MEÂLİ:
12 - And olsun ki Allah İsrâiloğullarından kesin bir söz almıştı; onların oniki tane ileri gelen söz sahiplerini görevlendirip göndermiştik. Allah onlara, «eğer namaz kılar, zekât verir, peygamberlerime inanır da kendilerine yeterince yardım ederseniz ve Allah’a faizsiz ödünç verirseniz, and olsun ki ben sizinle beraberim; kusur ve günahlarınızı elbette bağışlarım ve altlarından ırmaklar akan cennetlere sizi yerleştiririm, » demişti. Bu kesin sözden sonra sizden kim nankörlük edip inkâra saparsa, gerçekten o düz ve doğru yoldan sapmış olur.
13- Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları lânetledik, kalblerini de kaskatı yaptık. Kelimeleri (asıl konuldukları) yerlerinden oynatıp değiştirirler; uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. İçlerinden pek azı müstesnâ, onlardan sürekli olarak hâinlik görürsün. (Bununla beraber) sen onları affet ve (geçmiş kusurlarından) geç. Şüphesiz ki Allah iyilikte bulunan yararlı kişileri sever.
UYARI
Âyette, Muhammed (A. S. ) ümmetine uyarı var. Musâ Peygambere ve getirdiği Tevratʹın hükümlerine uyacaklarına dair kesin söz verdikleri halde yan çizen, verdikleri sözü yerine getirmeyip ahde vefasızlığın kötü örneklerini peşpeşe ortaya koyan İsrâîloğulları lânetlenmiştir.
Hazret-i Muhammedʹe (A. S. ) ve Kurʹânʹa inanıp bağlandıktan ve bağlanıp açık veya zımnen söz verdikten sonra yan çizmenin, ahde vefasızlığın cezasız kalmıyacağı hatırlatılıyor.
TARİHÎ YÖNÜ
Firʹavn ordusuyla birlikte yok olduktan sonra Allah Beytüʹl-Makdisʹe hicret etmeleri için İsrâiloğullarıʹna emretti. O sırada Kudüs’te zorbalıklarıyla ün yapan Kenanîler bulunuyordu. İsrâîloğulları bu yüzden oraya girmeğe, daha doğrusu hicret etmeğe pek cesaret edemiyorlardı. Cenâb-ı Hak, Musâ Peygamber vasıtasıyla onlara şu vaadde bulunmuştu: «Ben orayı size vatan ve hicret yurdu seçtim; gidiniz zorbalarla savaşınız; ben elbette sizin yardımcınızım. »
Musâ Peygamber bu emir üzerine her boydan bir baş temsilci yani nakîb seçti. Böylece 12 temsilci bir araya getirilerek, Tevratʹa bağlı kalacaklarına, zorba ve mütecaviz Kenanîlerle savaşacaklarına dair kendilerinden kesin ve sağlam söz alındı.
Baş temsilci ve söz sahipleri önce durumu yakından görüp bazı bilgiler elde etmek için Kudüs’e yaklaştılar, durumu gözden geçirdiler. Kenanîlerin güçlü bir orduya sahip bulunduklarını öğrenince moralleri bozuldu ve dönüp herbiri kendi boyuna savaşamıyacaklarını söylediler. Halbuki böyle yapmıyacaklarına dair Musâ Peygamber kendilerinden kesin söz almıştı. Ancak iki nakîb (söz sahibi temsilci) müstesnâ, diğerleri geri döndü. İki baş temsilci ise, kendi boylarıyla anlaşıp savaşa karar verdiler.
Tevratʹda bu husus şöyle belirtilmiştir:
«Ve sizinle beraber her sıbttan birer adam olacak; her biri kendi ataları evinin başı olacaktır. Ve sizinle beraber duracak adamların adları şunlardır... »
Sonra böylece Tevratʹda sıbt başkanlarının adları sayılır. Levililer geri hizmete ayrılır. Düşman ile savaşacak olanların 20 yaşından yukarı olmak üzere 603. 550 kişi olduğu belirtilir. (Tevrat/Sayılar: 5-15)
Kur’ânʹda bu olay özetlenip en önemli ve ibretli yanlarına parmak basılıyor; İsrâiloğullarıʹna pek güvenilemiyeceğine dikkatler çekilip bir takım misaller veriliyor. Kendi kumandan ve Peygamberlerine itaat etmiyen, verdikleri sözü yerine getirmiyen, Allah emrettiği halde Kenanîlerden korkup ülkelerini düşman elinden kurtarmaya cesaret edemiyen bu insanlarla ilişkilerde ona göre bir yol ve yöntem, bir politika ve bir strateji uygulanması emrediliyor.
