MEÂLİ:
10- O ki gökten size su indirdi. Ondan hem içilecek su, hem (davarlarınızı) yaymak için ot sağlarsınız.
11- Hem o su ile sizin için ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalar bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için âyet (öğüt, ibret ve delil) vardır.
12- Ve sizin için gece ile gündüzü, Güneş ile Ayʹı ve yıldızları (yaratarak) belli kanunlarına bağlayıp, hizmetinize verdi. Doğrusu bunda aklını kullanan bir millet için nice öğütler, ibretler ve belgeler vardır.
13- Sizin için yeryüzünde, farklı renklerde yarattıklarını da hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda iyice düşünüp öğüt alan bir millet için öğüt ve ibret vardır.
14- Pek taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyasını çıkarmanız için denizi de (belli ölçü ve kanunlarla) yararınıza sunan Oʹdur. Gemileri de suyu yara yara gittiğini görürsün ki, bu Allahʹın geniş lûtfunu ve ihsânını dilemeniz içindir. Ola ki şükredersiniz.
GÖKTEN İNDİRİLEN SU
«O ki gökten su indirdi. Ondan hem içecek su, hem (davarlarınızı) yaymak için ot sağlarsınız. »
Hayatın kaynağı olan su, birçok değişikliklere, değişik yerlere uğrasa da sonunda yine buharlaşarak kendisine karışan yabancı maddelerden arınır da bulutları oluşturur. İlâhî filtreden geçtikten sonra tekrar yeryüzüne inerek bir devr-i dâim yapar. Dünyanın onda yedisinin denizlerle kaplı olması, bize, su ihtiyacımızı karşılamada en büyük kaynaktır.
Bilindiği gibi, hiçbir şey eksilmeden, fire vermeden dünyamızda aralıksız devir yapmakta, hayatın akışını sağlamaktadır. Bu öyle bir kanundur ki, şaşmadan hizmet vermekte ve her yönüyle yüce kudretin sınırsızlığını simgelemektedir.
İşte ilgili âyetler, Allahʹın bu büyük nîmetini ve faydalarını sergileyerek, onu plânlayıp proğramlayan Cenâb-ı Hakkʹa şükretmemizi öğütlüyor ve her nîmette O’nun ismini ve tecellisinin izini görmemizi ilham ediyor.
Diğer yandan davarların beslenip yararlı düzeyde insanlara hizmet etmeleri için otlak alanlarının korunmasına işâret ediliyor.
Günümüzde nüfus artışı, sanayinin gelişmesi birçok bölgelerde çok hatalı bir yerleşme ve plânlamaya neden olmaktadır. Ziraate elverişli alanların beton yığınlarıyla, fabrika ve benzeri sanayi tesisleriyle yok edilmesi, hem tarımı, hem de hayvancılığı olumsuz yönde etkilemekte ve birtakım sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Cenâb-ı Hakkʹın özellikle davarların faydalarından, otlak alanlardan söz etmesi, bizi bu konuda uyarmaya, daha iyi düşünmeye sevkeden bir ön bilgidir. Zaten İlâhî metot gereği, çok faydalı ve yararlı konulara temas edilirken detayına inilmez, temel bilgi verilerek insan aklına ışık tutulur.
ÜÇ YARARLI ÜRÜN
«Hem o su ile sizin için ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalar bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için âyet (öğüt, ibret ve delil) vardır. »
Ekin tabiriyle tarımın önemi ve ekonomik yapımıza olan katkısı anlatılıyor. Sonra da üç önemli üründen ismen söz ediliyor ve arkasından her çeşit meyvayı kapsar şekilde bir anlatıma yer veriliyor. Bunun birtakım sebepleri ve yol gösterici hikmetleri vardır. Kısaca şöyle özetliyebiliriz:
Zeytin, hurma, üzüm.. Neden? Çünkü bu üçünü de çürütmeden depolamak ve besleyici gıda maddeleri olarak bulundurmak mümkündür. Ayrıca bu üç ayrı meyvanın birçok faydaları söz konusudur. Şöyle ki:
Zeytin: Önemli bir endüstri bitkisidir. Etli kısmında %25 oranında yağ vardır. Bu aynı zamanda tıpta ilâç olarak da kullanılır. Ağacı çok uzun ömürlüdür. Yüz yıldan fazla yaşayanları vardır. Ayrıca asiti alınmış zeytin yağının sindirimi kolaydır. İç organlar üzerinde birtakım olumlu tesirlerinden söz edilmektedir.
Hurma: Palmiyelerin en faydalısıdır. Meyvası çok besleyicidir. Kıtlık yıllarında binlerce insanı açlıktan kurtarmıştır. Hazmı kolaydır, aynı zamanda ziraate pek elverişli olmayan çöl ve benzeri yerlerde yetişme şansı vardır. Yapraklarından sepet, liflerinden urgan yapılır. Kurusu iyi korunduğu takdirde uzun süre bozulmadan özelliğini aynen korur.
