Nisa Suresi 128-130. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَكِيمًا

130.

Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Diyanet İşleri

129.

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

130.

Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

128- Eğer bir kadın, kocasının ilgisizliğinden veya (kendisinden) yüzçevirmesinden endişe ederse, kendi aralarında anlaşıp uzlaşmaya gay­ret etmelerinde (evliliklerinin devamında yarar varsa devamına, yoksa ay­rılmalarına karar vermelerinde) bir sakınca yoktur. Barışmak ve anlaşmak (herhalde) hayırlıdır. Nefsler aşırı cimrilik, bencillik ve kıskançlıktan yana hazırlana gelmiştir. Eğer iyilikle davranır, (ilgisizlikten) sakınırsanız, Allah şüphesiz yapageldiğiniz şeylerden haberlidir.

129- Kadınlar arasında ne kadar âdil davranmak isteseniz de el­bette (buna) güç getiremezsiniz. O halde büsbütün (birine) meyledip (di­ğerini) askıdaymış gibi bırakmayın ve eğer arayı düzeltir (inat, bencillik ve haksızlıktan) sakınırsanız, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok mer­hamet edendir.

130- (Anlaşma ve uzlaşma imkânları kalmaz da) karı-koca ayrılır­sa, Allah herbirini kendi fazl u keremiyle ganî kılar. Allahʹın lûtf u keremi çok geniştir. O, yegâne hikmet sâhibidir.

İNİŞ SEBEBİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin hanımlarından Zem’a kızı SEVDE (R. A. ) iyice yaşlanmıştı. Peygamberin kendisini boşayacağından endişe ediyor, fakat bunu bir türlü açıklıyamıyordu. Uygun bir zaman kolladı ve şöyle bir ricada bulundu: «Ey Allahʹın Peygamberi! Beni boşamayıp yanınızda alıkoyun; iyice yaşlandım, sıramı Hz. Aişe’ye gönül hoşnutluğuyla bıra­kıyorum.. »

Aslında Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onunla evlendiğinde de epeyce yaşlı idi. Hizmetlerinden dolayı ona bir paye vermek istemişti. Boşamayı düşünmüyordu. Ama kadın psikolojisi bu ya, kendi kendine şüphelenmişti. Bunun üzerine yukarıdaki 128. âyetin indiği söylenir. (Tirmizi: Hadistin hasenün garibün - Mefatihüʹl-gayb - İbn Cerîr Taberî)

Diğer bir rivâyet:

Ashabdan Râfiʹ bin Hudayc (R. A. ), karısı Havleʹden iyice tiksinmişti; onu boşamak istiyordu. Kadıncağız onun bu yoldaki niyetini anlayınca şöyle bir istekte bulundu: «Beni boşama, istediğin şekilde ve ölçüde be­nimle ilgilen, bu hususta tamamen serbestsin.. » Bu, cidden barışçı bir tek­lifti. Yukarıdaki 128. âyetin o sebeple indiği söylenir. (Zührî: Saîd b. Müseyyeb’den)

İLGİLİ HADÎSLER

«Allah katında helâlın en çok sevilmiyeni, karı boşamaktır. » (Ebu Davud/Talak: 3 - İbn Mace/Talak: 1 - İbn Asâkir: İbn Ömer (R. A. ) dan)

«Kimin iki karısı bulunur da aralarında âdil davranmazsa, kıyâmet gü­nü bir tarafı felçli sarkık bir vaziyette gelir. » (Dâremî/nikâh: 24 - Ebû Dâvud/nikâh: 38 - Tirmizî/nikâh: 42)

Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemiz diyor ki:

«Resûlüllâh Efendimiz, hanımları arasında ciddi ve âdil bir taksimat yapar, eşit haklar sağlamaya çalışır ve şöyle derdi: «Allahım! bu benim sahip olabildiğim (erişebildiğim) bir taksimattır; Senin sahip olduğun, ama benim olamadığım hususta beni kınama!. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu sözü ve duâsıyla insan kalbine işâret ediyor ve elde olmayarak gönül bir tarafa fazla meyledebilir, demek isti­yordu. (Ebû Dâvud/nikâh: 38 - Tirmizî/nikâh: 41 - Nesâî/nisa: 42 - İbn Mâce/nikâh: 47 - Dâremî/nikâh: 25 - Ahmed: 6/144)

Ebû Kalabe, Enes bin Mâlik (R. A. )den şu rivâyeti yapmıştır:

«Bakire ile evlenen kimsenin onunla yedi gün geçirdikten, dul ile evle­nen onunla üç gün geçirdikten sonra, diğer hanımıyla onun arasında âdil bir taksimat yapması sünnettir. » (Buharî/nikâh: 100, 101, - Müslim/redâ’: 43, 45 - Ebû Dâvud/nikâh: 34 - Tirmizî/nikâh: 41 - İbn Mâce/nikâh: 26 - Dâremî/nikâh: 27 - Tabera- nî/nikâh: 13 - Ahmed: 2/178)

KOCANIN İLGİSİZLİĞİ VE KADININ KISKANÇLIĞI

«Nefsler aşırı cimrilik, bencillik ve kıskanç­lıktan yana hazırlana gelmiştir. »

Yaşama içgüdüsü nasıl insanın en kuvvetli güdüsü ise, bir âile yu­vası kurup huzur ve mutluluk içinde yaşamak arzusu da onun yaratılışın­da tezgahlanıp ruhunun derinliğine kök salan bir duygudur. İnsan, başta Allah düşüncesi olmak üzere bu içgüdü ve o duyguyla dünyaya gözlerini açar.

