MEÂLİ:
110- And olsun ki, Mûsâ’ya kitap verdik, ne var ki, (idraksizler yüzünden) onda anlaşmazlık meydana geldi. Eğer Rabbinden geçmiş bir söz olmasaydı hemen aralarında hükmedilip (çoktan) sonuca bağlanmış olurdu bile. Ve doğrusu onlar bunda kuşku ve şüphe içindeler.
111- Şüphesiz her birinin amellerinin (karşılığını) Rabbin tastamam verecektir. Doğrusu O, onların yapageldiklerinden haberlidir.
SON PEYGAMBERİ BEKLEYENLER
Gerek kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyan din adamları, gerekse onlara uyanlar, son peygamber Hz. Muhammed (A. S. ) risâlet göreviyle ortaya çıkıp insanları Allahʹın birliğini tasdîka dâvete başlayınca, Oʹnun gelmesini sabırsızlıkla bekledikleri halde, kitaplarında Oʹnunla ilgili İlâhî âyetler üzerinde görüş ayrılığına düştüler ve aralarında kapanması zor ihtilâf çıktı. Kimi o belgeleri değiştirmekten yana idi, kimi de farklı yorumdu bulunmak sûretiyle son peygamberden söz edilmediğini anlatmanın lüzumunu savunuyordu. Yahudîler daha önce Tevrat’ın diğer hükümleri hakkında da buna benzer bir takım ihtilâflar izhar edip farklı görüşler ve yorumlar, yanlış değerlendirmeler ortaya koymuşlardı. İlgili âyette bilhassa bu husus belirtilerek hem mü’minlere sağlam bilgi veriliyor, hem de Yahudi din adamları insafa dâvet edilerek uyarılıyor.
Ayrıca Tevrat ilk indiği zaman da İsrâiloğulları iki, üç gruba ayrılmış, kimi inanmış, kimi ret ve inkâr yolunu seçmiş, kimi de şüphe ve tereddüt içinde bocalamıştı.
Onların gerek Tevrat, gerek Kur’ân ve gerekse Hz. Muhammed (A. S. ) hakkında ortaya attıkları farklı yorumlar ve görüşler, hemen çözüme kavuşturulmak istenseydi, her şey bir anda olup biterdi. Ama böyle yapmak, sünnetullah gereği değildir. O bakımdan ihtilâfın çözümü ve hakkın izharı daha çok âhirete bırakılmış oluyor.
Yahudîler ve Hıristiyanlar son Peygamber Hz. Muhammed’i (A. S. ) ret ve inkâr ederken, putperest Araplara kötü örnek oldular. Nitekim Mekke müşrikleri arasında farklı görüşler ortaya çıkmış, bir kısmı Hz. Muhammedʹi (A. S. ) peygamber olarak kabul edip inanmış, çoğu ise kin ve düşmanlık bayrağını çekip en şeni yollara baş vurmaktan çekinmemişlerdi.
İlgili âyetlerle, tarihin hemen her döneminde gönderilen peygamberlere ve indirilen hak kitaplara karşı buna benzer sataşmaların, inkâr ve isyanların ortaya çıktığına dikkatler çekilerek Hz. Peygamber (A. S. ) ve müʹminler teselli ediliyor. Sonra da ihtilâfa düşenlerin her birinin kendi niyet ve ameline göre karşılık göreceği bildirilerek, Hakkʹa dâvette sabırlı olmanın gereği üzerinde duruluyor. En çirkin olaylar karşısında vakar ve nezaketin elden bırakılmamasına işâretle başarılı olmanın yol ve yöntemi ilhâm ediliyor.
Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in Mekke’de 13 yıl süren davet, teblîğ ve irşadı tamamıyla İlâhî tavsiye doğrultusunda geçmiş, Kur’ânʹın çizdiği sınırdan dışarı çıkılmamıştır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Müslümanların Kur’ân’ın belirlediği doğrultuda irşat görevlerini sürdürmeye çalıştıkları ve Allah korkusunu ön plânda tutup beşerî münasebetlerini ona göre sürdürdükleri takdirde İslâm ve Kurʹân’a karşı olanların eninde sonunda hüsrana uğrayacaklarına işâret edildi. Tevrat üzerinde ihtilâfa düşen Yahudilerin parçalanıp perişan oldukları konu edilerek Müslümanların Kur’ân üzerinde ihtilâfa düşmelerinin çok sakıncalı sonuçlar doğuracağı kapalı bir anlatımla hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle mü’minlerin İlâhî emirler uyarınca dosdoğru olmaları, aşırı gitmemeleri emrediliyor. Sonra da gerek kendi nefislerine, gerekse haktan yana olanlara zulmedenlere meyledilmemesi bildirilerek, mü’minlerin ancak Allah’ı, Peygamberi ve kendi din kardeşlerini dost seçmelerinin gereği üzerinde duruluyor. Arkasından müʹminleri bu emir ve tavsiyeler düzeyinde dimdik ayakta tutacak olan namaz ibâdetinin belirlenmiş vakitlerinde yerine getirilmesi emrediliyor.