MEÂLİ:
118- Üzerine Allahʹın adı anılmış olanlardan yeyin; eğer Oʹnun âyetlerine inanan müʹminlerseniz (buna dikkat edin).
119- Size ne oluyor da üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? Halbuki -darda kalıp kesin ihtiyaç duyduğunuz durum dışında- size haram kıldıklarını bir bir açıklayıp bildirmiştir. Doğrusu birçokları bilgisizce heveslerine uyup saptırıyorlar. Şüphesiz ki Rabbin, aşırı gidip (İlâhî) sınırı aşanları en iyi bilendir.
120- Artık günahın açığını da, gizlisini de bırakın! Doğrusu onlar ki günah kazanırlar, kazandıklarının karşılığını göreceklerdir.
121- Üzerine Allah’ın adı anılmamış olanlardan yemeyin; çünkü bu (başkası adına ve bir de putlar için, onlar adına boğazlamak) şüphesiz ki ilâhî yoldan çıkmaktır. Hem şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için dostlarına fısıldayıp dururlar; eğer onlara uyarsanız, şüphesiz ki siz de Allahʹa ortak koşanlar olursunuz.
İNİŞ SEBEBİ
Müfessirler bir önceki iki âyetin iniş sebebiyle bu âyetlerin iniş sebebinin aynı olduğunu belirtmişlerdir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Eğitilmiş köpeğini salıverip Allah’ın adını onun üzerine andığın zaman, o köpeğin senin için yakaladığını ye.. » (Buharî/vüdû’: 3, büyu: 3, zebâyih: 2, 9 Müslim / sayd: 1, 5: Adiy b. Hâtem (R. A. )den)
«Kanı akıtılıp üzerine Allah’ın adı anılandan yeyin. » (Buharî: 3, 16, cihâd: 191, zebâyih: 15, 18, 20, 23, 36, 37 - Müslim/edâhi: 15 - Tirmizî/sayd: 18 - Nesâî/dahaya: 19. 21, 26 - İbn Mâce/zebayih: 5 - Ahmed: 3/463, 464 - 4/140, 142)
Hz. Âişe Vâlidemiz (R. A. ) anlatıyor:
- Bir grup adam Peygamber (A. S. ) Efendimize gelerek, dediler ki: «Ey Allah’ın Peygamberi! Bazı kabilelerden bize et getiriyorlar, ama onları boğazlarken Allah’ın adını anıp anmadıklarını bilmiyoruz (bu hususta ne buyurursunuz? ). Efendimiz şu cevabı verdi: «Getirilen etin üzerine siz kendiniz Allah’ın adını anıp öylece yeyiniz! » (İbn Mâce/zebayih: 4)
Hadîste belirtilen et, daha yeni İslâm’a girmiş kabilelerce boğazlanıp Medine’ye getirilip Ashabdan bazı şahıslara hediye ediliyor veya satılıyordu. Ashabın ete ihtiyaçları olmakla beraber onların boğazladıklarının yenilip yenilmiyeceğinde tereddüde düştüler. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onların bu şüphe ve tereddüdünü gidermiş oldu.
«Müslüman bir kimse Allah’ın adını anmadığı halde hayvanı boğazlarsa, ondan yesin (veya ondan yenilsin). Çünkü Müslümanda Allahʹın isimlerinden bir isim vardır. » (Dârekutnî: İbn Abbas (R. A. )dan)
«Müslümanın ismi kendisine yeter; hayvan boğazlarken unutup Allah’ın adını anmazsa, sonra Allah’ın adını anıp öylece yesin. » (Beyhakî: İbn Abbas (R. A. )dan)
İmam Şafiî bu iki hadîsle İstidlâl edip, besmeleyi kasden terkeden müslümanın kestiği yenilir demiştir.
