Nisa Suresi 114-115. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ اَجْرًا عَظِيمًا وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

115.

Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.

Diyanet İşleri

115.

Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

114- Onların toplanıp gizli görüşme yaparak fısıldaşmalarının ço­ğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi, (din ve sağduyu çerçeve­sinde) iyi bir iş yapmayı, insanların arasını düzeltmeyi emredenler müs­tesnâ.. Kim bunları Allah’ın hoşnutluğunu arzulayarak işlerse, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

115- Kendisine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamberʹe düşmanlık edip uymayan, müʹminlerin yolundan başkasına uyan kimseyi, tuttuğu yolda kendi haline bırakır da ileride onu Cehennemʹe sokarız. Ora­sı ne kötü gidiş ve varış yeridir!

İLGİLİ HADÎSLER

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ashabına seslenerek buyurdu:

«Size derece bakımından oruç, namaz ve sadakadan daha üstün bir şeyden haber vereyim mi? »

Ashab:

- Evet, Ya Resûlellah! deyince, şu cevabı verdi:

«İki kişinin arasını düzeltmek.. Arayı bozmak ise, tıraş edicidir. Bu­nunla saçları tıraş edicidir, demek istemiyorum, dini tıraş edici olduğunu söylüyorum. » (Tirmizî - Ebû Dâvud: Ebu Derdâ (R. A. )dan)

Küba halkı birbirine girmiş, araları açılıp birbirlerini taşlayacak kadar işi azıtmışlardı. Durumu öğrenen Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ashabına: «Bizimle gelin de onların arasını düzeltmeye çalışalım.. » buyurmuştu. (Sahih-i Buharî: - Müslim: Ümmü Mektum (R. A. )den)

Ümmü Mektum (R. A. ) diyor ki:

Halkın çoğunun dediği gibi, bazı şeylerde yalan söylemenin mubah olduğuna ruhsat verilmiştir, sanmıyorum; ancak şu üç hususta yalan söy­lemeye ruhsat vardır, biliyorum: İnsanlar arasını düzeltmeye çalışırken, koca, karısının bazı isteklerinde, kadın da kocasının bazı davranışları kar­şısında ve bir de savaş günlerinde... (Sahih-i Buharî: Sehl bin Sa’d (R. A. )den)

«Âdemoğlunun her sözü aleyhinedir, lehine değildir; ancak Aziz ve Celil olan Allahʹı anmak veya iyilikle emretmek, kötülükten menʹetmek müstesnâ.. » (İbn Mace/fiten: 12: Süfyân es-Sevrî’den)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Büyük Sahabi Ebû Eyyubʹe (R. A. ) sordu:

«Sana kızıl tüylü develerden daha feyizli ve bereketli bir ticaret yo­lunu göstereyim mi? İnsanlar sürtüşüp bozuştuklarında aralarını düzeltme­ye çalış; birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarında onları birbirine yaklaş­tır.. » (Bezzar: Ebu Eyyub (R. A. )den)

N E C V Â = FISILDAŞMA, GİZLİ TOPLANTI YAPMA

«Onların toplanıp gizli görüşme ya­parak fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. »

Gizli toplantılar ve birkaç kişinin bir araya gelip fısıldaşması genel­likle yeriliyor. Ancak bazı konularda buna büyük ihtiyaç duyulduğunu unut­mamak gerek :

a) Devlet adamlarının ülke sorunları ile ilgili toplantıları ve aldıkları kararları -duyulmasında sakınca görülüyorsa- gizliliğe riayet ederek yapı­labilir.

b) İç ve dış tehlikelere karşı daha uyanık bulunmak ve izlenecek yo­lun, uygulanacak stratejinin tesbiti, başvurulacak tedbir ve taktiğin belir­lenmesi hususunda gizli toplantı ve görüşmeler tertiplenebilir.

c) Ülke yararına ekonomik alanda kararlar alınırken, bilimsel araş­tırmalar yapılırken, önemli buluşlar hususunda ip uçları elde edilirken giz­liliğe riâyet edilebilir.

d) Bir hastayı ameliyat etmek ve gereken önlemleri almak için ta­biplerin kendi aralarında toplanıp gizli bir karar almaları da bu cümleden­dir.