Evlilik çağına gelince kendine denk bir eş arar. Evlenince karı-koca birbirini denetlemeye koyulur, eşini başkasına kaptırmama gayretine gi­rer.

Kur’ân’da psikolojiye ışık tutan bir deyim ile şöyle buyuruluyor: «Nefs­ler aşırı cimrilik, bencillik ve kıskançlıktan yana hazırlana gelmiştir. » İşte insan karakteri daha çok bu doğrultuda seyreder. Din, ahlâk, ilim ve ciddi bir eğitim onun bu duygu ve aşırılıklarını dengede tutmaya yöneliktir.

Gerçek bu olunca, erkek evdeki hanımına karşı bazı hususlarda ilgi­siz kalır, daha önceleri gösterdiği yakınlığı ve sıcaklığı tavsatırsa, bu du­rumda kadının daha iyi düşünüp, daha şuurlu hareket etmesi en sağlıklı yoldur. Duygusal davranmak, mesafeyi daha da açabilir. Bencillik edip inatlaşmak nefreti artırmaktan başka bir şeye yaramaz. İntikam alma hır­sına kapılmak, kin ve düşmanlığı dâvet eder. Ama kadın olsun, erkek ol­sun her şeyden evvel kendi hayatının ölçü ve dengesini düşünmek zorun­dadır. Durum ne olursa olsun, perde arkasında da, perde önünde de insan kendini makul ölçüler içinde göstermesini bilmelidir. İnsanın en büyük eseri, sağlam imandan sonra dürüst ve namuslu yaşamaktır. Geriye kalan diğer bütün eserler dürüstlük ve namuslulukla değer kazanır.

O halde açılan mesafeyi soğukkanlılıkla daraltmaya çalışmak, şart­lar ne olursa olsun edep, terbiye, nezaket ve nezahet kurallarını elden bı­rakmamak, insana yakışanı yapmaktır. Çünkü bu tür olumlu davranışlar, karşıdakini insafa dâvet eder, nefretini küller, İnsanî yönünü harekete ge­çirir.

Evin erkeği de, Allah’ın erkeklere sunduğu kuvvet ve üstünlüğü, ken­disinden zayıf ve daha duygusal, ince ruhlu yaratılan kadına karşı kullan­ma küçüklüğüne düşmemelidir. Kin ve nefretin kabardığı anlarda için için şöyle demeli veya demesini bilmelidir: «Benden daha zayıf, daha duygu­sal olan kadını bana emanet eden kudret, beni daha güçlü ellere teslim edecektir. » Böylece Allah’ın sunduğu bu üstünlüğü kötü yolda değil, iyi yolda kullanma idrâkine erişme fırsatını kendi kendine tanımış olacaktır.

Bunun için Kurʹân’da barış ve anlaşmanın herhalde hayırlı olduğu be­lirtilmekte ve insan idrakini bu hususta uyanık tutmak için çok duyarlı bir ifade kullanılmaktadır.

KADINLAR ARASINDA ADÂLET

«Kadınlar arasında ne kadar âdil davranmak isteseniz de (buna) güç getiremezsiniz. »

İnsan daha çok inancının ve düşüncesinin doğrultusundadır. Sorum­luluk duyduğu ölçüde hayırhahtır. Allahʹtan korktuğu nisbette fazîletlidir.

Dünyaya ayak basan her insan fizikî bir kanunla tesbit ettiğimiz gibi, şu üç durumdan biriyle hayatının ölçüsünü sergiler: Kararlı denge, ka­rarsız denge, bozulmaz denge..

Eğitim yoluyla Allah’a, Peygambere ve âhiret gününe gönülden ina­nan ve bu inancı coşkun bir sevgi halesi içinde ruhunun derinliğine yer­leştirip bütün hücrelerine sızmasını sağlayan kimse bozulmaz denge­dedir. Tıpkı tam yuvarlak bilya gibi nereye yuvarlansa hep dengede du­rur. Hiçbir cazip teklif onun dengesini bozmaya yetmez. Nerede bulunur­sa bulunsun, nasıl bir olayla karşılaşırsa karşılaşsın, hep o imân ve irfanı beraberinde taşır.

Bu ölçüde olmayıp az-çok kararlılık içinde bulunan müʹmin ise, olay­ların akışı içinde bazen kararlı dengesini bozabilir. Böylece bir an gelir kararsız bir dengeye itilmiş olur. Yılların geride kalması, ona bir çok tecrü­beler kazandırıp olgunlaşmaya yüztutunca, bozulmaz denge düzeyine eriş­meye çalışır. Allahʹın yardımı tecelli ederse, muvaffak olur.

