Ta-Ha Suresi 124-129. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَاِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى وَكَذٰلِكَ نَجْزِي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّى

129.

"Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."

Diyanet İşleri

125.

O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?"

126.

Allah, "Evet, öyle. Ayetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun" der.

127.

Haddi aşan ve Rabbi'nin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

128.

Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

129.

Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

124- Kim de beni anmaktan (indirdiğim kitaptan) yüzçevirirse, şüp­hesiz ki onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyâmet günü onu kör olarak haşrederiz.

125- «Rabbim! beni neden kör olarak haşrettin? Halbuki ben (Dün­yaʹda) gören bir kimseydim» der.

126- Allah ona: «Bu böyledir. Âyetlerimiz sana geldi, ama sen on­ları unuttun (bir tarafa itip terkettin). Bugün de sen öylece unutulur da (Cehennemʹe) terkedilirsin» buyurur.

127- (İşte günah ve haksızlıkta) ileri gidenleri, haddini aşanları ve Rablarının âyetlerine inanmayanları da böylece cezâlandıracağız. Âhiret azâbı ise daha şiddetli ve daha süreklidir.

128- Kendilerinden önce nice nesilleri yok etmemiz bunları doğru yola getirmiyor mu? Oysa yok edilenlerin oturdukları yerlerde yürüyüp do­laşmaktadırlar (hiç de ibret almazlar mı? ). Şüphesiz ki bunda sağduyu sâhipleri için nice açık belgeler ve ibretler vardır.

129- Eğer Rabbinden bir söz ve belirlenmiş bir vaʹde geçmemiş olsaydı, şüphesiz ki (azâp onlara) gerekli olurdu.

KUR’ÂN UMUT KAYNAĞIDIR

«Kim de beni anmaktan (indirdiğim kitaptan) yüz çevirirse, şüphesiz ki onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyâmet günü onu kör olarak haşrederiz. »

Kurʹân bütünüyle umut kaynağı, hayat nizamı, huzur ve güven anah­tarıdır. O bakımdan Allahʹa, Kurʹânʹa ve tek kelimeyle İslâm’a inanan mü’minlerdir ki, yeryüzüne huzur ve güvenlik havası estirirler; insanlardan aynı şekilde imân edenleri kardeş edinip bulundukları bölgeye sulh ve selâmet getirirler.

Bunun için diyebiliriz ki: İmân kalp yatışkanlığı sağlar, umut ve hu­zur havasını iç âlemimize doldurur ve bizi bahtiyar kılar. İnkâr ise, umut­suzluk doğurur, ruhu sıkar, kalbe yük olur, zihni bulandırır, toplum ya­pısında onarılması zor gedikler meydana getirir.

O halde fert, aile ve toplum için İslâmʹın tanımladığı imân şarttır. Bu­nu ancak Kur’ânʹı tanıtıp öğretmekle kişilerin kalbine ve kafasına enjekte edebiliriz. Bunun için Kur’ân, imânı besleyip geliştirmenin gerçek kayna­ğı, ruhu doyurmanın gıdası, vicdanı serinletmenin mayasıdır. Allahʹı sık sık, her konuda ve her işte anmak ise, içimizdeki manevî boşluğu dol­durur; açılan gedikleri kapatır, ümitleri artırır, sıkıntıları giderir ve tek ke­limeyle Kur’ân ve zikir kalp gözünü açar, ruhu cilâlar. Onun için: İnanan kimse hep mutludur ve umutludur. İnanmayan kimse hep kararsız ve şüp­hecidir; aynı zamanda umutsuzdur. İnanan kanaatkârdır; inanmayan aç gözlü ve ihtiraslıdır. İnanan kadere teslimiyet, kazaya rıza gösterir; inan­mayan ise başına gelen bir dert veya sıkıntı sebebiyle inkâr ve tuğyanını artırır.

Allah ilgili âyetle, Hakkʹı anmaktan ve Kur’ân’dan yüz çevirenlerin dar ve sıkıntılı bir hayat geçireceklerini haber veriyor. Bu, maddî alanda bir sıkıntı değil, daha çok iç huzursuzluğu, tatminsizlik, açgözlülük, umutsuz­luk, ölümün hatırlattığı yok olma nağmesi; silinip unutulma üzüntüsüdür. Aynı zamanda önünde kendi anlayış ve düşüncesine veya felsefesine gö­re, mutlak yokluk ve karanlık içine düşeceğinin verdiği derunî sıkıntıdır.

O bakımdan haklı olarak deniliyor ki: «Allah’ını bulan ve bilen ne kaybetmiştir? Oʹnu kaybeden ne bulmuştur? » Şüphesiz Oʹnu bulan her şeyi bulmuştur.

Böyle olunca da bir iç körlüğü meydana gelir; binlerce İlâhî belgeleri ve kanıtları göremez olur. Kıyâmet gününde bu körlük içten dışa vurur ve inkârcı kişi nasıl kör bir hayat yaşadığını ancak anlayabilir. O yüzden amelinin cinsine uygun bir ceza olsun diye kör olarak haşredilir.

