Nahl Suresi 114-117. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ اِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

116.

Artık Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O'na ibadet ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin.

Diyanet İşleri

115.

Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

116.

Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, "Şu helaldir", "Şu haramdır" demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.

117.

(Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Halbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

114- Artık Allahʹın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin; Allahʹın nîmetine (karşılık) şükredin, eğer Oʹna tapıyorsanız (nankörlük et­meyin).

115- O ancak size ölüyü, kanı, domuz etini ve bir de Allahʹtan baş­kası adına kesileni harâm kılmıştır. Kim de darda kalırsa, (başkasının hak­kına) tecâvüz etmeksizin, (ölmeyecek miktarı) aşmaksızın (bunlardan yiye­bilir). Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

116- Allahʹa karşı yalan uydurmak kasdıyla, dillerinizin alışageldiği şekilde uydurup «bu helâldir, bu harâmdır» demeyin. Çünkü Allahʹa karşı yalan uyduranlar elbette umduklarına erişemezler.

117- Az bir yararlanma ve geçimliktir. Onlar için elem verici bir azâp vardır.

MEDİNELİ’LERE TAVSİYE

«Ar­tık Allahʹın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin; Allahʹın nîme­tine (karşılık) şükredin. Eğer O’na tapıyorsanız (nankörlük etmeyin). »

Mekkeliʹlerin nankörlüğü ve o yüzden sıkıntıya ve açlık felâketine uğ­ramaları, ölmüş hayvan etinden yemeleri; köpek ve kedi etinden yiyecek kadar muztar kalmaları konu edildikten sonra, mü’minlere helâl ve temiz şeylerden yemeleri emrediliyor. Emir ise vücubu gerektirir. Öyle ki, helâl ve temiz şeyleri seçmek vâciptir. Haram ve zararlı şeylerden kaçınmak farzdır.

Arkasından da genel hükümden sonra özel hükümlere yer verilerek, öl­müş hayvan eti, akıtılmış kan, domuz eti ve bir de Allahʹtan başkası adına kesilen hayvandan yenilmesi kesinlikle yasaklanıyor.

Sözü edilen haram nesnelerden ikisi beden sağlığına; biri hem beden, hem ruh sağlığına; biri de sadece ruh sağlığına, yani imân âfiyetine zarar­lıdır. Şöyle ki:

1- Ölü hayvan eti, Mâide sûresinde de belirttiğimiz gibi, kısa zaman­da bozulup zararlı bakterilerin istilâsına uğrar. Salgıladıkları toksinle ze­hirlenme olayı meydana gelir.

Yüksekçe yerden yuvarlanma veya başka bir hayvan tarafından sü­sülerek, ya da parçalanarak ölen hayvanın eti neden zararlı ve haram olu­yor?

Bunun iki sebebi vardır:

a) Allah’ın ismi anılmadan ölmüştür. O bakımdan yenilmesi doğru de­ğildir.

b) Bunların eti helâl kılınmış olsaydı, aynı sebepten ölüp uzun süre kendi haline terkedilen ve o yüzden etinde bakteriler oluşan hayvanların etinden yararlanmaya kapı açılır ve yasak hedefine ulaşmamış olurdu.

Bu iki sebebin dışında daha ne gibi hikmetler var, bilemiyoruz. Allah mutlâk hikmet sâhibi olduğundan, koyduğu yasakta kesinlikle birtakım ya­rarlar söz konusudur. O halde bize gereken şudur: Madem ki Allah bun­ları haram kılmıştır, o takdirde haram kabul ediyoruz ve bu konuda başka bir yol aramıyoruz.

2- Birçok hastalık kanın bileşiminde değişikliklere yol açar Ayrıca bir takım zararlı bakteri ve virüslerin yer aldığı bir ortam oluşturma­ya da çok müsaittir. O bakımdan birçok hastalığın teşhisinde kan yardım­cı bir unsur olabilmektedir. Diğer yandan kan, çabuk kokuşan bir madde­dir.

Bunun dışında kanın sağlığımız üzerinde ne gibi olumsuz etkileri var­dır, bilemiyoruz, İleride İlmî araştırmalar bir takım ip uçları ortaya çıkara­bilir.

O halde açlıktan ölüm tehlikesi başgöstermedikçe, akıtılmış kandan yemek kesinlikle yasaktır, haramdır. Sözü edilen tehlikeli anlarda, ölme­yecek kadar yemekte bir sakınca yoktur. Çünkü zarûretler, mahzurlu şeyle­ri mubah kılar.