Evlenen çiftleri bu kanunun ışığı altında ele alıp belirtilen ölçülerle değerlendirdiğimizde karşımıza şu tablo çıkar:

Evliliğin çok hayırlı ve feyizli bir sünnet olduğuna inanan ve bundan amacın daha çok soylu, namuslu ve dürüst, Allah’ını bilip Oʹndan korkan erdemli bir kuşak yetiştirmek olduğunun bilincine varan kimsenin aile yu­vasındaki durumu ve davranışları «bozulmaz denge» düzeyindedir. Âdil davranmak onun şaşmayan yolu; eşit muamele etmek değişmiyen pren­sibidir.

Evliliği daha çok rahat etme, şehveti teskinle çocuk sahibi olma açı­sından değerlendiren kimse ise, bazen kararlı denge, bazen de kararsız denge karakterini gösterir.

Bir tek kadınla evli bulunan ve onunla yetinen, aynı zamanda daha çok birinci maddede belirtilen amaca yönelik bulunan kimse zaten âdildir ve fazîletlidir. Daha çok bozulmaz dengededir. Birden fazla kadınla evli ve yine aynı amaca yönelik bulunan kimse de az-çok âdildir ve fazîletlidir; ne var ki daha çok kararlı dengede sayılır. Bazen hislerine mağlup olarak kararsız dengeye kayabilir. Çünkü kadınlar arasında mutlak ölçüde adâlet ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde hareket etmek çok zor, hattâ bazı durum­larda imkânsızdır. Kur’ânʹda konumuzu oluşturan âyette bilhassa bu hu­susa dikkat çekiliyor: (Birine) meyledip (diğerini) askıdaymış gibi bırak­mayın.. » denilerek daha çok gözle görülen hususlarda âdil davranılması emrediliyor.

BİRDEN FAZLA EVLİLİK

Sûrenin baş kısmında bu hususa yer verilmiş ve âyetin taşıdığı hük­me göre gereken açıklama yapılmıştı. Yeri gelmişken tekrar bunun sebe­bini kısa da olsa belirtmemizde yarar vardır:

1. İslâm dini birden fazla kadınla evlenmeye bazı şartlarla cevâz ver­miştir. Her şeyden önce, eşitlik ve adâleti sağlamayı, giyim, nafaka ve konut meselelerini kadının sosyal ve ailevî durumuna uygun ayarlamayı emreder. Özellikle insanın kadına karşı zaafları dikkate alınarak iki ha­nım arasında eşitlik ve adâleti sağlamanın çok zor olduğunu belirterek uyarıda bulunur.

2. Savaş ve benzeri hallerde erkekle kadın arasında sayı olarak anormal bir dengesizlik meydana geldiğinde, fuhşu ve gayr-i ahlâkî temas ve davranışları önlemek, tutunacak bir dalı kalmayan dul kadınları sıcak bir yuvaya kavuşturmak için birden fazla evlenmenin daha çok uygun ola­cağını, fakat yine belirtilen şartların dikkate alınmasını tavsiye eder.

3. Genellikle poligam olan erkeklerin zinâya kapı açmamaları, kadı­nın annelik vekarının zedelenmemesi, metres hayatının önlenmesi için bu, dinin -gerektiği ve şartlar elverdiği zamanlarda- ortaya koyduğu bir çare­dir.

4. İslâm mutlaka birden fazla kadınla evlenmeyi emretmemiş, sözü edilen ortam doğduğunda, şartlar da elverdiği takdirde bunun câiz olduğu­nu belirtmiştir. Adâlet sağlanmasından endişe duyanın bir kadınla yetin­mesinin uygun olacağı açıklanmıştır.

5. Kadınla erkek arasında sayı bakımından dengesizlik meydana gel­diğinde ve birçok kadınların âile yuvası hasreti çektiği devrelerde birden fazla kadınla evlenmek mi daha iyidir, yoksa bir kadınla yetinip başkasıy­la metres hayatı mı yaşamak daha iyidir? Birinci şekil tatbik edildiğinde soysuz bir neslin doğmaması, fuhuş ve benzeri ahlâksızlığın önlenmesi söz konusudur. İkinci şekil ise, âile hayatını sarsıcı, fuhşu hızlandırıcı, ka­dının vakar ve haysiyetini kırıcı, onun annelik vasfını ayaklar altına alıcı­dır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle kadınların, yetim kızlarla öksüz diğer çocukların haklarının korunması, toplum içinde lâyık bulundukları yerin verilmesi em­redildi. Bununla ilgili hükümlerden bir kısmı açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, bu ve diğer konularda yapılan emir ve tavsiye­lerin mutlak anlamda insanların hayrına yönelik bulunduğu, Allahʹın hiç­bir şeye, hiçbir kimsenin iyilik ve ibâdetine muhtaç olmadığı çok duyarlı biçimde belirtiliyor. Son olarak dünya ile âhiret arasında sağlam bir den­genin kurulmasında, insan hayatının huzur ve mutluluk düzeyinde kalabil­mesi için zarûret bulunduğu hatırlatılıyor.