ALLAH’IN EMRETTİĞİ BEŞ ÖNEMLİ HUSUS
«Eğer namaz kılar, zekât verir…»
İsrâiloğulları ahde vefasızlığın kötü örneğini ortaya koyduktan ve bu yüzden lânetlendikten sonra, çoğu pişmanlık duydu veya duyar gibi oldu. Cenâb-ı Hak, onları ikinci bir denemeye tabi’ tutarak şu beş hususun hakkiyle yerine getirilmesini emretti. İtaat ederlerse kendilerini affedeceğini haber verdi. Aslında o beş şey Tevrat’da birkaç kez tekrarlanan emirler arasında bulunuyor. Sonunda İsrâiloğullarıʹnın çoğunun bu emirlere de uymadıkları anlaşılıyor. Tevratʹda bu hususa, -kelimelerin çoğu değiştirilmesine rağmen- değinilerek, Musâ Peygamberin ölümünden birkaç gün önce bu üzüntüsünü dile getirdiği, Allah emrettiği halde Kudüsʹü ele geçiremedikleri, çoğunun bu emre kayıtsız kaldığı anlatılıyor. Son olarak o günleri ve Allahʹın emirlerini unutmasınlar diye Musa Peygamber çok anlamlı ve duyarlı bir İlâhî hazırlayıp İsrâiloğullarıʹna okuyor.
Nitekim Musâ Peygamberden sonra büsbütün dağılıp kendilerini maddeye veren ve âhiret havasından uzaklaşan İsrâiloğulları Allahʹın gazabına çarpılıyor. Tevrat’da bu husus şu sözlerle anlatılmıştır:
«Onlara ettiğim ahdimi bozacaklar. Ve o gün onlara karşı öfkem alevlenecek ve onları bırakacağım ve onlardan yüzümü saklıyacağım ve onlar yenilip bitecekler ve onlara çok kötülükler ve sıkıntılar erecek ve o gün diyecekler: Aramızda Allahımız olmadığı için değil midir ki bize bu kötülükler erdiler? » (Tevrat/Tesniye: 31/15 - 19)
İsrâiloğulları’na yerine getirilmesi emredilen beş husus:
1. Namazı aksatmadan kılmak,
2. Zekâtı gerektiği gibi vermek,
3-4. Bütün peygamberlere inanıp hayatta olanlarına uyup yardımcı olmak,
5. Faizsiz ödünç vermek ve bunun karşılığını yalnız Allahʹtan beklemek..
Yapılan ciddi araştırmalara göre, İsrâiloğulları bu emirlere kısmen uyduktan bir süre sonra hiçbirine bağlı kalmamışlar, diğer emirlerle birlikte bunları da unutmuşlardır. Tevratʹın Tesniye bölümünde buna çok geniş yer verilmiştir. Böylece doğru yol karşılarına konulmuşken ondan sapmışlar. Allah da onları lânetleyip -ilâhî sünneti gereği-kalblerini kaskatı yapmıştır.
Görülüyor ki, ferdin içini temizleyip toplum hayatında sosyal adâleti gerçekleştiren, sınıf farkını kaldırıp peygamber sünnetinde birleşip kardeş olmayı gerçekleştiren namaz ve zekât gibi iki önemli ibâdet diğer ümmetlere de farz kılınmış; toplumun belli bir kesimini sömürüp cılızlaştıran fâiz yasaklanmış; peygamber sünnetindeki feyizli hayatın lüzumu belirtilmiştir.