3- Domuz eti, hem beden sağlığına, hem ruh afiyetine zararlıdır. Unutmayalım ki, gıda maddelerinin ruh ve karakter üzerinde birtakım olum­lu ve olumsuz tesirleri olabilir.

Son yıllarda Alman ilim adamlarından Dr. Hans RECKEWEG’in domuz etinin zararlarını bilimsel olarak ortaya koyan araştırması, oldukça dikkat çekicidir. Bunları dokuz madde halinde belirtirken, Kurʹânʹın ilme ve ilim adamına on beş asırdan beri birçok konularda ana fikir verdiğini, temel bilgiler koyduğunu düşünüyoruz ve Dr. Hansʹın, Kur’ân’ın sözü edilen hük­münün İlâhî olduğunu isbatlar anlamda bilimsel belgeler ortaya koyduğu­nu görüyoruz.

Mâide ve En’am sûrelerinde domuz etiyle ilgili tesbitlere yer verdiği­miz için, burada tekrar etmek istemiyoruz. Meraklıların Bakara sûresi 173., Mâide sûresi 3., En’am sûresi 145. âyetlerin tefsîrine bakmalarını tavsiye ederiz. Özellikle Mâide sûresi 3. âyette yeterli açıklama yapılmıştır.

4- Allah’tan başkası adına kesilen hayvan da eti haram kılınanlar­dan biridir. Bu daha çok kalpteki imân cevherinin cilâsını bozar, İlâhî rah­metin oraya inmesine engel olur ve ruhun âfiyetini zedeler.

ZARÛRETLER SINIRLIDIR

«Kim de darda kalırsa, (baş­kasının hakkına) tecavüz etmeksizin, (ölmeyecek miktarı) aşmaksızın (bunlardan yiyebilir). Şüphesiz ki, Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. »

İslâm hukukundaki yüze yakın ana kaideden ikisi zarûretlerle ilgi­lidir. Şöyle ki: «Zarûretler mahzurlu şeyleri mubah kılar. » «Zarûretler ken­di miktarınca takdîr olunur. »

İkinci kaide, birinci kaideyi tamamlar mahiyettedir. Her ikisi de ilgili âyetin ışığı altında belirlenip ortaya konulmuştur. Bunları biraz açıklama­mızda fayda vardır; şöyle ki:

İslâm’da Kur’ân ve hadîsin ışığı altında zarûretler tahdit edilmiş, yani belirli bir sınır içine alınmıştır. Haram nesneyle karşı karşıya gelen kimse, belirlenen sınır içinde, ondan ihtiyaç miktarı kullanabilir. Buna birkaç mi­sal verelim:

a) Kıtlık yıllarında, ölen bir hayvanın etinden, başka yiyecek bir şey bulunmaz da adam açlıktan ölmek tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, ölme­yecek kadar o hayvanın etinden yiyebilir. Bunun gibi susuzluktan ölüm tehlikesiyle yüzyüze gelen kimse, ölmeyecek kadar şarap veya benzeri alkollü içkiden içebilir.

b) Ölüm tehdidiyle küfre zorlanan, yani İslâmiyeti bırakıp Peygambe­ri ret ve inkârla ölüm arasında bir tercîh yapmakla karşılaşan kimse, kal­bi imân ile yatışmış bulunduğu halde küfrü gerektiren söz söyleyebilir. Bu­nun gibi, bir kimse tehdit ve cebir ile diğer bir kimsenin malını itlaf etse, bu işe ölüm tehdidiyle zorlandığından sorumlu tutulmaz.

c) Açlıktan ölüm tehlikesi geçiren kimse, başkasına ait olup sâhibi­nin müsadesini almadan -ileride bedelini veya aynını ödemek niyetiyle- malından ölmeyecek kadar alıp yiyebilir. (Fazla bilgi için bak: Celâl YILDIRIM/Kur’ân Ahkâmı: 2/402, 403)

Çünkü hayat hakkı bazı istisnalarla her zaman muhteremdir.

HELÂL VE HARAM KILMA YETKİSİ

«Allahʹa karşı ya­lan uydurmak kasdıyla, dillerinizin alışageldiği şekilde uydurup «bu helâl­dir, bu haramdır» demeyin.. »

Bir şeyi helâl, ya da haram kılma yetkisi Allahʹa aittir. Hadîs ile tahrîmi belirlenen bazı şeyler de, Melek Cebrâil’in işâretine dayanmaktadır. Çünkü Peygamber (A. S. ) Efendimiz kendiliğinden böyle bir hüküm koyma yetkisine sahip değildir. O’nun dinî konularda söylediği her şey, mutlaka vahye ve bir de Cebrâil (A. S. )ın işâretine müstenittir.