İşte bu ve benzeri toplantılarda elbette ki hayır vardır. İlgili âyetle, gizli görüşmelerin çoğunda hayır yoktur, denilirken bu gibi önemli, ülke ve halk yararına yapılan toplantılarda gizliliğe riâyet edilmesinde hayır bu­lunduğuna işâret edilmektedir.

Bu ve benzeri gizli toplantı ve fısıldaşmalar dışındaki görüşme ve fısıldaşmaların çoğunda hayır yoktur. Çünkü insan karakteri veya onun psi­kolojik yapısı, çevrenin görebileceği, ya da işitebileceği bir ortamda hep iyilik ve hayırdan yana görünme gayretindedir. Birbirine yakın karakterde olanlar ise, başbaşa kalınca içlerinde biriken kötülükleri usta bir dille fı­sıldamaya çalışırlar.

Kur’ânʹda yukarıda işâret yollu yapılan istisnalarla beraber, bir de bütün iyilik ve hayırları kendinde toplayan üç konuda gizli toplantı yapıl­masında, gizliliğe riayet edilmesinde hayır bulunduğu açık bir istisnâ ile sergileniyor:

1. Yardımlaşma ve dayanışmayı, sosyal adâlet ve dengeyi sağlamada tesiri açıkça görülen zekât, sadaka ve benzeri yardımları gizli yapmak çok daha uygundur. Gösterişe yer verilerek dağıtıldığında fakir ve muhtaçları rencide edebilir, onurlarını kırabilir.

2. İyilikle emretmek, yararlı direktifler vermek daha çok âmirle memur arasında cereyan eden çok önemli bir husustur ki, gizliliğe dikkatte ya­rar vardır. Halk arasında bir âmirin çevresindeki memurlara emirler ver­mesi, otoritenin ciddiyetsizliğini gösterir, memurun infialine sebep olabi­lir. Bunun için emir ve direktiflerin gizli verilmesi, memura değer verildiği­ni ifade eder. Bu da onu onore etmek anlamına gelir.

3. Toplum ve âile yapısında meydana gelen kırgınlıkları, sürtüşme ve tartışmaları gidermek için taraflarla yapılan görüşmeleri tam bir gizlilik içinde sürdürmek gerekir. Aksi halde taraflardan birinin barışmak iste­mediği veya ileri geri konuştuğu etrafa yayılır da kaş yaparken göz çıka­rılmış olur. Bu tutum kırgınlık ve sürtüşmeyi büsbütün artırabilir.

Kur’ânʹda bu tür fısıldaşma ve gizli toplantılar yapmada hayır bulun­duğu istisnaî bir anlam ve ölçüde belirtilirken sebeplerini günlük yaşantı­mızda, cereyan edegelen olaylarda aramamız öneriliyor.

Böylece âyette biri işarî, diğeri açık olmak üzere iki ayrı istisnaya yer veriliyor.

BÜTÜN HAYIRLARI KENDİNDE TOPLAYAN ÜÇ TABİR: SADAKA - MAʹRUF - ISLÂH-I BEYN:

Zenginle fakir arasındaki açıklık, ya da uçurumu kapamak, sosyal dengeyi sağlamak, yararlı olanı emretmek, zararlı olanı men’etmek, âmir­le memur arasındaki otoriteyi sevgi ve saygı doğrultusunda sürdürmek, halk arasındaki dargınlık, sürtüşme, haysiyet kırıcı tartışmayı düzeltmek ve bunlar için yeterince tedbirler düşünmek, ülkenin mutlak anlamda hay­rına yönelik hizmetlerdir. Kur’ân bu kadar önemli ve bütün bir milletin se­lâmetiyle ilgili üç yönlü düşünce ve tedbirin ana felsefesini üç tabirde toplayıp özetlemiş; açıklamasını ise, bizim irfanımıza bırakırken bütün bunları Allah’ın hoşnudluğuna erişmek için -şahsî çıkardan uzak bir inanç havası içinde- yapmamızı tavsiye etmiştir.

