Haşr Suresi 11-17. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمْ اَحَدًا اَبَدًا وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ لَئِنْ اُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لَا يَنْصُرُونَهُمْ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً فِي صُدُورِهِمْ مِنَ اللّٰهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَمِيعًا اِلَّا فِي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَاءِ جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعًا وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰى ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ كَمَثَلِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَرِيبًا ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَا اَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِمِينَ

12.

Kitap ehlinden o inkar eden kardeşlerine, "Yemin ederiz ki, siz (Medine'den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz" diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

Diyanet İşleri

12.

Andolsun, eğer (kardeşleri Medine'den) çıkarılırsa, onlarla beraber çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardım edecek olsalar bile andolsun mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.

13.

Onların kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah'a karşı duydukları korkudan daha baskındır. Bu, onların anlamaz bir toplum olmaları sebebiyledir.

14.

Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Halbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.

15.

Onların durumu, kendilerinden az öncekilerin (Mekkeli müşriklerin) durumu gibidir. Onlar (Bedir'de) yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Onlara (Ahirette de) elem dolu bir azap vardır.

16.

Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, "İnkar et" der; insan inkar edince de, "Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.

17.

Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

11- Görmedin mi, münafıklıkta bulunanları, Kitap Ehliʹnden küfre sa­pan kardeşlerine : «Eğer siz (buradan) çıkarılırsanız, and olsun ki biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda (aleyhinizde) hiçbir kimseye uyma­yız ve eğer sizinle savaşırlarsa herhalde size yardım ederiz» diyorlardı. Allah ise, onların şüphesiz yalancılar olduklarına şehadet etmektedir.

12- Eğer (o küfre sapan kitap ehli, yurtlarından) çıkarılsa, and olsun ki münafıklar onlarla beraber çıkmazlar ve eğer onlarla savaşılırsa yardım etmezler. Yardıma gitseler bile dönüp kaçarlar; sonra yardım da görmezler.

13- And olsun ki, onların yüreklerine Allahʹtan (çok) siz korku ve yılgınlık vermektesiniz. Bu böyledir. Çünkü onlar anlayışsız (dinî bilgiler­den uzak) bir topluluktur.

14- Onlar, sizinle toplu halde vuruşmazlar; ancak kale içindeki ka­sabalarda veya duvarlar gerisinde savaşmak isterler. Kendi aralarında (bir­birlerine ve düşmanlarına karşı sözlü saldırıları) pek çetin ve hırçıncadır. Onları toplanıp birleşmiş sanırsın, oysa kalpleri değişik ve dağınıktır. Bu böyledir; çünkü onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.

15- Bunlar, kendilerinden yakın bir süre önce gelip geçen, işlerinin günah ve vebâlini tadan kimselere benzerler. Bunlar için elem verici bir azâp vardır.

16- (Bunların) misâli, hani insana: «İnkâr et» diyen ve insan inkâr edince de, «doğrusu ben senden beriyim, uzağım; ben herhalde âlemlerin Rabbından korkarım» diyen Şeytan’a benzer.

17- İkisinin de sonu, mutlaka içinde devamlı kalacakları Cehennem ateşidir. İşte bu, zâlimlerin cezâsıdır.

MÜNAFIKLA KÂFİR ARASINDA BİR KARDEŞLİK BAĞI VARDIR

«Görmedin mi, münafıklıkta bulunanları, Kitap Ehli’nden küfre sapan kardeşlerine: «Eğer siz (buradan) çıkarılırsanız, and olsun ki biz de sizinle beraber çıkarız... » diyorlardı.. »

Nifak hastalığına yakalanıp ikiyüzlülüğü ve dönekliği sanat edinen mü­nafıklar, içten kâfir oldukları, dıştan da Müslüman görünmeye çalıştıkları için Cenâb-ı Hak onları, küfrü benimseyen Yahudilerle, sapık putperestlerle kardeş diye vasıflandırmakta ve böylece küfrün tek millet olduğuna işâ­rette bulunmaktadır.

Nitekim verdikleri sözü bozan, yapılan anlaşmaya sadık kalmayan Be­nî Kurayza ve Benî Nadîr kabileleriyle işbirliği yaparak İslâmʹa karşı ihâ­net plânı hazırlayan Medineli münafıkların karakter yapısı yukarıdaki âyet­le açıklanarak mü’minlerin sözü edilen ikiyüzlü sapıklara karşı çok dikkatli olmaları isteniliyor.

Şöyle ki: Medineli münafıklar, bir yahudi kabilesi olan Nadîr Oğulları’yla gizli görüşmelerde bulunup üç maddelik bir sözleşme ve teminatta bulunmuşlardı:

1- Yurdunuzu kesinlikle terketmeyin. Bununla beraber burayı terket­mek zorunda kalırsanız, and olsun ki biz de sizinle beraber Medineʹden ayrılırız.

2- Sizin aleyhinize hiç kimseye ve hiçbir kuvvete uyup katılmıyacağız. Her zaman size destek olacağız.

3- Müslümanlar sizinle savaşırlarsa, mutlaka size yardım eder, saf­larınızda yer alırız.

Nitekim gerek Mekkeli Kureyş kabilesine mensup kâfirlerin, gerekse Medineli münafıkların, şaşkın Yahudilere verdikleri sözlü teʹminat, onlara cesaret verdi ve İslâm aleyhine açtıkları soğuk harbi devam ettirdiler.

