MEÂLİ:
123- Şüphesiz İlyâs da gönderilen peygamberlerdendir.
124- Hani o, kendi kavmine, «siz (Allahʹtan) korkup (putlara tapmaktan, kötülük işlemekten) sakınmaz mısınız?
125- 126- Siz, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi olan Allahʹı, O yaratanların en güzelini bırakıp da Baʹlʹe mi tapıp yalvarıyorsunuz? » demişti.
127- Onu yalanladılar. Çünkü o inkârcılar da şüphesiz (Cehennem’e atılmak üzere) hazır duruma getirileceklerdir.
128- Ancak Allahʹın iyi niyetli samimi, gösterişten uzak (inanan) kulları müstesnâ..
129- Biz sonrakiler arasında İlyâsʹı (onun şerefli ismini) bıraktık.
130- Selâm İlyâsînʹe (Yâsin ailesine, hem İlyâsʹa, hem inanan kavmine) olsun!
131- Şüphesiz biz iyiliği, güzelliği, yararlı işlerde bulunmayı huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
132- Doğrusu o, bizim mü’min kullarımızdandır.
İLYÂS PEYGAMBER (A. S. )
İlyâs Peygamber (A. S. ) hakkında farklı rivâyetler ve görüşler vardır. Onları şöyle özetleyebiliriz:
a) Katade ve Muhammed b. İshâkʹa göre, İlyas, İdris Peygamberʹin bir diğer ismidir. Nitekim İbn Ebî Hâtimʹin İbn Mes’ûd (R. A. )den yaptığı rivâyette deniliyor ki: «İlyas, İdris Peygamber’in kendisidir. »
b) Vehb b. Münebbihʹe göre, Hezekiyal (veya Hizkil - Hezekeil) Peygamber’den sonra İsrâil oğulları’na gönderilen bir peygamberdir.
c) İbn Abbas’a (R. A. ) göre, Elyesa’ın amcasıdır.
d) Kurtubîʹnin İbn İshak’tan ve başka siyercilerden yaptığı rivâyete göre, Cenâb-ı Hak Zülkifl’in ruhunu alınca, İsrâil oğulları’nda büyük çalkantılar meydana geldi, o kadar ki Allah’a verdikleri sözü unuttular da O’nu bırakıp putlara tapınmaya başladılar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak onlara İlyas’ı peygamber olarak gönderdi. Elyesaʹ ona uyup inandı... (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 15/115, 116)
YARATANLARIN EN GÜZELİNİ BIRAKIP BA’L’E TAPANLAR
«Siz, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, O yaratanların en güzelini bırakıp da Ba’lʹe mi tapıp yalvarıyorsunuz? demişti. »
Ba’l, ismi üzerinde de hayli durulmuş ve birtakım farklı yorumlar ve rivâyetlere yer verilmiştir. Onları kısaca şöyle maddeleştirebiliriz:
a) İbn Abbas, Mücâhid, İkrime, Katade ve Süddî’ye göre, ilâh edinilen put anlamına gelir ki bu, daha çok Yemen bölgesinde yaygınlaşmıştır.
b) İbn İshâk’a göre, tanrıça kabul edilen bir putun adıdır.
c) Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’in babasına göre, Şam dolaylarında Baʹlebekʹde tapınmak için yapılan bir putun adıdır.
d) en-Nuhas’a göre, Rab manasına kullanılan bir isimdir. Nitekim Yemen halkı, sâhip, terbiyeci yerine daha çok «Ba’l» ismini kullanırlar.
Bunu destekler mahiyette İbn Abbas’ın (R. A. ) şöyle dediği rivâyet edilir: «Yemen’den bir adam Mina’da rastladığı bir deve için, «bunun ba’li, yani sâhibi kimdir? » diye sordu.. » (Tefsîr-i Kurtubî: 15/117)
e) Yapılan araştırmalara göre ise, Fenikeli’lerin şöhret bulan en büyük putlarının adıdır ki bu daha çok Şam, Lübnan ve dolaylarında yaygınlaşmıştır. İsrail oğullarının altın çağları geride kalıp gerileme dönemine girince, her konuda inhitat kendini göstermeye başlamış, özellikle dinî konuda bu daha çok belirgin bir hal almıştı; o kadar ki, Allah’ı bırakıp Ba’lʹe tapınmaya başlamışlar ve böylece Tevhîd İnancıʹnı temelinden yıkıp putperestliğe dönmüşlerdi. Özellikle onların bu gerilemesi Yuşa’ Peygamberʹin vefatından sonra kendini hissettirmiş ve büyük bir çalkantı, çözülme ile kendi kendilerini sefil ve perişan olma çizgisine getirmişlerdi.