Gerçek bu olunca, Peygamber (A. S. ) Efendimiz devrinde bulunmayan, ya da bilinmeyen bazı zararlı şeyler ortaya çıkmıştır ki, bunların helâl ve­ya haram olup olmadığı hakkında Kur’ân ve Sünnet’te bir açıklama yok­tur. Yetki ise, Allah’a ve sonra da Peygamberine ait olduğuna göre, sözü edilen maddeler hakkında bir hüküm vermek mümkün değil midir? Aklın şerʹî hükümlerde bir rolü söz konusu mudur?

Şiî bilginlerine ve daha çok İmamiyye mezhebine göre: Hakkında nass (Nass: Kitap ve Sünnet’te mevcut bir delilin delâlet ettiği manada açık olup ihtimal kabul etmemesidir. Diğer bir tarifle: Sevk edildiği manaya açık şe­kilde delâlet eden bir hükümdür.) bulunmayan konularda akıl bir kaynaktır. Hanefî, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre ise, akıl tek başına bir kaynak kabul edilmez. Hakkında nass bulunmayan şeyler; kıyas, istihsan ve şerʹân muteber olan maslahatlar çerçevesinde nassa bağlanır.

O halde bir mesele hakkında nass bulunmazsa, akıl kendi başına hü­küm veremez, nassdan yardım görerek, ona dayanarak verebilir. Böylece hakkında nass bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak menat (illet) sebebiyle, hakkında nass bulunan meselenin hükmüne bağla­mak suretiyle kıyas yapılır.

Bunun için de şu dört esasın bulunması şarttır:

1- Asıl: Hükmün kaynağı,

2- Feri’: Hakkında nass bulunmayan mesele,

3- Hüküm: Kıyas yoluyla asıldan fer’a geçilmesi istenen sonuç,

4- Ortak illet: Hem asıl’da, hem de feriʹde bulunması gereken ortak vasıf.

Bunu bir misal ile açıklayalım:

Kurʹânʹda hamır diye adlandırılan alkollü içkilerin haram olduğu açıklanmakta ve tahrîm illetinin s e k r (sarhoşluk) olduğu belirtilmektedir. O halde Peygamber (A. S. ) zamanında bulunmayıp sonradan icat edilen ero­in, kokain, afyon ve benzeri uyuşturucu maddeler, içkiye kıyas edilir. Çün­kü aralarında ortak illet mevcuttur. Böylece bu durumda da tahrîm yetki­si Allah’a ait olarak kalır.

O bakımdan ilgili âyetle, «Dillerinizin alışageldiği şekilde uydurup bu helâldir, bu haramdır, demeyin. » buyurularak insanların kendi görüş, an­layış ve mantıklarına göre, rastgele hüküm vermeleri yasaklanmıştır. Nitekim Cahiliye devri Arapları, bazı develerin kulaklarını yararak, ya da damgalayarak onu kendilerine haram kılarlar; Allah onları haram kılmış gibi bir hava estirirlerdi. İlgili âyetle buna işâret edilmektedir.

O halde hiçbir yetkileri ve hakları yokken, bazı kişilerin kendi düşün­ce ve mantıklarına göre, helâlı haram, ya da haramı helâl saymaları veya yeni icat edilen zararlı bir maddeyi helâl kabul etmeleri çok sakıncalıdır. Kur’ân onların kendi nefislerinden yana yontup hüküm vermelerini kınar­ken şunu hatırlatıyor : «Bu, az bir yararlanma ve geçimliktir ve onlar için elem verici bir azâp vardır. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Medineli’lere misal verilerek, İlâhî nimetle­rin kıymetini bilip şükrünü yerine getirmeleri öğütlenirken, aynı tavsiyenin bütün müʹminlere yapıldığına işâret edildi. Sonra da helâl ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğuna atıf yapılarak dört önemli şeyin haram kı­lındığına dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Yahudilere haram kılınan şeylerin sebeplerine dik­katler çekiliyor. İlâhî emre uymadıkları ve mevcut nîmetlerin kıymetini tak­dir etmedikleri için kendilerine bazı cezaların verildiği belirtiliyor. Ama bil­meden kötülük işleyenler, bunun farkına vardıkları zaman tevbe edip dö­nüş yaparlarsa, şüphesiz ki Allah’ı gafur ve rahîm olarak bulacakları müj­deleniyor.