İlgili âyetle, münafıkların verdiği bu sözlü te’minatlarında yalancı ol­dukları açıklanarak onların hiçbir zaman güvenilir bir toplum olmadıklarına işârette bulunuluyor. Zira bu kararsız ikiyüzlü insanlar, Allah’tan ziyâde Müslüman mücahitlerden korkuyor, bir vuruşma çıkar diye ödleri kopuyor­du. Yahudileri kışkırtmalarının sebeplerinden biri, güçlenen İslâm toplumunu zayıflatıp fitne havasını rahat estirme ortamı bulmaktı. Yoksa Ya­hudi kabilelerle bir vuruşma olayı meydana geldiğinde, onların vuruşma dışında kalacakları belliydi.

Nitekim azıp sapıtan, ihânette bulunup yapılan andlaşma hilâfına ha­reket eden Nadîr Oğulları, Müslümanlar tarafından kuşatılınca, münafık­lar, üç maddelik te’minat anlamındaki sözlerine bağlı kalmadılar, sadakat­lerini isbât edemediler. Böylece Nadir Oğulları’nı kaderleriyle başbaşa bı­raktılar. Neticeyi bekleyip hangi taraf gâlip gelirse, ondan yana adım ata­caklarını hesapladılar. Zevâhiri kurtarmak için de bir sürü yalan vaadlerde bulunmaktan geri kalmadılar.

İmân nurundan, irfan aydınlığından mahrûm bulunan o insanlar, unut­mayalım ki toplumun baş belâsı ve ülkenin fitne kaynağıdır.

Yahudilere gelince: Bir ordu kurup münafıkları da saflarına katmayı bir türlü başaramadılar. Ancak kale içinde, mahalle sokaklarında, duvarlar ardında bir vuruşmayı göze alabildiler. Kendi aralarında sözlü saldırıları pek çetin ve hırçındır; yani dilleriyle kahraman, vurucu, bozguna uğratıcı olduklarını sıkıp savururlar. Oysa kalpleri dağınık ve kafaları farklı düşün­ce ve duygular taşımaktadır. Çünkü gerek inkârcı yahudiler, gerekse mü­nafıklar, dosdoğru hakka yönelmeyen, bu vadide akıllarını kullanmayan basiretsiz, şaşkın kimselerdir.

Olaylar tekerrür edince tarih de tekerrür eder; yani İlâhî hüküm iner de gerekeni yapar. Bunlardan önce aynı şekilde hareket edenlerin işledik­leri hata ve sergiledikleri azgınlığın vebalı dünyada cezasız kalmadığı gibi, âhirette de kendilerini ebediyen bedbaht kılacaktır. O halde Cenâb-ı Hakk’ın milletler ve kavimler hakkındaki câri sünneti değişmiyor, devam ediyor. Yakında Nadîr Oğulları da, münafıklar da elem verici bir azap ile karşılaşacaklardır. Nitekim öyle oldu. Nadîr Oğulları, Medineʹden çıkartı­lıp sürüldü. Münafıklar ise, özellikle Tebük Seferi’nde ayıklanıp, nifakla­rının boğucu havasında kahredici bir hayat yaşamaya başladılar.

MÜNAFIK, İBLİS MİSALİ DÖNEK VE KAYPAKTIR

«(Bunların) misali, hani insana: «İnkâr et» diyen ve insan inkâr edince de, «doğrusu ben senden beriyim; ben elbette âlemlerin Rabbından korkarım» diyen Şeytanʹa benzer. »

İblîs, hilkat ve tiyneti gereği durmadan her fırsattan yararlanarak in­sanın kalbine, beyninin bazı noktalarına inkâr, şüphe ve inat sinyalleri gön­derir. İyice şüpheye sokup sapıttırdıktan sonra, Allah’ın vereceği azabı ve o dehşetli günü hatırladıkça ve bir de âhirette hesap faslı başladığında al­dattığı insana: «Ben senden beriyim. Kendi akıl ve iradenle kendini küfür çukuruna attın. Doğrusu ben, âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım» der.

Yahudi olan Nadîr Oğulları da İblîs misali, Medineli münafıkların kış­kırtıcı sözlerine, kuru vaadlerine kanıp Hakkʹa karşı iyice azgınlaşarak ihânette bulundular. Cenâb-ı Hakk’ın hükmü, Hz. Peygamberʹin (A. S. ) âdil yumruğunda tecelli edince münafıklar korkup geri çekildiler ve onlara: «Bizim sizinle ilgimiz yoktur. Kendi başınızın çaresine bakın» diyerek dö­neklikte bulundular. 16. âyetle bunların perişan ve kararsız hali, İblîsʹin bir sürü vaadler fısıldayarak aldattığı adamla olan durumuna benzetilerek düşündürücü bir tasvîr yapılmakta ve her ikisinin de âkibetinin ebedî azap olduğu ve böyle bir cezanın kendine ve başkasına -Hakkʹı red ve inkâr et­mek suretiyle- zulmedenin ameline uygunluğu haber verilmekte; yani ce­zanın âdil ölçülere göre verileceğine işâret edilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, münafıklarla Yahudilerin İslâm aleyhine aldıkları tavır üzerinde duruldu ve şeytanın sinsi vaadlerine işâretle münafıklarla İblîs arasında bu bakımdan da benzerlik bulunduğuna dikkat çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, dünya hayatının âhiret hayatına geçiş dönemi ol­duğu ve o bakımdan ciddi hazırlıklarda bulunmayı gerektirdiği konu edi­liyor. Geçici hayatın şatafatına aldanıp Allah’ı unutmanın çok üzücü so­nuçlar doğuracağına atıfla mü’minler uyarılıyor.