Zuhruf Suresi 9-14. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ اَلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ وَالَّذِي نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَاَنْشَرْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ وَالَّذِي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ

12.

Andolsun, onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka, "Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı" diyeceklerdir.

Diyanet İşleri

10.

O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.

11.

O, gökten bir ölçüye göre yağmur indirendir. Biz onunla ölü araziyi canlandırdık. İşte siz de, böyle diriltileceksiniz.

12-14.

(12-14) O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

9- Eğer onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı? » diye sorsan, «Onları O, çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilen (Allah) yarattı» derler.

10- O Allah ki, yeryüzünü size bir beşik yaptı ve doğru yolu bulup yürümeniz için onda yollar meydana getirdi.

11- O (Allah) ki, gökten belli bir oranda su indirir de onunla ölü bir beldeye hayat verip canlandırırız. İşte bunun gibi siz de diriltilip kabirleri­nizden çıkarılacaksınız.

12- O ki, bütün çiftleri yaratmış ve gemiyi var kılmış; davarlardan da, binmeniz için,

13- Sırtlarına binip doğrulmanız, sonra üzerlerinde iyice kurulunca Rabbınızın nîmetini hatırlamanız ve «bunu bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah) yücedir, münezzehtir; yoksa biz ona yanaşamazdık.

14- Ve elbette biz, dönüp dolaşıp Rabbımıza döneceğiz. » demeniz için var kılınmıştır.

İLGİLİ HADÎS

İbn Ömer (R. A. ) anlatıyor:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz sefere çıkarken, bineğine binip üzerin­de iyice doğrulunca, üç defa Allahʹa hamd eder, üç defa «Sübhanellah» der, üç defa «Allahu Ekber» diyerek tekbîr getirir ve sonra da şöyle duâ eder­di: «Bunu bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah çok) yücedir, mü­nezzehtir. Öyle olmasaydı biz buna yaklaşamazdık. Şüphesiz ki biz dönüp dolaşıp sonunda Rabbımıza döneceğiz.

Allahım, şu yolculuğumda senden iyilik ve takvâ (duygusunu ve idrâ­kini bize vermeni) istiyoruz. Amelden de senin razı olacağını diliyoruz.

Allahım, bu yolculuğumuzu kolaylaştır. Yolculuğumuzdan sonra da bizi itaatkâr kıl.

Allahım, yolculukta asıl sahip, çoluk çocuğumuz arasında asıl halîfe sensin.

Allahım, seferin şiddetinden, üzüntü ve sıkıntı veren görüntüsünden; aile ve malda kötü bir inkılaptan sana sığınırım. » (Ahmed: 2/144- Ebû Dâvud/cihâd: 74, Tirmizî/daâvat: 49)

MEKKELİ MÜŞRİKLERİN ALLAH HAKKINDAKİ BİLGİLERİ

«Eğer onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı? » Diye sorsan, «onları O, çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilen (Allah) yarattı» derler.. »

Mekkeli putperest müşrikler, Allahʹın varlığına inandıkları gibi, Oʹnun gökleri ve yeri yarattığını da ikrar ederlerdi. Ancak âhirete ve Hz. Muham­med’e (A. S. ), aynı zamanda indirilen son kitap Kur’ânʹa inanmazlar ve put­ları Allah’ın yardımcıları sanıp onların şefaatini umarlardı. O bakımdan putları memnun ettikleri ölçüde Allah’a yakın olabileceklerine inanırlar ve zaman zaman onlara duydukları aşırı ilgiden dolayı onları Allahʹa ortak koşarlardı.

Böylece müşrikler putperestlik potasında iyice şekillendiklerinden, ken­dilerine doğru yolu gösterip Allahʹın ortağa ihtiyacı olmadığını söyleyen­lere şiddetle karşı çıkar ve gerekirse bu uğurda birtakım cinayetler işle­mekten çekinmezlerdi. Zaten İslâmʹa baş düşman olmalarının sebepleri­nin başında onların bu şartlanması geliyordu.

İlgili dokuzuncu âyetle müşriklerin Allah hakkındaki inançları konu ediliyor; Allah’ın çok güçlü, çok üstün ve çok bilgili olduğuna inandıklarına dikkatler çekiliyor.