İlyas Peygamber böyle bir dönemde onlara uyarıcı nebî olarak gönderilmiş ve uzun bir mücadele verdiği halde, onları doğru yola çevirme imkânı elde edememiş; sonunda onu yalanlamak suretiyle hakkı red ve inkâr etmişlerdi.
Kurʹân-ı Kerim özellikle bu nokta üzerinde durmakta ve İsrâil oğullarıʹnın zaman zaman, dönem dönem nankörlük ettiklerine dikkatleri çekmektedir.
YARATANLARIN EN GÜZELİ
Kurʹân-ı Kerîmʹin iki yerinde «yaratanların en güzeli» sözü kullanılmakta ve bununla, bir olan Allah’ın yaratma konusunda da benzer kabul etmiyecek güzellikte ve mükemmellikte olduğuna işâret edilmektedir.
Bu şekil bir anlatım, önce bir tuhaf gelmektedir. Şöyle ki: Kâinatta birçok yaratanlar varmış da, Allah o yaratanların en güzeli imiş gibi bir sonuç ortaya çıkmakta ve Tevhîd Akidesi’ni zedeler anlamda görülmektedir. Oysa yorum ve mana hiç de sanıldığı gibi değildir. Konuyu iyi anlayabilmek için önce hem «halk» kelimesini, hem de bu kökten türetilen «hâlık» sıfatının delâlet ettiği manaları bilmemiz gerekir.
Râğıb, el-Müfredatı’nda «halk» maddesini işlerken, şöyle bir açıklamada bulunmuş, yani bu kelimenin delâlet ettiği farklı manaları şöyle sıralamıştır:
a) Dosdoğru takdîr etmek,
b) Aslı, yani model ve mayası olmayan şeyi ibda’ etmek, («Allah gökleri ve yeri yarattı» âyetinde olduğu gibi).
c) Bir şeyi bir şeyden, yani bir şeyi, aslı ve modeli bulunan bir şeyden icâd etmek, yapıp ortaya çıkarmak, («Sizi bir tek can (Adem)den yarattı» âyetinde olduğu gibi).
Böylece ibdâ’ manasına delâlet eden «halk», «bediʹ» veya «mübdi’» manasına delâlet eden «Hâlık» ancak Allah hakkında kullanılabilir. İcad manasına gelen «halk» ve mucid manasına gelen «hâlık» ise insanlar hakkında da kullanılabilir.
O halde gerek konumuzu oluşturan 125. âyette, gerekse Mü’minûn Sûresi 14. âyette geçen «yaratanların en güzeli»nden maksat, mucid ve sâni’lerin (yapıp yakıştıranların) en güzeli Allah’tır demektir. Nitekim İmam Kurtubî kendi tefsîrinde 125. âyette geçen «Ahsene’l-hâlıkin»i «ahsene’s- sâniin» şeklinde yorumlamıştır ki manası şöyledir: «Cenâb-ı Hak, yapıp icad edenlerin en güzelidir. »
İnsanlar ise, hiç olmayan, aslı ve mayası bulunmayan şeyi yoktan var kılıp vücuda getiremezler; ama aslı ve mayası veya model ve örneği bulunan şeyi yapıp icad edebilirler. (Bilgi için bak: Mü’minûn Sûresi: 14. âyetin tefsiri)
İLYAS peygamberʹin (a. s. ) davet metodu
İlyas (A. S. )ın, İsrâil oğulları’nı hakka dâvetinden bir özet verilmektedir. Onun bu çağrısında uyguladığı metottan yönlendirici hususlar anlaşılmakta ve düşünebilenler için o, aydınlatıcı misâl özelliği taşımaktadır. Önce, uyarıp dâvet ettiği milletin Allahʹtan pek korkmadıkları, kötülüklerden sakınmadıkları; aynı zamanda Allahʹı bırakıp putperestliğe döndükleri konuya giriş anlamında veriliyor. Sonra da ana tema şöyle işleniyor:
a) Cenâb-ı Hak, yapıp yakıştıranların, icad edip ortaya koyanların en güzelidir. İnsan eliyle yontulup şekillendirilen Ba’l ve benzeri putlar, ilâhî icad ve sanatın karşısında hiçbir anlam ve değer taşımaz. Çünkü kâinatı da, onda yer alan her cismi ve eşyayı da yaratan Allah’tır.
b) Allah gelip geçenlerin de, gelecek olanların da yegâne yaratıcısı, terbiye edip kemâle erdiricisidir.