Üzüm: Besleyici bir üründür. Kurusu hayli dayanır. Suyundan sirke, pekmez, şıra ve ağda gibi faydalı maddeler elde edilir. Kuru toprağı sever. O bakımdan sıcak ve soğuk birçok bölgelerde yetişme imkânı söz konusudur.
Âyette bir diğer incelik göze çarpmaktadır, o da, zeytin ile hurmanın tekil, üzümün çoğul şekilde kullanılmasıdır. Bu, az önce belirttiğimiz gibi, bu ürünün sıcak, soğuk farkı olmaksızın kuru toprağı çok sevdiğinden birçok yerlerde yetiştirilme şansına sahip olduğuna, doyurucu ve besleyici özeliği yanında birçok faydaları bulunduğuna işârettir.
Bir başka husus da, sözü edilen üç meyvanın daha çok ihraç ürünleri özelliğini taşımasıdır.
İşte düşünen bir toplum veya millet için ilâhî kudreti yansıtan bu ürünlerde o kudretin damgasını taşıyan nice âyet, belge, öğüt ve deliller vardır.
Bu üç ürünün arkasından diğer bütün meyvalardan genel bir anlatım çerçevesinde bahsedilmesi, meyvanın insan sağlığı üzerindeki olumlu tesirlerine ve iklim şartlarını dikkate alıp yetiştirilmesi mümkün olan meyvaların çoğaltılmasına işârettir. Allah daha iyisini bilir.
GECE İLE GÜNDÜZ - GÜNEŞ İLE AY
«Ve sizin için gece ile gündüzü, güneş ile ayı ve yıldızları (yaratarak) belli kanunlarına bağlayıp, hizmetinize verdi. »
Kur’ân bunların insanoğlunun hizmetine verildiğini, yani insan için yaratıldığını açıklarken çok önemli bir hususu hatırlatıyor. O da, bunların hepsinin insan yaratılmadan önce var kılınıp düzenlendiğidir.
Bütün bu verimli, plânlı, proğramlı ve düzenli sistemler kimin, hangi kudretin eseridir? Ortada sağlam bir plân ve matematiksel düzenleme varsa, mutlaka onu düzenleyen vardır.
Güneş ailesinden her birinin güneş çekim kuvvetinin etkisinde ayrı ayrı yörüngelerde hareketlerini kusursuz şekilde sürdürdüklerini biliyoruz. Ancak şu farkla ki, dünya dışındaki gezegenlerden hiç birinin canlıların, özellikle insanın yaşamasına elverişli şartları taşımadığı, üzerinde yaşadığımız gezegenin canlılara has ölçüde ve lüzumlu bütün şartları kendinde taşıyarak yaratılıp hizmete sevkedildiği bir gerçektir. Nitekim Rahman sûresi 10. âyette bu gerçek şöyle açıklanmaktadır: «Yeryüzünü de ancak ve sadece canlı varlıklar için alçaltıp koydu. » Bu âyetle, güneş ile dünya arasındaki düzenlemeye dikkatler çekiliyor ve ezelî takdîrle diğer gezegenlerde yaşama şansının olmadığı hayat şartlarının bulunmadığı temel bilgi olarak veriliyor.
İşte aklını kullanabilen, idrâkini harekete geçirebilen toplum ve milletler için bu açıklamalarda birçok belgeler ve deliller mevcuttur ki, hepsi de insanı iyiye, doğruya yönetmekte ve yüce yaratanı tanıtmaktadır.
DEĞİŞİK RENKTE VE BİÇİMDEKİ BİTKİLER
«Sizin için yeryüzünde, farklı renklerde yarattıklarını da hizmetinize vermiştir. Şüphesiz ki bunda iyice düşünüp öğüt alan bir millet için öğüt ve ibret vardır. »
Milyonlarca bitki türü var. Hepsinin rengi, çiçeği, kokusu ve şekli ayrıdır. Oysa hepsi belli iklim şartları içinde topraktan nemalanıp çıkmakta, gökten inen aynı suyu almakta, aynı güneşten yararlanmaktadırlar. Bu, İlâhî tezgâhın tek kalıp ve ölçüde bir fabrika gibi ürün vermediğini, aynı tezgâhta binlerce değişik ürünün imal edildiğini göstermektedir.
İyi ama hepsi de aynı renk ve biçimde olsaydı ne gibi sakıncalar doğardı? Şüphesiz bitkilerin çok çeşitli olması ve çeşidine göre birtakım farklı faydalar taşıması, Allahʹın insanlara çok yönlü bir kimya laboratuvarı hazırlayıp verdiğini ifade eder. Böyle olmasaydı ne bu kadar çeşitli ilâçlar elde edilebilir, ne de insanoğlunun sayısı belirsiz dert ve hastalıklarına şifâ bulunurdu. Aynı zamanda dünya bu kadar çekici ve güzel olmaz, tek desen ve tek rengin gözleri ve gönülleri okşamıyacağı neticesi ortaya çıkardı.