ALLAH, MUTLAK TASARRUF SÂHİBİDİR

«O Allah ki, yeryüzünü size bir beşik yaptı ve doğru yolu bulup yürümeniz için onda yollar meydana getirdi. »

Putperest müşriklerin inanç ve iddiaları belirtildikten sonra, Allah’ın mutlak kudret ve yegâne tasarruf sahibi bulunduğuna; kudretinde, tasar­rufunda ve ilminde ortağı bulunmadığına değinilerek, akla ışık tutar ve mal­zeme verir mahiyette dört kadar delil sıralanıyor:

1- Yeryüzünün insanlar için bir beşik anlamında yaratılması.

«Beşik» kavramı bize, temsilî anlamda ip ucu vermeye yöneliktir. Ge­nellikle «beşik» askıda tutulup boşlukta sallanan bir araçtır. Ayrıca çocu­ğun uyuyup dinlenmesine uygun bir yataktır. Dünya da Güneş çekim kuv­vetiyle askıda tutulup belli bir yörüngede hareket etmektedir. İnsanların ya­şayıp dinlenmesi, gelişip çoğalması için elverişli bir yataktır.

Bir yumurta gibi pürüzsüz olmayıp dağlarla, derelerle, vadi ve ovalarla pürüzlü, engebeli bir biçime sokulan dünya, bu şekliyle hayat dengesini korumakta ve plânlı şekilde düzenlendiği için de gezip dolaşmamıza, yol bulup bölgeler ve kıtalar arasını katetmemize çok elverişli bir ortam arzetmektedir.

Bütün bu ince hesaplar, dakik plânlar, kâinatın kör tesadüflerin bir­araya gelmesiyle değil, çok yüksek mutlak kudretin tecellisiyle vücut bul­duğunun delilidir. Artık basit cisimler, canlı-cansız varlıklar Oʹna ortak koşulabilir mi? Çünkü her şey O’nun eseri olarak bulunuyor.

2- Gökten belli oranda su indirilmesi.

Yağmur dengesinden söz edilmekte ve bununla yeryüzünün yeniden hayat bulması konu edilmektedir.

«Mâen bi-kader» cümlesi, ihtiyaç nisbeti; ziraate, içmeye ve diğer lü­zumlu şeylere yetecek kadar diye yorumlanabilir. Bu, dünya yaratılalıdan beri, yeryüzünün onda yedisinin denizle kaplı bulunmasına; dünya ile gü­neş arasındaki uzaklık nisbetine; güneşten gelen ısıyla belli oranda bu­harlaşmanın meydana gelmesine işârettir. Öyle ki, bütün bu ünitelerin or­tak çalışmasıyla yağmur dengesi ihtiyaç nisbetinde sağlanmaktadır. Şüp­hesiz ki sözü edilen bunca sistemli ameliyenin mutlak bir plâna göre dü­zenlendiğini idrâk etmemek körlüğün, nankörlüğün açık belirtisi değil de nedir?

Evet bütün bu plânlı, dengeli olaylar, kâinatın şaşmayan kanunlarla yürütüldüğünü göstermekte ve yine mutlak anlamda ilim, kudret ve hik­met sâhibi bir Allah’ın mevcudiyetini isbat etmektedir.

İnen yağmurun toprağı kabartıp tohum ve kökleri harekete geçirerek onları ölümlerinden sonra dirilttiği gibi, ölen insanların da buna benzer bir rahmetin inmesiyle dirilip kalkacakları bildiriliyor. Bu, hayatın su ile başla­dığını ve ikinci hayatın da yine yağacak kudret yağmuruyla başlayacağını yansıtmakta, hayat için suyun lüzumunu ortaya koymaktadır.

3- Eşyanın çift yaratılması.

Bu konuda Kur’ân «ezvac» kavramı üzerinde durmaktadır. «Zevc»in çoğulu olan bu kelimeyi ünlü müfessirlerimiz «esnaf» ve «enva’» diye yo­rumladıkları gibi, Allah’tan başka her şeyin zıdlar şeklinde çift yaratıldığı­nı; Allah’ın ise eş ve ortaktan, denk ve benzerden münezzeh bulunduğunu ortaya koymuşlardır.

