MEÂLİ:
12- Bundan önce Musaʹnın kitabı, yol gösteren bir rahmet idi. Bu kitap (Kurʹân) ise onu doğrular, Arap diliyledir; zulmedenleri uyarmak, iyiliği, güzelliği, yararlılığı huy edinenleri müjdelemek için (indirilmiştir).
13- Onlar ki, «Rabbimiz Allahʹtır» dediler, sonra da dosdoğru oldular, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
14- İşte bunlar Cennet ehlidirler, yapageldiklerine karşılık orada ebedîdirler.
MUSAʹNIN (A. S. ) KİTABI
«Bundan önce Musaʹnın kitabı, yol gösteren bir rahmet idi. »
Kurʹân-ı Kerîm ilk indirilen kitap değildir. Ondan önce birçok hükümleri kapsayan Tevrat ve onu tamamlar mahiyette Zebûr ve İncil indirilmiştir. Böylece semavî sahife ve kitaplarda, milletlerin tekâmülüne paralel olarak bir tekâmül söz konusudur. Sosyal yapılarda meydana gelen gelişme ve değişmeyi hedef alarak indirilen bu kitaplar, Kurʹân ile tekâmülün zirvesine yükselmiş ve noktalanmıştır.
Bu konuyu az da olsa bilimsel açıdan incelemekte büyük yarar vardır. En azından, Tevrat, İncil ve Kur’ânʹı iyice tetkik edip mukayesede bulunmak bizi çok olumlu neticelere götürür.
Allah’ın varlığını, birliğini, kemal sıfatlarını, Âhiret Âlemi’ni ve onunla ilgili safhaları; iki hayatın mana ve hikmetini; insan haklarının derin anlamını; yaratılışın başlangıç ve gelişmesini ancak ilâhî kitaplardan öğrenmemiz mümkündür. Eğer bu kitaplar indirilmeseydi, insanlığın mânevî alanı boş kalır, ruhî arzu ve ihtiyaçlar cevap bulamaz olur ve insan maddenin cenderesinde ezilip silik hale gelirdi. Sonra da hayatın asıl hikmet ve felsefesi çözülmez bir düğüm halini alır; fizikötesi bütünüyle muamma bir karaktere bürünür, her yanıyla meçhûl kalırdı.
Bunun için on ikinci âyetle, Musa’nın (A. S. ) kitabı Tevrat’tan söz edilirken iki ana vasfı açıklanmaktadır: İmam ve rahmet.. İmam: Uyulmaya lâyık olan, yol gösterip gerçeği telkîn eden şey demektir. Rahmet: İnsanlardan yana yufka yürekli olup onları mutluluğa eriştirmeyi dilemek ve ortam uygun olunca da bunu gerçekleştirmek ve kitaba sıfat olarak da, İlâhî merhametin feyizli, bereketli, diriltici ve yönlendirici havasını estirmek anlamına gelen geniş kapsamlı bir kavramdır. İşte Tevrat’ın Allah’tan indirilen orijinal nüshasında bu iki esas hâkim bulunuyordu. Bugün ise, sadece o esasların bazı bölümleri kalabilmiş, çoğu kaybolmuş veya değiştirilmiştir.
Kur’ân’a gelince: Son kitap olma hüviyetiyle dört ana vasfından söz edilmektedir :
1- Musaddık, yani tasdîk eder bir muhtevada indirilmiştir.
2- Arapça olarak düzenlenmiştir.
3- Küfür, ahlâksızlık ve haksızlıkta ileri gidenleri uyarmaktadır.
4- İyiliği, ahlâk ve fazîleti kendine huy edinenleri ebedî saadetle müjdelemektedir. Kur’ân birinci sıfatıyla, kendinden önceki semavî sahife ve kitapları tasdîk etmektedir. İkinci vasfıyla, okur-yazar olmayan Hz. Muhammed’e (A. S. ) Arapça olarak indirildiği açıklanmaktadır. Üçüncü vasfıyla, hilkatin hikmetine ters düşüp dünyaya getirilişinin amacından saparak hem kendine, hem de çevresine haksızlık edenleri elim bir azâbın beklediği haber verilmektedir. Aynı zamanda Onun bu sıfatıyla dönüşün mutlaka Allahʹa olacağına atıf yapılmakta ve böylece insanların nereden gelip nereye gittiğine işâret edilmektedir. Dördüncü vasfıyla, iyi-yararlı insan olmanın temelinde gerçek imanın bulunmasına değinilmekte ve iyi yararlı amellerde bulunan mü’minler sonsuz mutluluklarla müjdelenmektedir.
Böylece Kur’ân-ı Kerîm, insan hayatının her bölümüne seslenmekte ve onun iki hayatını birarada düzene sokup dengede tutmaktadır.
Kur’ân’ın bu yüceliği her geçen asırda daha iyi anlaşılmakta ve kurtuluşun İslâmʹda olduğu ağırlık kazanmaktadır. Çünkü Kur’ân her yönüyle uyulması lüzumlu bir imam, her âyetiyle rahmet, her hükmüyle yepyeni ve kalıcı bir düzendir.
İMANIN İKİ TEMEL UNSURU
«Onlar ki, «Rabbimiz Allahʹtır» dediler, sonra da dosdoğru oldular, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.. »
İmân: Akıl ve vicdan, idrâk ve iz’ân yoluyla kalbe yerleşen mânevî bir cevherdir. Kalpte kök salıp iyice yerleşince de içten dışa vurup şu iki yararlı ürünü birden yansıtma kudretini beraberinde taşır: Birincisi, mü’minin her yerde ve her hâl-ü kârda «Rabbim Allah’tır» demesi; İkincisi, bu doğrultuda düzenli insan olmasıdır.
Rab Sıfatı’nın burada kullanılması, imânın ve sâlih amellerin İlâhî terbiyeye muhtaç bulunduğuna ve bu sıfatın tecellisiyle kemale erişebileceğine işârettir. Nitekim Kur’ân ve Peygamber eğitiminin dışında kalıp başka bir sisteme bağlı eğitim ve kültürle şekillenen kişide ne hakikî anlamda imân cevheri, ne de onun ürünü olan sâlih amel bulunur.
İmân ve sâlih amelin karşılığı ise, âhirette, içinde ebedî kalınacak olan Cennet ve taşıdığı nimetlerdir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, semavî kitapların insanlıktan yana rahmet oldukları belirtildi ve böylece Tevrat’ın iki ana vasfına, Kur’ân’ın da dört özelliğine değinilerek aydınlatıcı bilgi verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’a imândan sonra, sâlih amellerden biri kabul edilen ana-baba hakkı konu ediliyor ve böylece aile yuvasının ana-babayla rahmet ve füyuzata kavuşabileceğine işarette bulunuluyor. Sonra da aydınlatıcı misal verilerek konunun önemi üzerinde duruluyor. Arkasından, imândan ve sâlih amelden uzak yaşayanların âhiretteki durumlarına değinilerek birtakım uyarılar yapılıyor.