Müfessir Fahruddin Razî bu âyeti tefsir ederken murad-i İlâhîʹyi şöy­le yansıtmaya çalışmıştır:

«Neden istisnâ olarak Allah sadece bu üç tabiri seçip sergilemiştir? Çünkü hayırlı iş, ya yarar sağlamaya, ya da zararı geri çevirmeye yönelik­tir. Bu hayır, ya bedenle ilgilidir, muhtaca yardım etmek gibi, ya da ruhla ilgilidir ki bu, teorik gücü ilimlerle tamamlamak veya pratik gücü iyi dav­ranışlarla kemâle erdirmektir. Bunun da tamamı iyilikle emretmekten ibâ­rettir veya zararı gidermekle ilgilidir; arayı düzeltmek gibi. İşte bütün ha­yırlar bu üç kelimenin kapsamında toplanmıştır, diyebiliriz. »

PEYGAMBERE MUHALEFET

«Kendine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamber’e düşmanlık edip uymayan »

İnsanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirilip gönderilen Pey­gamber, mutlak anlamda hayrı, iyiliği, mutluluk ve esenliği telkin eder; beşer ruhuna, ondaki fıtrî yüceliğe ve sadeliğe ters düşen fenalığı, tuğ­yan ve isyanı, sınırsız hürriyeti, başıboş şehveti, dünyaya karşı doymazlı­ğı belli ölçü ve sınırda durdurmaya çalışır, Tek kelimeyle Peygamber, in­sana yaratılışındaki asalet, azizlik, yücelik ve mükemmelliğe eşdeğerde­ki şeyleri yapmasını, uymayan şeylerden kaçınmasını öğretir.

Karşıt güçlerin tesiri altında bütün bir ömür süresince mücadele ver­mek zorunda bırakılan ve esasen yaratılışının gereği olarak ister istemez böyle bir ortamda yaşayan insan, ciddi bir eğitim süzgecinden geçirilme­diği, ruhundaki yüceliğe orantılı bir tahsil görmediği takdirde karşıt güç­lerden nefs ve şeytanın doğrultusunda mide ve şehvet kaygısına düşer, bütün himmet ve enerjisini bu yolda harcamaya koyulur. İnsan artık böyle bir düzeye ayak basınca, Peygamberin sunduğu her şey ona ters, sıkıcı ve acı gelir; nefret duygusu her geçen gün biraz daha kabarır ve sonun­da tam bir peygamber düşmanlığına dönüşür.

Cenâb-ı Hak, fertleri ve toplumu, ruhlarının ve yaratılışlarındaki yü­celiklerinin doğrultusunda eğitmeyen veya eğitemiyen; yaratanla yara­tılan arasındaki pürüzleri kaldıramıyan milletleri, toplum ve âileleri tut­tukları hatalı ve tehlikeli yolda kendi hallerine bırakır. Böylece her millet, ya da âile kendi dünyasını ve geleceklerini kendi anlayış, inanç ve tutum­larıyla hazırlamış olurlar.

Böylesine uyumsuz ve dengesiz bir yolda yürüme hiçbir milleti ve âileyi saadet burcuna yükseltmemiştir. Geçici saadet varsa, aldatıcı ve sahtedir.

Tahliller:

N e c v â:

a) İki kişi arasındaki sır,

b) İki kişi arasındaki fısıldaşma,

c) Gizli ve maksatlı toplantı,

d) Tedbirde gizlilik,

e) Bir topluluğun kendi tedbirinde başkasından ayrılması, gibi anlam­larda kullanılır.

Şikak - Müşakat veya m ü ş a k k a:

a) Düşmanlık,

b) Her birilerinin düşünce bakımından ayrı bir şıkta bulunması,

c) Her birilerinin işlediği fiilin diğerine meşakkat vermesi gibi anlam­lara gelir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, doğru yol belli olduktan sonra şahsî çıkarlarını ön plâna alıp Peygambere muhalefet eden, müminlerin yolundan ayrılan kimselerin kendi hallerine terkedileceği ve sonunda kapatılması mümkün olmayan bir hüsranla noktalanacağı açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, ancak Allah’a ortak koştuğu halde ölenlerin bağışlanmıyacağı hatırlatılıyor. Putlara, kadınlara, tanrıçalara tapan ve böylece şeytanın dümenine uyanların varacağı ebedî mutsuzluk yurdundan söz ediliyor ve gereken uyarı yapılıyor.