Anlaşıldığı üzere Allah hakkındaki bu iki açıklama, O’nun bütün kemal sıfatlarını içermekte ve indirdiği kitapların, gönderdiği peygamberlerin «Rab Sıfatı» ile ilgili beyanını kapsamına almaktadır.
İlyâs (A. S. )ın teblîğ ve irşatta bulunduğu kavim veya milletin çoğu inkârda ısrar etmişse de, ona inananlar da olmuştur. Tıpkı Mekkeli müşriklerde görülen durum gibi, çoğu Hz. Muhammed’i (A. S. ) red ve inkâr ederken, az bir grup Ona inanıp her şeylerini Allah yoluna vakfetmişlerdi.
Şüphesiz bu durum, hak ile bâtılın devamlı sürtüşme, tartışma halinde olduğunu göstermekte ve kıyâmete kadar da devam edeceğine işâret etmektedir. İnsanlık tarihi böyle başlamış ve böyle sona erecektir. İnsan ruhunu harekete geçiren, gerçeği araştırıp bulma şuurunu veren, ilmî araştırmalara canlılık kazandıran bu mücadeledir. Kurulan medeniyetler de yine bu mücadeleleri bir başka tezahürü ve tabii sonuçlarıdır.
Böylece İlyâs Peygamber de görevini lâyıkıyla yerine getirerek İlâhî iltifata mazhar olmuş ve kendisinden sonra gelenlere şerefli bir isim bırakmıştır. Kutsal kitaplar ondan saygı ile söz etmektedir.
Kıssanın bu bölümü, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) cihanşümul bir inkılâp yapacağını, isminin şan ve şerefle anılacağını, kalıcı bir din bırakacağını ilhâm etmekte ve dolaylı şekilde Mekkeʹde İlâhî inâyetin tecellisini bekleyen müʹminlere müjde vermektedir.
İlyâs Peygamber gibi, hemen bütün peygamberler dünyada da, âhirette de Allahʹın selâm sıfatının tecellisine mazhar kılınmışlardır. Onlara dosdoğru uyan müʹminlerin de bu sıfattan nasiplerini alacaklarında hiç şüphe yoktur.
İLYÂSÎN KİMDİR?
130. âyette bu isimden söz edilmektedir. Bundan İlyâs Peygamber mi kasdediliyor, yoksa başka bir zat mı? Müfessirlerimizin araştırma ve tesbitine göre, birtakım farklı yorumlar söz konusudur. Şöyle ki:
a) el-Hasan’a göre, İlyas Peygamber’in bir diğer ismidir, ancak Yâsîn isminin başına tarif edatı olan (elif-lâm) konulmuştur.
b) Şeybe ve Nâfı’ın kıraatlerine göre, «İlyâsîn», «Âl-i Yâsîn» demektir ve aynı zamanda İlyâs Peygamberʹe verilen bir diğer isimdir. Bilindiği gibi «âl» ona inanıp uyan müʹminler demektir.
c) Diğer bir ihtimale göre, Araplar, İbrânice olan İlyâsʹı bazan «İlyâsîn», «Elyasin», bazen de «Elyesaʹ» şeklinde kullanmışlardır.
Ayetler arasinda bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, İlyâs Peygamberʹin dâvet metodu üzerinde durularak kıssanın özeti verildi ve böylece Mekkeʹde bir çıkış yolu bekleyen müʹminlere selâmete erme günlerinin yaklaşmakta olduğu ilhâm edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yine aynı amaç doğrultusunda Lût Peygamber kıssasının özeti veriliyor ve azıp sapıtan, cinsel sapıklığın en şenisini irtikâpta bir sakınca görmeyen Sodomluʹların yerle bir edildiği belirtilerek, Mekkeli müşrikler uyarılıyor.