İşte böylesine bol ve zengin bir düzenlemede düşünüp de öğüt alan bir millet için İlâhî sanat ve kudretin eşsizliğini yansıtan belgeler ve deliller vardır.
DENİZİ ÜRÜNLERİYLE BİRLİKTE HİZMETİMİZE VERMİŞTİR
«Denizi de (belli ölçü ve kanunlarla) yararınıza veren O’dur. »
Kurʹân-ı Kerîm’de denizlerin ekonomik hayatımızdaki yerine de sık sık dikkatler çekilmekte, besin kaynaklarımızın önemli bir bölümünün denizlerde mevcut olduğuna işâret edilmektedir. Taze et, inci, mercan, sünger ve diğer faydalı birtakım ürünler geçim kaynaklarından bir kısmıdır.
Gemilerin suyu yara yara yol aldığı belirtilirken deniz taşımacılığının önemi üzerinde duruluyor. Aynı zamanda Müslüman milletlerin denizlere sahip olmaları ve bu önemli, önemli olduğu kadar zengin kaynağı ihmal etmemeleri isteniliyor.
Bütün bu çok faydalı kaynakları nimetleriyle birlikte insanların hizmetine veren, kurduğu mükemmel düzenle her şeyi dengeli, ölçülü ve hesaplı takdîr eden Allah’a inanmamak ne ile yorumlanabilir? Bunca açık âyet ve delil karşısında insanoğlu nasıl mazur gösterilebilir?!
DENİZ HUKUKU
Kur’ân-ı Kerîm’in on yedi yerinde denizden ve faydalarından söz edildiği halde, müctehit imamlar zamanında denizlerdeki zengin kaynakların ve deniz taşımacılığının önemi yeterince bilinmediğinden konuya pek az yer verilmiştir. Oysa Cenâb-ı Hakkʹın bir konu, ya da eşya üzerinde durması, yani Kur’ânʹda ondan birkaç defa bahsetmesi, mutlaka onun önemine işârettir. Bazı ilim adamlarının denizlerin hiç bir ülkenin mülkü olamayacağı şeklindeki görüşleri ise, açık denizlerle ilgilidir ve bu görüşte isabet vardır. Böylece açık denizler üzerinde ne müslümanların, ne de gayr-i müslimlerin kontrol hakkı olmadığını ortaya koymuşlardır. Azınlıkta kalan bazı müellifler ise, açık denizlerin gayr-i müslim mülkünden sayıldığını savunmuşlardır ki, ed-Dürüʹl-Münteka sâhibi de onlardan biridir. (Bilgi için bak: İbn Abidîn: 3/266, 267)
Böylece açık denizler hakkında farklı görüşler ortaya konulmuş ve görüşlerin bir kısmının isabetini belirleyecek sağlam dayanaklar gösterilememiştir. Oysa Kur’ân hukukuna göre, açık denizler umumun yararlanmasına ve karasuları da ilgili devletlerin yararlanmalarına terkedilip, topraklar gibi insanların kontrolüne bırakılmıştır. Nitekim Câsiye sûresi 12 ve 13. âyetlerde bu husus şöyle açıklanmıştır: «O Allah ki, buyruğu gereği, gemiler yüzüp yol alsın; geniş lütuf, bol ihsanını arayasınız ve şükredesiniz diye denize başeğdirip onu emrinize vermiştir. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini kendi tarafından sizin emrinize vermiştir. Şüphesiz ki bunda iyice düşünen bir millet için açık belgeler vardır. »
Bu ve diğer âyetler deniz hukukunu zorunlu kılmakta, belli statülere bağlanmasına dikkatlerimizi çekmektedir. Nitekim günümüzde kural olarak açık denizlerde seyrüsefer serbest kılınmış, karasuları ise devletlerin hâkimiyetine bırakılmıştır. Az yukarıda belirttiğimiz gibi, açık denizlerin herhangi bir ülkenin veya devletin mülkü olamıyacağıyla ilgili görüşün isabetli olduğu anlaşılıyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, gökten indirilen su nîmetinden söz edildi. Güneş ailesine dikkatler çekilerek her birinin İlâhî kudreti yansıttığına işâretle sistem üzerinde iyice düşünmemiz istenildi. Sonra da bitkilerin çok çeşitli ve denizlerin önemli kaynaklar olduğu belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yine Allah’ın insanların rahat yaşamasını sağlamak için yeryüzünü düzenlemesi, dağların belli bir plâna göre yerleştirilmesinin faydası üzerinde duruluyor ve böylece Allahʹın insanlara olan nimetlerinin sayılamayacak kadar çok olduğu hatırlatılıyor.