Bugün de ayni emirler Kurʹânʹda yer almakta ve müʹminlerden bu farzların yerine getirilmesi kesinlikle istenmektedir. Aksine bir yol tutanlara, İsrâiloğullarıʹnın akibeti hatırlatılmakta ve böylece gereken İlâhî uyarı yapılmaktadır
Günümüzde fertlerin ömür ve kazançlarında bir bereketsizlik, âile yuvalarında sürekli huzursuzluk, toplum yapısında güvensizlik varsa, bunun sebebini dine, dinî emirlere kayıtsız kalmamızda; namaz ve zekât gibi, biri ferdi erdemli düzeye getiren, diğeri topluma yön verip dengeyi sağlayan iki önemli ibâdetin terkinde ve faiz ile maddeciliğin bütün hızıyla toplumu kemirmesinde aramamız gerekir.
TEVRAT’TAKİ KELİMELERİN YERLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ
«Kelimeleri (asıl konuldukları) yerlerinden oynatıp değiştirirler... »
Daha önce de bu konuya Nisâ Sûresinde değinilmiş, gerekli açıklamada bulunulmuş ve az da olsa -bilgi mahiyetinde- bir malzeme sunulmuştu. Mâide Sûresinde ise, iki ayrı yerde ayni konuya yer verilmektedir. Gerçi tekrar, hem konunun önemine dikkatleri çekmek, hem idrâkimizi uyanık tutmak amacına yöneliktir. Ama bunun da ötesinde, her tekrar bize yeni bir malzeme sunmakta, yeni bir ufuk açıp ayrı bir hususu hatırlatmaktadır.
Nisâ Sûresinde, Yahudîlerden bir kısmının, daha doğrusu Tevrat’la meşgul bulunan din adamlarının, Hazret-i Muhammed’in (A. S. ) peygamberlik göreviyle ortaya çıkmasına dayanamıyarak Tevratʹtaki bazı belgelerin delâlet ettiği mânayı değiştirmek maksadiyle kelimelerin konulduğu yerleri değiştirdikleri açıklanıyor. Çünkü sırası geldikçe inen Kurʹân âyetleri, Tevrat’taki belgeleri hatırlatıyor ve tashîh ediyordu. Yahudî ilim adamları bilhassa son peygamberle ilgili birkaç belgeyi önemli biçimde, -kelimelerin yerlerini değiştirerek- aslından uzaklaştırdılar. Hz. Muhammed’in (A. S. ) dâvasını çürütmeyi, doğruyu söylemediğini ortaya koymayı amaçlıyorlardı. Ayni zamanda Peygamberimizden işittikleri sözleri de değiştirerek etrafa yaymaya çalışıyorlardı. «Yahudîlerden bir kısmı, kelimeleri konulduğu yerden değiştirirler; dillerini eğip bükerek dine de saldırarak.. » (Nisâ Sûresi: 16) meâlindeki âyet bilhassa belirttiğimiz hususlara işâret etmektedir.
Mâide Sûresindeki iki âyetten birincisi, -ki konumuzu oluşturuyor- İsrâiloğulları’nın Musâ Peygamberin ölümünden sonra Allahʹı unutup kendi zevklerinden yana Tevrat’ta bir takım değişiklikler yaptıklarını haber veriyor.
Nitekim Tevrat’da Musâ Peygambere gelen son İlâhî haberde bu husus şöyle açıklanıyor:
«Rab, Mûsâ’ya dedi: İşte öleceğin günlerin yaklaşıyor. Rab Mûsâ’ya dedi: İşte sen atalarınla (ölüp) uyuyacaksın ve bu kavm (İsrâiloğulları) kalkacak aralarında bulunmak üzere gitmekte oldukları diyarın yalancı ilâhlarına uyup zinâ edecekler ve beni bırakacaklar ve onlarla ettiğim ahdi bozacaklar. » (Tevrat-Tesniye: 31/14)
Mâide Sûresindeki ikinci âyette: «Kelimeleri, yerlerine konulduktan sonra değiştirirler.. » buyurulması, Allah tarafından bir hüküm ifade etmek üzere indirilen sözlerin sonradan değiştirildiğini hatırlatıyor. Nitekim zinâ cezasıyla ilgili belgeyi kendi iddialarına göre değiştirmeye kalkışmaları bunun örneklerinden biridir.