Müfessir Kurtubî ve onun yolunu izleyenler, el-Hasan ve İbn İsa’nın tefsirlerine yer vererek şu yorumu nakletmişlerdir: «Ezvacʹdan maksat, yaz- kış, gece-gündüz, gök ile yer, ay ile güneş, cennet ile cehennem gibi zıd çiftlerdir. Canlıların erkek ve dişisi; bitkilerin dişi ve erkek anlamda aşılanıp döllenmesi de bu cümledendir. »

Bütün bu yorumların çoğu, günümüzde gelişen bilimsel araştırmalar­la az veya çok uyum halindedir, diyebiliriz. Çünkü gerek canlılarda, gerekse bitkilerin çoğunda zevciyet kanunu câridir. Ayrıca kâinat zıdlarla donatıl­mıştır.

Şüphesiz ki bu düzenleme, mutlak anlamda bilgili, hikmetli, kudretli çok yüksek bir varlığın hükümran olduğuna delâlet etmektedir ki, hak din­ler ona «Allah» demekte ve O’nu kemal sıfatlarıyla tanıtmaktadır.

Yoksa materyalistlerin iddia ettiği gibi, «hayat madde ile birlikte ezel­den beri mevcuttur» denilemez. Çünkü her şey çok mükemmel şekilde proğramlanmış ve şaşmayan kanunlara bağlanmıştır. Onların «ezelden beri mevcuttur» sözü hiçbir ilmî esasa dayanmamakta ve bunu, sadece Cenâb-ı Hakkʹı inkâr etmek için kendilerine göre bir can simidi yapmaktadırlar.

4- Gemilerin ve binek hayvanların yaratılıp hizmete sevkedilmesi.

Gemi ne zaman icad edilmiştir? Onu ilk yapan Nuh Peygamber mi­dir? Şüphesiz bu konuda sağlıklı bir bilgiye sahip değiliz. Kurʹân-ı Kerîm, İlâhî emir ve gözetim altında Nuh (A. S. )ın tahtadan veya madenî levhalar­dan gemi yaptığını açıklamaktadır. (Bilgi için bak: Kamer Sûresi: 13. âyet)

Aynı zamanda bu geminin suyu yarıp yol almasına imkân veren kuş göğsüne benzer göğsü bulunduğuna veya levhalarının çivilerle tutturulduğuna işâret edilerek, yapımı hakkında ip ucu verilmektedir.

Ayrıca Süleyman Peygamber’in (A. S. ) yelkenli gemilerden oluşan güç­lü filoları hakkında birtakım bilgilere de yer verildiğini görmekteyiz.

O halde binip deniz yolculuğu yapmamız için Allahʹın gemiyi var kıl­ması iki ayrı yorum gerektirmektedir:

a) Nuh Peygamberʹden önce insanlar büyük gemi inşa etmeyi düşü­nememişler; küçük çapta kayık ve benzeri araçlar kullanmışlardır. Nuh Peygamberʹin büyük bir gemi inşa etmesi için, ortada model bulunmadı­ğından İlâhî gözetim altında yapılması gerekiyordu. Diğer yandan, Nuh Kavmi’nin bulunduğu bölgede deniz olmadığından, Onun yapmaya başla­dığı şeyin ne olduğu sorulmuyordu da, deniz olmayan yerde gemi yapma­nın anlamsızlığı düşünülerek alay konusu ediliyordu. İşte bu iki husus bize, Nuh (A. S. )dan önce büyük çapta gemi inşa edilmediğini işâret yoluyla yansıtmakta ve fakat denizde kullanılan birtakım vasıtaların bilindiği de kapalı bir anlatımla haber verilmektedir.

b) Su ile diğer cisimlerin özgül ağırlıkları ve bu kanuna göre, cisim­lerin su üstünde yüzmesi, Allah’ın insanlardan yana var kıldığı fiziksel bir olaydır. Bu açıdan da gemi Allahʹın lûtfunun eseridir.

«Bunun bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah) yücedir, münez­zehtir.. » cümlesi, konulan fiziksel kanunlara ve binek hayvanlarının hizme­te sevkedilmelerine, böylece her şeyin yaratıldığı hikmete ve hizmete yö­neldiğine işâret etmektedir. Zira suyun belli kanunlara bağlı bulunarak ta­şıdığı özellik, geminin yüzmesini sağlamakta ve onu insana baş eğdirmektedir. Binek hayvanlarının binmeye elverişli yapı ve güçte, insanların buyru­ğuna baş eğme özelliğinde yaratılması da öyle..