«Şüphesiz ki Allah benim ümmetimden hatâ ve nisyanı (unutma) ve bir de üzerine zorlandığı şeyi (yani bunlardan dolayı meydana gelen günahı) kaldırmıştır, (sorumlu tutmayacaktır). » (İbn Mâce/talâk: 16)
«Günah senin göğsünü (vicdanını) tırmalayan ve insanların ona muttaliʹ olmasını hoş karşılamadığın şeydir. » (Müslim/birr: 14. 15 - Tirmizî/zühd: 52 - Dâremi/büyû’: 2 - Ahmed: 4/182, 227, 228 - 5/251, 252, 256)
«Allahʹın adını ansın anmasın Müslümanın boğazladığı helâldır. Çünkü o eğer anarsa ancak Allahʹın adını anar. » (Ebû Dâvud/edahî: 11, 12, 14, 15)
«Helâl açık ve bellidir; haram da açık ve bellidir. Bu ikisi arasında birtakım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu onları bilmezler. Artık kim şüpheli şeylerden sakınırsa, herhalde iffet ve namusunu, dinini temize çıkarmış olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur. Tıpkı koruluk etrafında (davarını) otlatan çoban gibi, çok sürmez (davarları) koruluğun içine düşer. Haberiniz olsun ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır; Allahʹın ise yeryüzündeki koruluğu, haram kıldığı şeylerdir. Dikkat edin, cesette bir et parçası vardır, o düzeldiğinde cesedin tamamı düzelir; o bozulduğunda cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun ki o et parçası kalbdir. » (Buharî/iman: 39, büyu: 2 - Müslim/müsakat: 107, 108 - Ebû Dâvud/ büyu’: 3 - Tirmizî/büyû’: 1 - Nesâî/büyû’: 2, kudat: 11 - İbn Mace/fiten: 14 - Daremî/büyû: 1 - Ahmed: 4/267, 269, 271, 285)
«Helâl açık ve bellidir; haram da açık ve bellidir. O halde sen, seni şüpheye düşüren şeyleri bırak, şüpheye düşürmeyen şeylere (yönel). » (Buharî/büyû’: 3 - Tirmizî/kıyâmet: 60 - Nesâî/kudat: 11 -Dâremî/büyû’: 2 - Ahmed: 6/153)
ALLAHʹIN ADINI ANARAK BOĞAZLAMAK
«Size ne oluyor da üzerine Allahʹın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? »
Dinimiz her canlıya karşı merhametli olmayı tavsiye ederken, Allah’ın insanların yararına sunduğu hayvanları boğazlarken her canlıyı yokluk karanlığından varlık alanına çıkaran Yüce Kudreti hatırlamamızı ve bu nîmete Allahʹın adını anarak el uzatmamızı emreder. Çünkü her nîmetin asıl değeri, nîmeti veren hatırlandığı ve ona şükredildiği ölçüde kendini hissettirir. Nîmetten yararlanıp onu bize hazırlayıp vereni hatırlamamak basiretsizliğin, nankörlüğün bir başka tezahürüdür. Bunun için deniliyor ki: «Bir hayvanı boğazlarken için için de ki, seni benim elime teslim eden kudret, beni de daha güçlü ellere teslim edecektir. »
Peygamber terbiyesinde yetişen Ashab-ı Kirâm her olay ve her işte, baktıkları her şeyde Allah’ın yüce kudretini, varlığının, birliğinin belgelerini görür, duyar, zikir ve fikir ile ona yönelirlerdi. Bismillah diyerek eşyaya el uzatır; nîmeti, asıl sahibini, mâlikini hatırlamadan kendi yararlarına kullanmazlardı. Zaten İslâm’ın amacı, imânın sıhhati bunu böyle gerektirmektedir.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Şüphesiz ki Müslümanda Allahʹın isimlerinden bir isim (her zaman) mevcuttur. » (Dârekutnî: İbn Abbas (R. A. )dan) buyururken, İslâmʹın tertemiz havasında yetişip gelişen bir mü’minin her zaman Allah ile beraber bulunduğuna işâret etmiştir. «Allah adı her Müslüman üzerindedir.. » (Hafız Ebû Ahmed b. Adiy: Ebû Hüreyre (R. A. )den - İbn Kesîr: 2/170) meâlindeki hadîsleri -rivâyet bakımından zayıf olsa bile- yüce bir hikmeti terennüm etmekte ve Müslümanın değer ölçüsünü belirlemektedir.
Allah isminin yüceliğini, azametini kendinde taşımıyan, Onu hatırlamıyan, nimetlere Onun ismiyle el uzatmayan Müslümanlarda hayır yoktur. Öylesi ismen müslümandır.
FIKHÎ YÖNÜ
Eti yenen bir hayvanı boğazlarken Allah’ın adını anmakla ilgili konuda üç önemli görüş ve içtihat ortaya çıkmıştır:
1. Hayvanı boğazlarken Besmeleʹyi, ya da Allah adını ister kasden, ister unutarak terkedecek olursa, o hayvanın eti helâl olmaz.
İbn Ömer, Nâfiʹ, Şaʹbî ve Muhammed b. Sirîn bu görüştedirler. İmam Mâlik ile İmam Ahmed bin Hanbel’in de -bir rivâyete göre- içtihatları bu anlamdadır. Ebû Sevr ile Dâvud ez-Zâhirî de aynı görüş ve içtihadı benimsemişlerdir. Bunlar, âyetin yorumunda daha çok Âdiy bin Hâtem ve Râfi’ b. Hudayc’in rivâyet ettikleri hadîsleri kendilerine senet kabul etmişlerdir.
