlendirme doğrultusunda birinin diğerini tamamladığını düşünerek her birine ayrı ayrı değer verilmesine işaret edilmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle kadın ve yetimlerin haklarının korunması emredildi; miras ve mehir konuları örnek gösterilerek âdil davranılması belirtildi Aşağıdaki âyetle, sadece kadın ve yetim haklarının korunmasıyla yetinilmeyip her insanın hakkının korunmasının gerekli olduğu açıklanıyor; hak ve adâletin, kendi aleyhine veya ana-babası, ya da yakınları aleyhine bile olsa sağlam ölçülerle ayakta tutulması emrediliyor.