İşte Kur’ân-ı Kerîm’in bahsettiği «teshîr» budur.

İnsan gerek at ve benzeri bir bineğe, gerek gemi ve benzeri bir vası­taya bindiği zaman gururlanıp nefsinin esiri olabilir. İslâm Dini ise, insana her işte ve konuda Allah’ı hatırlatır ve her şeyi O’nun varlığına delil göste­rir. Mevlânâ’nın da dediği gibi, kâinat ancak Allah ile güzeldir, Oʹnunla an­lam kazanmaktadır. İslâmʹın amacına gelince: Her konuda Allah ile kul­ları arasındaki münasebet ve ilgiyi devam ettirmek; insanın çok âciz, Allahʹ­ın ise sınırsız kudret sâhibi bulunduğunu kalp ve kafalara işlemektir. Bu­nun için bir vasıtaya binildiğinde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin yaptığı duâ­yı yapmamız; en azından Kur’ân’daki cümleyi okumamız, imânımızın gere­ği, kulluğumuzun belirtisidir. Ayrıca Nuh Peygamberʹin (A. S. ) gemiye biner­ken yaptığı şu duâ (Hûd Sûresi: 41) yı da okumamızda sayısız faydalar vardır:

DÖNÜŞ, ALLAHʹA OLACAKTIR

«Ve elbette biz, dönüp dolaşıp Rabbımıza döne­ceğiz. »

Allahʹın varlığına, kudretinin sınırsızlığına ve yüceliğine delâlet eden belgeler sıralandıktan, insan düşünce ufku genişletildikten; akla ışık tu­tulup gereken malzeme verildikten sonra, dönüşümüzün ancak Allah’a ola­cağı açıklanmaktadır.

Vasıtaya binen kimsenin yapacağı yolculuk, varacağı yer hayatında ayrı bir değişiklik, başka bir dönem oluşturur ve aslında insan yolculuğu devam edip gelmektedir. Ruhlar âleminden yola çıkıp dünyaya gelmekte ve âhirete doğru yol almaktadır. Allah’ın kudretinin tecellisi olarak hepimiz O’ndan gelmekteyiz ve sonunda Oʹna dönmek zorundayız. Bu, ezelde kud­ret kaleminin yazıp çizdiği bir plândır ki değişmesi, değiştirilmesi söz ko­nusu değildir.

Böylece Kurʹân, hayatın ve insan olmanın asıl amaç ve hedefini belir­lemekte; yolu çizip gayeyi açıklamaktadır. Hiçbir inanç sistemi, hiçbir ilim adamının bilimsel görüşü insana böylesine yüce ve doyurucu ümit vereme­miş, onu boşluktan, gayesizlikten kurtaramamıştır. Çünkü sözün en doğ­rusunu, plân ve proğramın, denge ve düzenin en sağlıklısını Allah ortaya koymakta ve haber vermektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, putperest müşriklerin Allah hakkında az bilgileri bulunduğu ve ancak putlarını Oʹna ortak gösterip sapıklığa yöneldikleri ko­nu edildi. Hem onların, hem de yaşamakta olan inkârcıların «Tevhîd İnan­cı»nı zedeleyen ve bazan da yıkan bu gibi inanç ve düşünceden vazgeç­melerinde sayısız yararların bulunduğuna işâret edildi ve bu açıdan hare­ketle, akıllarını iyice kullanabilmeleri için de Allahʹın varlığına ve birliğine delâlet eden birkaç belgeye yer verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, müşriklerin, kendileri kız babaları olmayı bir na­kısa ve utanç vesilesi saydıkları halde, Allah’a kız çocuğu nisbet etmeleri üzerinde duruluyor ve aydınlatıcı, yönlendirici bilgiler veriliyor. Allahʹa ibâ­det etmemelerinin kendi irâdeleri dahilinde olmadığını, putlara ibâdet et­melerini hâşâ Allahʹın dilediğini ileri süren inkârcı müşriklerin nasıl koyu bir cehalet içinde bocaladıklarına atıfta bulunuluyor ve atalarının dinine körü körüne bağlanan o insanlar kınanarak, daha geniş çapta düşünmeleri isteniliyor.