2. Hayvanı boğazlarken Tesmiye yani Allah’ın adını anmak, Bismillah demek şart değil, müstehaptır. O halde bunu kasden veya unutarak terkederse bir şey gerekmez, yani boğazlanan hayvan yine helâl olur, eti yenilir.
Bu, daha çok İmam Şâfiî ve arkadaşlarının içtihadıdır. Bir rivâyete göre, Ahmed bin Hanbel de aynı görüştedir. Nitekim İbn Abbas, Ebû Hüreyre ve Tabiînden Atâʹ b. Ebî Rebahʹtan bu anlamda sahih rivâyetler tesbit edilmiştir.
İmam Şâfiî belirtilen hadîsleri de gözönünde bulundurarak âyeti şöyle yorumlamıştır: «Üzerine Allahʹın adı anılmayıp Oʹndan başkasının ismi anılan hayvanı yemeyin! » Çünkü Allah’tan başkasının adıyla boğazlanan hayvan murdar olur, yenilmez. Kurʹân bunu fisk = İlâhî sınırı aşmak diye belirtmiştir.
Bu, İmam Ebû Hanîfeʹnin içtihadıdır. Bir rivâyete göre, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel de aynı görüş ve içtihattadırlar. Bu aynı zamanda Hz. Ali, İbn Abbas (R. A. ) ile tabiînden Saîd b. Müseyyeb, Atâ’, Tavus, Hasan el-Basrîʹden rivâyet edilen yorumdur.
Mezheplerin farklı içtihat ve tesbitleri, her birinin dayandığı hadîs ve rivâyetler, âyet-i kerîme üzerindeki yorumları daha çok ahkâmla ilgili kitaplarda yeterince açıklanmıştır. Özetliyerek tefsîrimize naklettiğimiz görüş ve ictihadlar, ümmete genişlik ve kolaylık sağlamıştır. Bunların her biriyle -gerektiğinde- amel etmek câiz ve sahihtir. (Geniş bilgi için bak: Ahkâmü’l-Kur’ân / Cessas - İbn Kesîr-Tefsîr-i Kurtubî - Fethü’l-Kadîr - İbn Cerîr Taberî)
DARDA KALAN
«Darda kalıp kesin ihtiyaç duyduğunuz durum dışında.... »
Kurʹânʹda ilgili âyetle müʹminlere başka bir kolaylığın kapısı açılıyor. İslâmʹa göre, helâl ve haram sınırları kesin hatlarıyla belirtilmiştir. O nedenle kişilerin görüş ve mantıklarına göre yeni hükümlerin yeri ve anlamı yoktur. Allah ve Peygamberi neleri helâl ve haram kılmışlarsa, ancak onlar helâl ve haramdır. İstisnaî olarak bu genel kuralın dışında tutulan bazı hususlar vardır: Darda kalıp açlık, ya da susuzluktan ölüm tehlikesiyle yüzyüze gelenlerin ölmeyecek kadar haramdan yemesinde dinen bir sakınca yoktur. Çünkü hayat hakkı daha muhteremdir.
Gerçek bu olmakla beraber, inatçı kâfirler, müslümanları saptırmak için diğer şeytanlarla birleşip fısıldaşarak kendi anlayış ve basit mantıkî ölçülerine göre, «Köpek ve şahinʹin yakalayıp öldürdüğünü yiyorsunuz da Allah’ın öldürdüklerini yemiyorsunuz! » diyerek ahkâm kesiyorlardı. Oysa kendileri taştan yontulup şekillendirilmiş putlara secde edip onlar adına kurbanlar kesiyor, Allah’a eş-ortak koşmaktan çekinmiyorlardı. Kur’ân bu hususta da mü’minleri uyararak, «Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz ki siz de Allahʹa ortak koşanlar olursunuz. » diyerek İlâhî hükmünü açıklamaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle, inatçı inkârcıların Allahʹın son dini hakkında mü’minlerle çetin bir mücadeleye giriştikleri, insan ve cinlerden olan şeytanların da onlara fısıldamasıyla bu mücadelenin sürüp gittiği açıklandı.
Aşağıdaki âyetle, sürüp giden mücadele havası içinde Allah müʹminlerle müşriklerin durumunu açıklıyor. İnanmayan bir kimsenin ruh ve kalb bakımından ölü olduğu, inandıktan sonra gerçek diriliğe kavuştuğu, kendisine sunulan imân ve irfan nuruyla insanlar arasında yürüdüğü, hem kendini, hem de çevresini aydınlattığı hatırlatılıyor. Küfür bataklığında bir ömür tüketenlerin ise, içinden çıkılmaz bir karanlığa gömüldüklerine dikkatler çekiliyor.