TOPRAK VE ATEŞ

Âdem (A. S. ) topraktan, İblîs ateşten yaratılmıştır. Toprak umut ve gü­ven kaynağıdır. Ona yakın oldukça, onunla uğraştıkça, umut ve güvenler boşa çıkmaz. Çünkü toprak kendi içinde feyiz ve bereket taşır. Ateş ise, az bir umut verir, fakat güven vermez.. Kendisine yaklaşanı yakar. İçinde feyiz ve bereket yoktur.

O halde insan insanlığını, topraktan yaratıldığını bildiği ve inandığı ölçüde ümit ve huzur duyar. Buna inanmadığı takdirde İblîsʹten yana bir kapı daha açar; az bir umut, fakat güvensizlik doğurur. Böylesinin dünya hayatı, benzetme caizse, tam bir Bermuda Üçgeni içindedir. Bu üçgeni şöyle belirtebiliriz: Günah ve haksızlıkta ileri gitme, haddini aşma ve Al­lahʹın âyetlerine inanmama..

Hayatı bu üçgen içine girenin kalp gözü kör; kulağı sağır, ruhu bitkin ve vicdanı siliktir. Bir insan için dünyada en kötü azap böyle bir üçgen içine sıkışıp kalmaktır. Âhiret azabı ise daha şiddetli ve üzücüdür.

YIKILIP YOK EDİLEN MİLLETLERİN AYAKTA DURAN KALINTILARINI GEZİP GÖRMEK

«Ken­dilerinden önce nice nesilleri yok etmemiz bunları doğru yola getirmiyor mu? Oysa yok edilenlerin oturdukları yerlerde yürüyüp dolaşmaktadırlar, (hiç de ibret almazlar mı? ) Şüphesiz ki bunda sağduyu sahipleri için ni­ce belgeler ve ibretler vardır. »

Kur’ân-ı Kerîm dikkatleri arkeolojik eserlere, toprak altında gömülü kalan ve ayakta duran kalıntılara çekmektedir. Bununla Kurʹân, hem geç­mişten ders ve ibret almamızı, hem de tarihî bilgimizi genişletmemizi em­rediyor. Yıkılıp yok edilen ülkeler ve medeniyetlerin yıkılma sebeplerini araştırıp bulmamızı tavsiye ediyor. Tarihin tekerrür ettiğini ve edeceğini hatırlatarak hayatımızı ona göre düzenlememize işârette bulunuyor. Zira milletler daha çok tarihten ders ve ibret alarak yollarını çizmek ve gele­ceklerini ona göre hazırlamak zorundadırlar. Aksi halde İlâhî sünnet yo­lunu değiştirmez, şaşmadan hedefine doğru ilerler ve sırası gelince, vakti saati dolunca hükmünü kusursuz şekilde yerine getirir.

Sağduyu sahipleri için gelip geçen milletlerin hayatında ve geriye ka­lan kalıntılarında birçok belgeler, ibretler ve öğütler vardır.

Âyette, «Rabbından verilen söz»den maksat, Oʹnun hayat kanunuyla ilgili değişmeyen sünnetidir. Şüphesiz ki, az önce de belirttiğimiz gibi, onun belirli vaʹdesi vardır, o noktaya, ya da çizgiye gelindiğinde hükmünü uygular. O bakımdan Cenâb-ı Hak, inkâra sapan bir milleti hemen yok etmez, uyanıp dönüş yapar diye ona mühlet verir. Bu hususta koyduğu kanunu değiştirmez. Bu nedenle inkârcı millet azıp zulüm yapmadıkça, ahlâkî bunalım geçirmedikçe Cenâb-ı Hak aleyhlerine bir hüküm indirmez.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, dünyada kalplerini hakikate karşı kapalı tutan ve bâtılın peşine takılıp sapıtan kimselerin âhirette kör olarak haşredilecekleri hatırlatıldı. Bu çizgi üzerinde yürürken yıkılıp yok olan milletlerin ayakta duran kalıntılarına bakıp ibret ve öğüt alınması emredildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kâfirlerin şirretliklerine karşı sabretmemiz emre­diliyor. Sonra da ruhumuzu dolduran beş vakit namaza devam etmemize değinilerek bu ibâdetin lüzumu üzerinde duruluyor. Birkaç günlük zevk­lerini tatmine çalışan müşriklerin, maddeci sapıkların şatafatlı hayatları­nın imrenilecek bir ölçü ve değer olmadığı hatırlatılıyor. Nefsin bu gibi hayata heveslenmesini frenleyip ruhumuzu İlâhî zînetle dolduracak na­maz ibâdetine tekrar dönülüyor ve aile fertlerinin bu ibâdete devam etme­leri tavsiye edilerek, bu açıdan dünya hayatıyla bir ilgi ve bağlantı kur­manın yararlı olacağına işârette bulunuluyor.