Bakara Sûresi 75. âyetle de onların bu tür aşırılıkları açıklanarak, Kur’ânʹı indirildiği şekilde aynen korumamız için işaretlerde bulunulur.
SON DİNİN YÜCELİĞİNİ GÖSTERMEK
«Sen onları affet (geçmiş kusurlarından) geç. Şüphesiz ki, Allah İyilikte bulunan yararlı kişileri sever. »
İslâm tek kelimeyle Cenâb-ı Hakk’a teslimiyet, canlılara rahmet dinidir. Kötülüğe kötülükle, düşmanlığa kin ve öfkeyle karşılık vermez. Cezâ son çaredir, bu dinde. Islâh yararlı olduğu sürece geçerlidir.
İlgili âyetin gerek iniş sebebinden, gerekse tefsîr ve yorumlarından anlıyoruz ki, Yahudîler birçok defa verdikleri sözü bozmuş; Hazret-i Muhammed’i (A. S. ) öldürmeyi planlamış ve mü’minleri son dinden uzaklaştırma ve soğutma yollarını araştırmış, fiilî birçok teşebbüsleri ortaya çıkmış olmasına rağmen hep hoşgörü ile karşılık görmüşlerdir.
Tevratʹtaki son peygamberi müjdeliyen belgelerdeki kelimelerin yerlerini değiştirmeleri ve bununla da yetinmiyerek Peygamberi öldürmeğe teşebbüs etmeleri kesinlikle bilindiği halde Allah onlar hakkında izlenecek politikayı, takip edilecek stratejiyi şöyle açıklamıştır: «(Böyle de olsa) sen onları affet, (geçmiş kusurlarından) geç. Şüphesiz ki Allah iyilikte bulunan yararlı kişileri sever. »
Bu metodun uygulanması, dine bir zarar dokunmadığı sürece geçerlidir. Son dinin yüceliği, Hz. Muhammed’in (A. S. ) rahmet peygamberi olarak gönderilmesi; insanları kahretmek için değil, onları Allah’a kul olmanın şeref düzeyine eriştirmeyi amaçladığı içindir. Bu ancak sözü edilen davranışlarla anlaşılabilir. İslâmʹda barış esastır, savaş ârızîdir. Bu bakımdan mecbur kalınmadıkça savaşa gidilmez. Kılıç son çaredir, onun hakemliğine başvurulur.
Son dinin cihan dini olduğunu göstermek, daha çok ona inanıp gönül verenlerin ilmi, irfanı ve peygamber sünnetine uygun bir hayat sürmeleriyle mümkündür. Peygamber ilmine vâris bulunan ilim adamlarının en önemli ve başta gelen görev ve hizmeti budur..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Yahudîlerin kin ve ihtirasları uğruna Tevratʹa sırt çevirdikleri, dünyevî saltanatlarına engel kabul ettikleri İslâm’a karşı kin besledikleri, Hz. Muhammed’in vücudunu ortadan kaldırmak için birçok kere su-i kast teşebbüslerinde bulundukları açıklandı. Amaçlarına erişebilmek için kutsal kitap Tevrat’taki bazı kelimelerin yerlerini değiştirdikleri, bu yüzden verdikleri sözü hiç bir zaman yerine getirmedikleri, ahde vefasızlığın nice örneklerini ortaya koydukları belirtildi.
Onların bu yanlış tutumunun kendilerine dünyada da, âhirette de çok pahalıya mal olduğu hatırlatılarak son dine uyan mü’minler uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Hıristiyanların da aşırı tutucu olmaları nedeniyle hakikati göremiyecek kadar katılaştıkları hatırlatılıyor. İncil’in birkaç yerinde -az değişikliğe uğratılmasına rağmen- Hazreti Muhammedʹin (A. S. ) geleceğinden bahsedildiği ve onların da bunu sabırsızlıkla bekledikleri ve herkesten ziyade o rahmetten paylarını almaları gerektiği halde, sözlerinde durmadıkları açıklanıyor. Son dine karşı besledikleri kin ve nefretin onları İsâ Peygamberi ilâhlaştırmaya kadar sürüklediği, çok duyarlı biçimde anlatılıyor. Ayni hataya mü’minlerin düşmemesi için gereken bütün uyarılar yapılıyor.